Tarihi Sûr ilçesi halkının 2015-2016 dönemindeki çatışmaların ardından yürütülen yıkım, kamulaştırma ve yeniden inşa uygulamalarında uğradığı mağduriyet üzerinden 10 yıl geçtikten sonra da giderilemedi.
Mezopotamya Ajansından Berivan Altan ve Azad Altay'ın araştırmasına göre, birçok tescilli yapının restorasyonu yarım bırakıldı. Aileler kendi evlerine dönemiyor, sorumlu kurumlardan ne zaman dönebilecekleri sorularınaysa yanıt alamıyor.
Hasırlı Mahallesi'nde dört ailenin birlikte yaşadığı evi yıkılan Ali Aras, kendilerine evlerinin yeniden yapılacağının söylendiğini, ancak daha sonra sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini anlattı:
“Ne zararımızı ödediler, ne kira yardımı yaptılar. Neden bize bu zulmü yapıyorlar ve evimizi vermiyorlar? Parayı kabul etmiyorum, evimi istiyorum.”
Sûr'daki sorun yalnızca restorasyon çalışmalarının gecikmesiyle sınırlı kalmıyor. Halk, mülkiyet ve konut hakkına ilişkin on yıllık bir çıkmazla baş başa.
Beş yılda bitecekti, on yıl geçti
Sûr'un Cevatpaşa, Dabanoğlu, Fatihpaşa, Hasırlı, Savaş ve Cemal Yılmaz mahallelerinde aralık 2015'te başlayan ve mart 2016'da askeri operasyonların sona erdiğinin ilan edilmesiyle yeni bir aşamaya geçen süreçte kapsamlı yıkımlar yaşandı.
Bakanlar Kurulu'nun 21 Mart 2016 tarihli kararıyla geniş bir alanda acele kamulaştırma yoluna gidildi. Karar, 25 Mart 2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.
60 ay denildi, 120 ay oldu
Danıştay kararlarında aktarılan hükümetin ilk uygulama planında, Sûr'daki yıkım ve yenileme işlemlerinin 60 ay içinde tamamlanması öngörülüyordu. Bakanlık, acele kamulaştırmanın gerekçeleri arasında afet riskini azaltmayı, kültür varlıklarını korumayı, hasarlı konutları yenilemeyi ve mağduriyetleri gidermeyi saymıştı.
Aradan on yıl geçti. Bazı yapılar yeniden inşa edildi, bazıları restore edildi; ancak pek çok mülk sahibi evlerini geri alamadı.

TMMOB raporu: 4 bin 985 yapıdan 3 bin 569'u tamamen yıkıldı
Sûr'daki yıkımın kapsamını uydu görüntüleri ve teknik incelemelerle belgeleyen TMMOB'nin 2019 tarihli Yıkılan Kentler Raporu'nun 2017'deki tespitlerine göre yasak kapsamındaki 6 mahallede yer alan 4 bin 985 yapıdan 3 bin 569'u tamamen yıkılmıştı. Bu, yapıların yüzde 72'sine karşılık geliyordu. Yıkılanlar arasında tescilli kültür varlıkları ve korunmaya değer geleneksel yapılar da vardı.
UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı'yla bütünleşen tarihi sur dokusu, yalnızca yapılardan değil, sokaklardan, avlulardan, farklı inançların mekânlarından ve mahalle yaşamından oluşan bir kültürel bütün.
İhaleler yarım kaldı, yeni takvim açıklanmadı
Mezopotamya Ajansı'nın araştırmasına göre restorasyon çalışmalarını üstlenen firmaların bir bölümü maliyet artışları ve mali güçlükler nedeniyle işleri durdurdu. Bazı çalışmaların 2023 depremlerinden sonra kesintiye uğradığı belirtiliyor.
Bitmeyen inşaatlardan Kale AŞ'nin üstlendiği Gavur Meydanı'ndaki işin teslim tarihi 2020, CCC Yapı'nın çalışmasının teslim tarihi ise 2021 olarak gösteriliyor. AYATA Group'un üstlendiği 25 tescilli yapıda da çalışmaların tamamlanmadığı bildiriliyor.
Ancak bu şirketlerin sözleşmelerinin güncel hukuki durumu, idarenin hangi yaptırımları uyguladığı ve işlerin yeniden ne zaman ihale edileceği de açıklığa kavuşmuş değil.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç'ın soru önergesine 31 Temmuz 2026'da verdiği yanıtta, 148 hasarlı taşınmazda restorasyon, yıkılmış 25 taşınmazda ise rekonstrüksiyon çalışması yapıldığı veya yürütüldüğü belirtildi.
Bununla birlikte rakamlar, kaç yapının sahiplerine teslim edildiğini ve kaçının hâlâ yarım kaldığını göstermekten uzak.
Üstelik Kamaç'ın 11 Mayıs 2026'da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yönelttiği ayrı bir önerge de, TBMM kayıtlarına göre yanıtsız kaldı. Önergede durmuş restorasyonların sayısı, yüklenici şirketler, ayrılan ödenekler, kira yardımı yapılmayan mülk sahipleri ve güncel teslim takvimi soruluyordu.
“Evimi istiyorum, TOKİ'den ev istemiyorum”
Hasırlı Mahallesi'ndeki evinde geriye yalnızca temelin kaldığı Ali Aras, evlerinin çatışmalar sırasında sağlam olduğunu ve daha sonra yıkıldığını söyledi:
“4 aile bu evde kalıyorduk. Çatışmalar başladığında gelinim ve çocukları evde kaldı. Bizim evimizin olduğu bölge çatışmaların olduğu bir yer değildi.”
Aras, yetkililerin kendisine evinin yeniden yapılması veya TOKİ'den başka bir konut verilmesi arasında seçim önerdiğini, kendi evini istediğinde ise 500 bin lira borç çıkarıldığını anlattı.
“‘Evinizi yapıp, size teslim edeceğiz’ dediler. 500 bin TL borç çıkardılar. Anahtar teslim olana kadar kira yardımı alacağımız söylendi. 1 yıl sonra ‘Sözleşme feshedilmiş. Kimseye ev vermeyecekler’ dendi.”
Aras, Alipaşa'da önerilen konutların eski evinin yarısı büyüklüğünde bile olmadığını belirterek teklifi reddettiğini söyledi.
İkinci kez göç, ikinci kez evsizlik
Cemal Yılmaz Mahallesi'nde 20 yıl muhtarlık yapan Mehmet Topdemir'in yaşadıkları, Sûr'daki yıkımın daha eski zorunlu göçlerle bağlantısını da gösteriyor.
Topdemir, 1991'de köylerinin yıkılması üzerine Sûr'a yerleştiklerini, 2015'ten sonra ikinci kez evlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını anlattı:
“Devlet bizi zorla Sûr’dan çıkardı. Bu içinde bulunduğumuz evin içerisinde 4 aile yaşıyorduk. 8 odalı, iki bodrumumuz vardı. O dönem çıkarıldığımızda hiçbir eşyamızı alamadık. Herkes sadece canını kurtarabildi.”
Topdemir, birkaç ay önce görüştüğü Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerinin, müteahhitlerin zarar ettikleri için restorasyonu yarım bıraktıklarını ve TOKİ'nin yeniden ihale açması gerektiğini söylediklerini aktardı.
Ailesinin Sûr'dan ayrıldıktan sonra Rezan'a, ardından Seyrantepe TOKİ konutlarına taşındığını belirten Topdemir, geride bıraktıkları mahalle yaşamını şöyle anlattı:
“Sûr’un yaşamı çok güzeldi. Mahallede herkes birbirini tanıyordu. Dertlerimizi, üzüntülerimizi, sevinçlerimizi paylaşıyorduk. Mahallemiz bir aile gibiydi. Komünal bir yaşam vardı.”
Bugünkü yaşamlarını ise tek cümleyle özetledi:
“Şimdi sanki açık cezaevinde yaşıyoruz.”
Mimarlar Odası: Teknik değil, siyasi bir sorun
Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi Eşbaşkanı Şerefhan Aydın, restorasyonun yarım bırakılmasının yalnızca maliyet artışlarıyla açıklanamayacağını savundu.
“Burada ciddi bir nüfus vardı. Şu an parmakla sayılabilecek kadar ev var. 3-5 hane dışında pek kimse yok. Bunu bir politikanın sonucu olarak değerlendirmek lazım. Sadece teknik ya da ekonomik sorunlar üzerinden okursak yetersiz kalır.”
Aydın'a göre restorasyon ihalelerindeki yetersiz ödenekler, çalışmaların durmasına neden oluyor. İhale bedeli yapının tamamlanmasına yetmediğinde ikinci bir ihaleye ihtiyaç duyuluyor; ancak bu yapılmadığında eserler yarım bırakılıyor.
"Yıkım bir cezalandırma"
Yıkım ve sonrasındaki uygulamaları bir cezalandırma politikası olarak değerlendiren Aydın, devletin müdahalesinin mahallelerin toplumsal hafızasını da hedef aldığını ileri sürdü:
“Hem burada yaşayanı evsiz bırakıp sürgün ve göçle terbiye ediyorlar, hem de toplumun hafızasına bir müdahale var.”
Aydın, sorumluluğun yalnızca merkezi yönetimde olmadığını, yerel yönetimlerin de yetkilerin geri alınması ve mahalle yaşamının yeniden kurulması için girişimde bulunmaları gerektiğini söyledi.
“Artık belediyeler halkın elinde ve belediyelerin bir nevi artık buraya sahip çıkması gerekiyor. Terk edilmişlik duygusuna müdahale etmesi gerekiyor.”
Restorasyonun yanıtsız sorusu: Evler kime teslim edilecek?
Sur'da on yıldır süren restorasyon, sürecin yalnızca tamamlanan bina sayısıyla ölçülemeyeceğini gösteriyor.
Yerinden edilen aileler açısından sorun, tarihi bir cephenin yeniden inşasından ibaret değil. Kendi mülklerine dönebilmeleri, yeniden kurulan konutların ekonomik koşulları, kira ve zararlarının karşılanması, mahallelerinin toplumsal ilişkileriyle birlikte yaşatılması gerekiyor.
Üç temel sorunun yanıtıysa hâlâ açıklanmış değil:
▶︎ Kaç hak sahibinin evi tamamlandı ve kendisine teslim edildi?
▶︎ Kaç yapı yarım bırakıldı ve yeni ihaleler ne zaman yapılacak?
▶︎ Evlerine dönemeyen ailelerin zararları nasıl karşılanacak?
Ailelerin, meslek örgütlerinin ve Meclis soru önergeleri bir noktada ortaklaşıyor: Sur'da on yıldır çözülemeyen sorun, yalnızca yıkılmış evlerin yeniden yapılması değil, yerlerinden edilen insanların kendi evlerine ve mahallelerine dönebilmesi.
(AEK)







