Türkiye İşçi Partisi (TİP), kamuoyunda “fon vurgunu” olarak bilinen krizi ilişkin İstanbul Kadıköy’deki İl Başkanlığında basın toplantısı düzenledi.
Toplantıya TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile Parti Meclisi ve Bilim Kurulu Üyesi, iktisatçı Nazır Kapusuz katıldı.
Kadıgil’in açılış konuşmasının ardından Kapusuz, fon sisteminin nasıl çalıştığına ilişkin TİP’in incelemelerini anlattı. Şık ise soruşturma kapsamında gündeme gelen isimler, kamu kurumları ve siyasetle bağlantılı olduğunu söylediği ilişki ağlarına ilişkin iddiaları sıraladı.
TİP heyeti ayrıca fon krizinin yalnızca yatırımcıların kaybıyla sınırlı olmadığını, kamu kaynakları ve kamusal haklar açısından da sonuçları bulunduğunu savundu.
Kadıgil: Meseleyi birkaç çürük elmaya indirgemeye çalışıyorlar
Toplantının açılışında konuşan Sera Kadıgil, iktidarın yaşananları birkaç kişinin sorumluluğuna indirgemeye çalıştığını söyledi.
Devlet Denetleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısına işaret eden Kadıgil, soruşturmanın iktidardan bağımsız biçimde yürütülüp yürütülemeyeceğini sorguladı. Kadıgil şöyle konuştu:
“Bir skandal yaşıyoruz ve bu skandalı bize, üç beş tane çürük elmanın, devletimizin bütün imkanlarına ve seferberliğine rağmen yurttaşlarımızı dolandıran üç beş kişiden ibaret olduğunu ve bunun üzerine gidecekleri masalını bize satmaya çalışıyorlar.”
TİP’in toplantıyı yeni bir “bomba isim” açıklamak amacıyla düzenlemediğini söyleyen Kadıgil, meselenin kişilere indirgenmesinin sistemdeki diğer sorumlulukların görünmez kalmasına yol açacağını kaydetti:
“Bu iş, bir-iki kişinin magazin figürü gibi öne atılıp parçalanıp diğer herkesin, bu işin gerçek sorumlularının, bu sistemin kurucularının elini yıkayıp ve hatta güçlenerek bu işten çıkmasına bir fırsat haline getirilmemeli.”
Kapusuz: Bu bir balon ya da klasik anlamda Ponzi değildi
Kadıgil’in ardından söz alan Nazır Kapusuz, kamuoyunda fon sistemine ilişkin kullanılan “balon” ve “ponzi” tanımlarının tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Kapusuz, sistemi farklı yatırım fonları, şirket hisseleri ve finans kuruluşlarının birbirleriyle bağlantılı biçimde çalıştığı “entegre” bir yapı olarak anlattı.
“Bu entegre sistemin hiçbir şekilde kamu gözetimi, onayı, izni ve katkısı olmadan yapılması mümkün değil” diyen Kapusuz, şöyle devam etti:
“Bu sistemde herhangi bir üst düzey yönetici veya kişi direnseydi, ‘Bu olmaz’ deseydi, bu sistem çökerdi zaten. Sistemin yürüyebilmesinin tek koşulu SPK’sından BDDK’sına, Takasbank’tan MKK’sına, Borsa İstanbul’dan Türkiye Varlık Fonu’na, Mehmet Şimşek’inden yardımcılarına kadar hiçbirinin bu sistemi kilitlememesi sayesinde kurulan bir mekanizmadır.”
Kapusuz’un anlatımına göre sistemde düşük işlem hacmine sahip şirketlerin hisseleri belirli fonlarda toplanıyor, yükselen hisse fiyatları fonların değerini artırıyor, ardından bu varlıklar başka fon ve finansal işlemlerde teminat olarak kullanılıyordu.
Kapusuz, yüksek riskli fonlara erişimde yatırımcıları koruması gereken mekanizmaların işlemediğini söyledi. Şöyle konuştu:
“Türkiye’de risk 6-7 gibi fonları almak önceden çok katı kurallara tabiydi. Ciddi anlamda bazı beyanlarınızı ispatlamak zorundaydınız. En az 1 milyon TL para yatırmak zorundaydınız. Ama şimdiki kurulan düzenekte bu anketlerin kolayca geçilebileceğini, 1 milyon olmadan 5-10 bin liralarla işlem yapılabildiği ortaya çıktı. Kamu gözetimi insanların bu tuzağa çekilmesinde herhangi bir engel koymadı.
Bu nedenle küçük yatırımcıların uğradığı zararda denetim mekanizmalarının da sorumluluğu var. İnsanlar parasını batırdıysa bunun bir nedeni devlet mekanizmalarının ona bir tuzak kurmasıdır.”
19 Mart bağlantısı iddiası
Fonlar arasındaki para ve teminat hareketlerinin birbirini sürekli beslediğini belirten Kapusuz, yapıyı “matruşka balon sistemi” olarak nitelendirdi.
Tasfiye sürecinde de fonların kağıt üzerindeki varlıklarıyla gerçek yükümlülükleri arasında ciddi bir uyuşmazlık ortaya çıkabileceğini anlattı:
“Tasfiye masası 100 birimlik hisseyi tasfiye etmeye kalkıştığında karşılığında 150 tane ortak görecek. Peki bu durumda tasfiye nasıl yapılacak. Sistemde insanların kendi paylarını bile almasını imkansız hale getirecek inanılmaz bir soygun düzeni kurulmuş.”
Kapusuz, fonların büyümesini 19 Mart 2025 sonrasında Borsa İstanbul’da yaşanan düşüşle ilişkilendirdi.
Fonların elindeki bazı hisselerin fiyat hareketlerini karşılaştırdığını söyleyen Kapusuz, 19 Mart sonrasındaki dönemde daha önce yatay seyreden bazı hisselerin yükselmeye başladığını belirtti.
Kapusuz bunun ekonomi yönetimi ile söz konusu finans çevreleri arasında bir “işbirliğine” işaret ettiğini öne sürdü ancak bunun doğrudan kanıtlanmış bir bilgi olmadığını da ifade etti:
“Ekonomi yönetimi bir şekilde Borsa İstanbul’un, fon piyasalarının çökmemesi için bu kişileri işbirliğine davet etti; ‘Siz buralara paraları koyun, bu düzeni kurun. Çünkü elimizdeki fon kaynakları, elimizdeki TL kaynakları hızla kayboluyor’ denildiği en azından grafikler üzerinden anlaşılıyor. Tabii ki bu işbirliğinin şekli nasıl konuşulduğunu bilemeyiz. Bu sadece spekülatif bir şey olabilir ama bir iktisatçı olarak benim işim paranın ve grafiğin yönünü takip etmektir.”
Kapusuz ayrıca fon getirilerinden alınan stopajın bütçeye sağladığı gelire dikkat çekti. Türkiye bütçesindeki vergi gelirlerinin ilk sekiz ayda yüzde 35 civarında arttığını, fonlardan elde edilen stopaj gelirlerinin ise yaklaşık üç katına çıkarak 120 milyar liraya ulaştığını söyledi.
“Fonların ne kadar şiştiğini, aslında şişen balonun içinde devletin de nasıl olduğunu görmenizi istiyorum. Devlet şu anda gördüğünüz balonun yüzde 17,5’unu bizzat üfleyen bir mekanizma.”
Kapusuz, ekonomi yönetiminin hem yatırımcıların TL’de kalmasını sağlamak hem de bütçe gelirlerini korumak amacıyla müdahaleyi geciktirmiş olabileceğine de dikkat çekti.
Şık: Soygun herkesin gözünün önünde gerçekleşti
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise konuşmasına, kamuoyuna yeni bir belge veya isim açıklamayacaklarını belirterek başladı.
“Zaten bu soygun herkesin gözünün önünde gerçekleşmiş ve zamanında müdahale edilmemiş” diyen Şık, açık kaynaklardan dahi sistem içindeki ilişkilerin takip edilebildiğini söyledi.
Şık, sermaye, siyaset, medya ve devlet bürokrasisinin bazı unsurları arasında bağlantılar bulunduğunu iddia etti:
“Var olan sisteme baktığımızda açık kaynaklardan bile sorumluların kim olduğunu, ifşa edilecek isimlerin kimler olduğunu görebiliyorsunuz. Bu; sermaye, başta AKP olmak üzere siyaset, medya ve devlet bürokrasisinden birtakım kişilerin dahil olduğu bir yapı tarafından vurgun yapmak, soygun yapmak üzere kurulmuş bir sistemin kendisidir.”
Şık, kriz ortaya çıktıktan sonra yönelttikleri sorulara yanıt alamadıklarını belirterek, fonlarda yüksek miktarlı işlem yapan yurt dışı bağlantılı şirketlerin sahiplik yapılarının araştırılmasını istedi.
Özellikle “offshore” şirketler üzerinden yapılan işlemlere dikkat çeken Şık şöyle konuştu:
“Yurt dışı bağlantılı, sadece tabeladan ibaret olan ama offshore hesaplarıyla bağlantılı, yurt dışı yatırımcısı maskesiyle bu fonlarda yüksek meblağlı işlem yapan kurum ve kuruluşlar kimlerdir? Bu offshore bağlantılı tabela şirketlerinin sahiplik yapısını bulmak çok kolay. Bu konuda bir araştırma yapılacak mıdır?”
SPK’ya ilişkin "görevi ihmal" suçlaması
Şık, SPK’nın Tera Portföy’e kriz ortaya çıkmadan önce idari para cezası verdiğini hatırlatarak, kurulun manipülasyon belirtilerini önceden gördüğünü ancak yeterli müdahalede bulunmadığını savundu.
“Manipülasyonu görmüşsünüz, bir denetleyici organsınız ve herhangi bir müdahale etmemişsiniz. Buradan dolayı baktığımızda Sermaye Piyasası Kurulu’nun yöneticileri, eğer bir menfaat ilişkisi yoksa bile, her biri görevi ihmalden ve görevi kötüye kullanmaktan sorumludur.”
Şık, Adalet Bakanı’nın eşi Elif Gülşah Gürlek’in SPK yönetiminde bulunması nedeniyle soruşturma açısından çıkar çatışması yaşandığını da söyledi.
Bu nedenle soruşturmanın başındaki isimlerin konumunun tartışılması gerektiğini savunan Şık, “Derdimiz kişi değil, o makamda bulunan birinin denetleyici organların görevini yapmaması nedeniyle oluşan zaaftaki çıkar çatışmasıdır” dedi.
"Soruşturma yatay büyüyor, dikey olarak da yürütülmeli"
Şık, mevcut soruşturmanın şirketler, mal varlıkları ve kamuoyunca bilinen bazı kişiler üzerinden genişletildiğini ancak siyasi ve bürokratik bağlantıların yeterince araştırılmadığını anlattı.
“Şu an soruşturmaya nasıl bakıyoruz? Çok magazinleştirilen yatlar konuşuluyor, villalar konuşuluyor. Popüler kimliklerin isimleri açıklanıyor. Magazin dünyasından yatay biçimde genişletilen bir soruşturma var. Peki böyle yatay büyütülen bir soruşturma dikey olarak araştırılmaya başlandığında siyasetten, bürokrasiden kimlerin ismi karışacak?”
Şık, fonlardan krizden kısa süre önce büyük miktarlarda para çeken yatırımcıların listesinin de açıklanmasını istedi.
“28 Ağustos 2026 düzenlemelerinden önce, yani bu krizin patlamasından önce bu fonlardan çıkış yapan büyük yatırımcılar kimlerdir?” diye soran Şık, bu kişilerin siyaset ve bürokrasiyle bağlantılarının araştırılmasını talep etti.
"MASAK, SPK ve Borsa İstanbul kayıtları açıklansın"
Şık’ın temel taleplerinden biri, fonlarda işlem yapan yatırımcıların kayıtlarının kamuoyuna açılması oldu.
Küçük yatırımcılarla sistemden yüksek kazanç elde eden kişilerin birbirinden ayrılması gerektiğini söyleyen Şık şöyle konuştu:
“450 bin kişinin içerisinde küçük yatırımcıyı bir kenara koyduğumuzda, bu piramidin en tepesindeki soygun çarkının en önemli isimlerinin kim olduğu MASAK kayıtlarında, SPK kayıtlarında ve borsa kayıtlarında var. Bu isimler açıklanmalıdır.”
Şık, para hareketlerinin dijital izler üzerinden takip edilebileceğini belirterek soruşturmanın şeffaflaştırılmasını istedi.
"Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu"
Şık, fondaki toplam zararın boyutuna işaret ederek yaşananları “Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu” olarak nitelendirdi.
“Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunudur arkadaşlar bu. Israrla söylüyorum; 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunudur. Adresi bellidir ve bunun bir an önce yurttaşa açıklanması bir borçtur.” diye konuştu.
Şık ayrıca muhalefet partilerine, Meclis’te kurulabilecek resmi komisyonun yanı sıra iktisatçı, hukukçu ve araştırmacıların yer alacağı ortak bir çalışma grubu oluşturma çağrısında bulundu.
TİP’in talepleri
Toplantının sonunda yeniden söz alan Sera Kadıgil, TİP’in soruşturmaya ilişkin taleplerini açıkladı.
Kadıgil, SPK, Borsa İstanbul, Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yönetim ve üst düzey yöneticilerinin sorumluluklarının araştırılmasını, haklarında adli soruşturma yürütülmesini ve TBMM’de fon sistemini araştıracak bir komisyon kurulmasını istedi.
TİP ayrıca üst düzey siyasetçiler ve bürokratların fon işlemlerinin açıklanmasını talep etti.
Kadıgil şöyle konuştu:
“Orada kimin ne işlem yaptığı, hangi tarihte kaç para yatırdığı, hangi tarihte kaç para çektiği, kimin bu fon çılgınlığı başlamadan hemen önce görevlerinden affını istediği, kimin bu çöküş başlamadan hemen önce cebine milyarlarca lira para koyup gittiği sabit. Bunu siz biliyorsunuz, bunu henüz biz bilmiyoruz. O yüzden bir temiz eller operasyonu başlatmış gibi kamuoyunun gazını almaya çalışmaktansa, eğer gerçekten bir arınma iradeniz varsa buyurun açıklayın, oradaki isimleri hep birlikte görelim.”
Kadıgil ayrıca son beş dönemde görev yapan milletvekilleri ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dönemindeki bakanların mal varlıklarının araştırılması için Meclis komisyonu kurulmasını önerdi.
"Zarar halka yüklenmemeli"
TİP, fondaki zararların kamu bütçesinden karşılanmasına da karşı çıktı.
Kadıgil, özellikle Katılımevim’de taksit ödeyen yüz binlerce kişinin zararının el konulan mal varlıkları ve bloke edilen tutarlardan karşılanması gerektiğini söyledi:
“Hiç kimse yarattığınız bu enkazın, yapılan bu dolandırıcılığın bedelini ağır vergi yükü altında inim inim inleyen halka yüklemeye kalkmasın. Her kim çaldıysa, o çaldıklarından bu zararlar mahsup edilmeli.”
TİP ayrıca fon vurgununa ilişkin bilgi, belge ya da mağduriyetleri toplamak amacıyla “ihbarettip.org.tr” adresinde bir ihbar hattı oluşturduğunu açıkladı.
"Hepiniz oradaydınız"
Toplantının soru-cevap bölümünde yeniden söz alan Kapusuz, özellikle Tera Yatırım Bankası’na verildiğini söylediği 600 milyon dolarlık döviz kredisine dikkat çekti.
İhracatçıların döviz kredisine ulaşmakta güçlük çektiği bir dönemde bu kredinin verilmesinin araştırılması gerektiğini söyleyen Kapusuz, ekonomi yönetiminin sonradan sistemi yeni keşfetmiş gibi davranamayacağını savundu:
“Şimdi 'Yeni keşfettik, aramızda çürükler vardı' deniyor. Rahatlıkla tüm bürokratik ve ekonomi yönetimine şu söylenebilir: Hepiniz oradaydınız.”

Ahmet Şık: Sayan ailesi 163 milyon TL’yi nereden buldu, hacca Yağız’ın jetiyle mi gitti?

Ahmet Şık’tan Mehmet Şimşek’e: Son vurgunu yapan kim?

Ahmet Şık’tan Mehmet Şimşek'e: Fon krizinde siyasi ve bürokratik bağlantılar araştırılıyor mu?
(HA)
















