Suriye’de 13 Eylül’de yürürlüğe giren akaryakıt zamlarının ardından başlayan protestolar kısa sürede farklı bölgelere yayılırken, sokaktaki tepki geçiş yönetiminin karar alma biçimi ve toplumsal taleplere yanıt verme kapasitesi üzerine daha geniş bir tartışmaya dönüştü.

Suriye: Deyrezor'da halk pahalanan petrolü, petrol işçileri ödenmeyen ücretleri ptotesto ediyor
12 Eylül’de açıklanan ve 13 Eylül’de yürürlüğe giren yeni tarifeyle mazotun litre fiyatı 125’ten 175 yeni Suriye lirasına (yaklaşık 45 TL’den 63 TL’ye) çıkarak yüzde 40 arttı. 95 oktan benzin 152’den 195 liraya (yaklaşık 54 TL’den 70 TL’ye), 90 oktan benzin ise 147’den 185 liraya (yaklaşık 53 TL’den 66 TL’ye) yükseldi. Ev tipi tüp gazın fiyatı da yaklaşık yüzde 9 arttı.
İdlib, Halep, Hama, Dera, Şam kırsalı, Rakka, Deyrizor ve Haseke’de düzenlenen gösterilerde yollar kapatıldı, bazı yerlerde lastikler yakıldı. İdlib’in Maarat el-Numan bölgesinde Şam ile Halep’i birbirine bağlayan M5 otoyolu kesildi. Deyrizor’da ise El-Ömer petrol sahasına giden yolda tankerlerin geçişi engellendi.
Suriye’nin resmî haber ajansı SANA, protestoların bu yedi vilayette düzenlendiğini bildirdi. Ajansa göre Halep dahil çeşitli bölgelerdeki protestolar dün (16 Eylül) devam etti. Göstericiler, zamların ulaşım ve günlük yaşam maliyetlerini artırmasına tepki gösterdi.

Suriye’de zam protestosu 8 kente yayıldı: Karayolları kapatıldı, ulaşım krizi çıktı
Protestolarda Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in görevden alınması talebi öne çıktı. Tepkilerin ardından Halk Meclisi, Enerji Komisyonu Başkanı İkbal Muhammed Mansur’un talebi üzerine Beşir’i dinleme kararı aldı. Başlangıçta bugün için planlanan oturum, bakanlığın talebiyle 20 Eylül Pazar gününe ertelendi. Bakanlık, görüşülecek konuların petrol fiyatlarının yanı sıra elektrik, su kaynakları ve madencilik dahil diğer alanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi üzerine hazırlık için ek süre istediğini açıkladı.

Hükümet, zammı nasıl gerekçelendiriyor?
Enerji Bakanlığı fiyat artışını ‘geçici’ olarak tanımlıyor. Resmî açıklamaya göre Banyas Rafinerisi’nin kapsamlı bakıma alınması yerli rafinaj kapasitesini düşürürken, petrol ürünlerinin yanı sıra taşıma, sevkiyat ve sigorta maliyetleri de yükseldi. Bakanlık, düzenlemenin ithal yakıtın tedarik maliyeti ile iç piyasadaki satış fiyatı arasındaki farkı azaltmayı, böylece yeni sevkiyatların finansmanını ve iç piyasaya kesintisiz arzı sağlamayı amaçladığını belirtiyor.
Uluslararası piyasalardaki gelişmeler de bu dönemde enerji maliyetleri üzerindeki baskıyı artırdı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş Hürmüz Boğazı’ndaki petrol trafiğini büyük ölçüde aksatırken, Suudi Arabistan’ın Hürmüz’e alternatif güzergâh olarak kullandığı Doğu-Batı Petrol Boru Hattı da dron saldırılarının ardından kapatıldı. Brent petrolü 14 Eylül’de gün içinde 109 doların üzerine çıktı. Yemen’deki Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları da bölgesel tedarik kaygılarını artırdı.

Husiler kimdir?
Suriye’nin kırılganlığı ise yalnızca küresel fiyatlardan kaynaklanmıyor. Beşir’in verdiği rakamlara göre ülke günde yaklaşık 102 bin varil petrol üretirken iç tüketim ihtiyacı yaklaşık 325 bin varil. Bu nedenle yaptırımların gevşemesine ve yerli üretimin artmasına rağmen Suriye hâlâ büyük ölçüde dış tedarike bağımlı.

Petrol sahaları Şam’a geçti, beklentiler yükseldi
Protestoları siyasi açıdan önemli kılan noktalardan biri de zamanlaması. Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ocak ayında varılan ateşkes ve entegrasyon anlaşması, sınır kapılarıyla petrol ve gaz sahalarının merkezi hükümete devredilmesini öngörüyordu.
İzleyen askeri ve siyasi gelişmelerin ardından Şam yönetimi, şubat ayında ülkenin kuzeydoğusundaki başlıca petrol ve gaz alanlarının kontrolünü devraldı.
Bu gelişme, petrol sahalarının merkezi yönetimin kontrolüne geçmesinin neden kısa sürede daha ucuz enerjiye dönüşmediği sorusunu da gündeme getiriyor. Ancak üretim ile toplam tüketim arasındaki büyük açık ve rafinaj kapasitesindeki darboğaz, sahaların kontrolünün tek başına ithalat bağımlılığını ortadan kaldırmadığını gösteriyor.

GILBERT ACHCAR İLE İRAN-ABD SAVAŞI
"Ortadoğu savaşları hala petrol ve imparatorluk üzerine"
Benzer bir beklenti farkı uluslararası normalleşmede de görülüyor. Avrupa Birliği (AB) Mayıs 2025’te güvenlik gerekçeli ve Esad yönetimiyle bağlantılı hedefli tedbirler dışındaki ekonomik yaptırımları kaldırdı. AB Konseyi de bu yılın mayıs ayında 2011’den beri kısmen askıda bulunan AB-Suriye İşbirliği Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasını yeniden başlattı.
ABD ise Mayıs 2025’te geniş çaplı yaptırım muafiyetleri getirdi, haziran sonunda kapsamlı Suriye yaptırım programını sonlandırdı. Washington, 24 Ağustos’ta Suriye’nin “teröre destek veren devletler” listesindeki statüsünü de kaldırdı.
Buna karşın dış açılım henüz yaşam koşullarında aynı ölçüde bir rahatlamaya dönüşmüş değil. Dünya Bankası, Suriye ekonomisinde toparlanma işaretleri bulunduğunu belirtirken yüksek yaşam maliyetleri, finansman ve bankacılık kısıtları ile güvenlik risklerinin görünümü olumsuz etkilediğini kaydediyor. Kurumun nisan ayında yayımladığı değerlendirmesine göre hanelerin yaklaşık yüzde 90’ı temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Dünya Bankası ayrıca ülkedeki yeniden inşa maliyetini yaklaşık 216 milyar dolar olarak hesaplıyor.


ABD Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkardı
Protestolar siyasi temsil tartışmasını büyütüyor
Lübnan merkezli Al-Modon’a konuşan Suriyeli analist Firas Allavi de bu açıdan sorunun daha katmanlı olduğunu savunuyor. Allavi’ye göre hükümetin yaklaşan ekonomik rahatlamaya ilişkin beklenti yaratması, ancak bunu somut sonuçlar ve şeffaf bir stratejiyle destekleyememesi, hükümet ile toplum arasındaki mesafeyi büyütüyor.
Suriyeli analist Derviş Halife ise yaptırımların kaldırılması ve uluslararası açılımın yaşam standartlarına aynı hızda yansımamasının iktidarın toplumsal desteğini aşındırabileceği görüşünde.
Suriye gazetesi Al Thawra’da bugün yayımlanan analizde gazeteci Ali Safar da protestoları yalnızca akaryakıt fiyatlarına yönelik bir tepki olarak değil, geçiş döneminde siyasetin nasıl şekilleneceğine ilişkin bir gösterge olarak değerlendiriyor.
Safar’a göre akaryakıt zammı, geçiş yönetiminin savaş ve yoksullukla yıpranmış bir toplumda ekonomik reformların maliyetini nasıl yöneteceğine ilişkin bir sınav niteliğinde. Protestoların doğrudan sokaktan yükselmesi ise ekonomik kararlardan etkilenen kesimlerin taleplerinin hangi siyasi, sendikal veya toplumsal yapılar tarafından temsil edileceği sorusunu gündeme getiriyor.
(VC)



