ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları dördüncü gününde de sürüyor. Saldırıların hedefinde yalnızca İran rejimi ve yöneticileri değil; sivil yerleşim alanları, okullar ve hastaneler de bulunuyor. Geniş çaplı bombardıman nedeniyle çok sayıda sivil yaşamını yitirirken, binlerce kişi de yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya.

ABD-İSRAİL’İN İRAN SALDIRILARINDA 4. GÜN
"İran'da yeni liderin seçimi uzun sürmeyecek”
ABD ve İsrail’in Filistin ve Suriye’nin ardından İran’ı hedef alması, uluslararası kamuoyunda da endişe yarattı. Özellikle sosyalistler, emperyal güçlerin Ortadoğu’daki otoriter rejimlere yönelik saldırılarının "demokrasi" olarak sunulamayacağını vurguluyor.
Sosyalistler değerlendiriyor
bianet olarak Türkiye'deki sol ve sosyalist örgütlerden, ABD ve İsrail'in Ortadoğu'da başlattığı son saldırının bölgenin geleceği açısından ne anlama geldiğini değerlendirmelerini istedik. Talebimize dönüş yapan kurumların temsilcilerinin ilettiği mesajları iletme sırasına göre paylaşıyoruz:

"Anti-emperyalist birleşik bir mücadele"
SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen: ABD-İsrail haydutluğunun yeni bir saldırısı ile karşı karşıyayız. Büyük Orta Doğu projesi içerisinde, Irak’tan Libya, Suriye ve bütün bölgeye uzanan bir yıkım işgal ve iç savaşlarla hayata geçirildi. İsrail’in Gazze’den başlayarak bölgeye yayılan saldırısı bugün de İran’a uzanıyor. Emperyalizmin kendi çıkarlarını bölgede hakim kılmak, petrol ve silah tüccarlarının kan üzerine kurulu imparatorluklarını sürdürmek üzere kurgulanmış bir saldırının, ileri sürüldüğü üzere İran halkının özgürlük arayışı ya da nükleer tehditle hiçbir ilgisinin olmadığını herkes biliyor.
Trump’ın, Amerikan bombaları altında suikast ve katliamlarla İran halkına özgürlük daveti, bir köleleştirme çağrısından başka bir şey değildir. Dün Suriye’de yapılan bugün de İran’da yapılmaya, ülkenin rejimi bahane edilerek ABD-İsrail saldırganlığı meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu da saldırının bir başka parçası, bir tür örtülü CIA operasyonundan başka bir şey değildir. İlerici tüm güçler bu oyunun parçası olmamalıdır.
Türkiye de mevcut tek adam rejiminin Amerikan güdümlü politikalarının sonucu olarak, açılan bu yeni felaket kapısında hızla ilerliyor. Bütün bölgenin ABD güdümündeki etnik ve mezhepsel temeller üzerinden kurgulandığı gericileştirme dalgasına karşı mücadele esas olmalıdır. Bu mücadelenin önemli halkalarından birisi de İncirlik ve Kürecik başta, ABD ve İsrail’e askeri hareket imkanı sağlayan ülkemizdeki tüm üslerin faaliyetlerin durdurulması için mücadeledir. İkirciksiz, tereddütsüz bir anti-emperyalist birleşik bir mücadeleyi ülkemizde bir kez daha örgütleyeceğiz.
"Enternasyonalist sosyalist çizgi güçlenmeli"
Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu: ABD’nin İsrail desteği ile İran’a müdahalesini küresel, bölgesel ve ülke kapsamında ele almak gerekir. Ekonomik savaşta mevzi kaybeden ABD’nin Trump’la daha güçlü olan askeri yönüyle değişmeye yüz tutan dengeleri kendisi lehine çevirme gayreti biliniyor. Bunu yaparken 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan egemenlerarası kurullar ve kuralların tanınmaması ileriye dönük ciddi işaretler vermektedir. Artık demokratik kamuoyunun "BM kararları" "savaş suçu" vb kavramlarla yol alabilmesi mümkün görünmüyor. Dengeler değişirken en bilindik tabirle "haydutça" yaklaşımlara "kuralsızlıklara" maalesef bolca tanık olacağız! Kapitalistler arası kuralsızlığın faşist iktidarları açığa çıkaracağı net bir şekilde görülmelidir. Ciddi bir burjuva kandırmaca olan "demokratik ABD", "faşist ABD" olarak anılacak gibi görünüyor.
ABD haydutluğunun sınırlarını egemenlerin kurulları ve kuralları belirlemeyecektir, bu kurullar ve kurallar yok hükmündedir. Yeni süreci en çıplak haliyle güçler dengesi belirleyecek. İran’a müdahale öncesinde Venezuella’ya müdahaleyi bu kapsamda ele almak gerekiyor. "Yapıyorum çünkü yapabiliyorum" diyen yaklaşımla ABD, İsrail’le birlikte bölgeyi yeniden dizayn etme, Ukrayna Savaşı’ndan bu yana sıkıştırdığı Rusya’yı yalnızlaştırma politikalarına hız verdi. Ukrayna Savaşı, Filistin halkının soy kırıma maruz bırakılması, Suriye’deki gelişmeler bu yaklaşımın birbirini izleyen adımlarıdır.
Türkiyeli sosyalistler anti emperyalist bir bakış açısıyla bu yaklaşıma kesinlikle karşı durmalıdır. Ancak bu yeterli olmayacaktır. Anti emperyalist bakış açısının bir sonucu olarak bölgede ve dünyada enternasyonalist bir bakış açısıyla halkların ortak kurtuluş mücadelesini yükseltmekle ve bunun gereklerini yapmakla yükümlüdür. Türkiye’de inşa edilmeye çalışılan faşist iktidarla bu uluslararası gelişmelerin bağını kurmakla da yükümlüyüz. Her türlü kuralın, kurulun, yasaların ve anayasanın keyfi bir biçimde askıya alınabildiği koşullarda eski ezberlerle mücadele yürütemeyiz. Faşizmin ülkemizde ve küresel anlamda yükselme eğiliminde olduğunun bilinciyle mücadele yol ve yöntemlerini gözden geçirmeliyiz.
Türkiye’de, ABD ve İsrail’in İran’a müdahalesi ile özellikle Kürtlerin durumu ve tutumu tartışma konusu oldu. Ülkede ve bölgede enternasyonalist sosyalist bir akımın güçlü olmaması, bölgede etkin bir anti emperyalist blokun örgütlü olmaması dengeleri ve denklemleri etkilemektedir. Bu durumdan kendini sorumlu tutmayan sosyalistler açısından Kürtlerin aldığı tutumu eleştirmek kolaylığına düşülmektedir. Suriye’deki son gelişmeler ve Rojava’nın statüsü tartışması emperyalizmin tutumunu ve sınırlarını açıkça göstermiştir. Buradan çıkarılan dersler de çok somuttur. Bunun Kürt hareketi tarafından görülmediğini düşünmek için bir nedenimiz yoktur. Ayrıca enternasyonalist sosyalist çizginin güçlenmediği yerde milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi kaçınılmazdır. Tüm bu somut durumlar üzerinden kapsamlı bir yaklaşım ve mücadele planı sunmak zorundayız.

"Proleter enternasyonalizmi yükseltmeliyiz"
Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Oya Nur: ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi, "Epik Öfke" adını verdikleri askeri saldırı ile bölgede yeni bir savaşın fitilini yakmıştır. İran’ın "misilleme" saldırılarıyla tüm bölgeye yayılan savaş ve çatışma hali, bu saldırının yarattığı bir sonuç iken, ABD, İran rejiminin öne çıkan devlet ve dini liderlerini nokta operasyonlarla öldürmesi, benimsenen savaş yöntemi anlamında bir başka sonuçtur. Emperyalist savaş kuralsızdır. Ama bu kuralsızlığın ötesinde, savaşta sivillerin, çocuk ve kadınların kitlesel olarak özel hedef seçilmesi, kuralsız emperyalist savaşta bir stratejidir. Savaş halinde olan gücün kitle temeli üzerinde yapılan plan gereği geliştirilen bu strateji, Filistin, Kürdistan, Lübnan coğrafyasında en acımasızca uygulanmış ve yaşamsal ihtiyaç kuşatmasıyla birleştirilen askeri operasyonlarla sivil halk kitlesel katliamlardan geçirilmiştir. Emperyalist savaş, dünya halklarını tehdit eden niteliği ile aktüeldir. Bu savaşın yaratıcıları, emperyalist güçler ve onun güdümündeki bölgesel iktidarlardır. Tekelci sermaye güçleri ve bileşenleriyle emperyalizm dünya halklarının düşmanıdır, emperyalist savaşlar dünya halkları için yıkım ve talandır.
ABD emperyalizmi ve bölgedeki ileri karakolu İsrail Siyonist devletinin İran’a yönelik başlattığı askeri saldırganlık, sermayenin kanlı pazar kavgasının sonucudur. Ortadoğu’da tırmandırılan bu savaş politikaları, emperyalist odakların hegemonya hesaplarının halkların yaşam hakkından daha "kutsal" görüldüğünü bir kez daha en çıplak haliyle ilan etmektedir. Bu saldırganlık, bölgeyi ucu bucağı olmayan bir yıkım ve istikrarsızlık sarmalına mahkûm etmeyi hedeflemektedir. ABD emperyalizmi, ekonomik ve askeri aygıtlarını devreye sokarak dünya halklarını boyunduruk altına alma siyasetini sürdürüyor. Siyonist İsrail devleti ise bu genel emperyalist stratejinin vurucu gücü olarak hareket etmekte; Filistin’de yürüttüğü soykırımcı pratiği bugün tüm bölge halklarını hedef alacak şekilde derinleştirmektedir. Bu bir "savunma" değil, enerji yolları ve jeopolitik üstünlük uğruna yürütülen modern bir paylaşım kavgasıdır.
Şu gerçek tüm berraklığıyla ortadadır: Emperyalist savaşların bedelini ne saraylarda harita çizen egemenler ne de kâr rekorları kıran silah tekelleri öder. Bu bedel; işçilerin, yoksul köylülerin, kadınların ve çocukların kanıyla, yoksulluğuyla ödetilmektedir. Bu temelde, emperyalist kuşatma ve saldırganlık karşısında direnen İran halkının yanında olduğumuzu ilan ediyoruz. Her türlü emperyalist müdahaleye, işgal politikasına ve egemenlerin kirli savaş aygıtlarına amasız fakatsız karşıyız! Ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak, bugün her zamankinden daha hayati bir devrimci görevdir. Bölge halklarının ortak direniş hattını örmek ve sermaye düzeninin savaş çığlıklarına karşı sınıf dayanışmasını büyütmek zorundayız.
Ortadoğu’da kalıcı barışın yolu; emperyalist postalların bölgeden çekilmesinden, Siyonist yayılmacılığın parçalanmasından ve halkların demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir zeminde kendi geleceklerini kurmasından geçer. Bugünün görevi; egemenlerin bizi hapsetmeye çalıştığı milliyetçi ve mezhepçi boğazlaşmalara karşı, tam hak eşitliği temelinde proleter enternasyonalizmin bayrağını yükseltmektir. İkirciksiz ve şartsız "özgürlük" bahanesiyle, emperyalist savaş, işgal ve saldırılarla kan gölüne çevrilen her coğrafyada, direnen halkın yanında olacağız.

"Yeni Osmanlıcı hesaplar terk etmeli"
Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan: ABD emperyalizmi ve Siyonist ittifakın saldırganlığı Ortadoğu’da İran’ı vurmaktadır. Amaç bellidir. Bölgenin emek gücü, kaynakları ve pazarlarının sömürüsü ve yeniden paylaşımı için sömürgecilikte sınır tanımamaktır. Dünya kapitalizmi ve bölgesel nüfuz mücadelesinde konumunu güçlendirmektir. Bunun içinde, bölgesel bir savaşın ateşini harlayan ve emperyalist bir Dünya Savaşı’nın üçüncüsünün değirmenine su taşıyan haydutlukta ısrar ediliyor.
Saray rejimi ve Cumhur İttifakı, açık ve örtülü bir biçimlerde bu haydutluğa oluyor. Kendisi de bu paylaşım ve nüfuz mücadelesinden pay kapma peşinde koşuyor. Bunu da işçi sınıfımıza, emekçi halkımıza ve gençlerimize itidalli, yerli ve milli dış politika diye pazarlıyor. Bu emperyalist-siyonist haydutluğa amasız, fakatsız hayır diyoruz. Saray rejiminin ya da örtülü her türlü işbirlikçi tutumuna karşı mücadeleyi büyütmek gerektiğine inanıyoruz.
Bu saldırganlığı bir başka emperyalist mihrak ya da ittifak durduramaz. Ancak ve ancak başta ABD ve İsrail olmak üzere her ülkenin kendi işçi sınıfı, ezilen halk kitleleri ve gençliğinin mücadeleleri durdurabilir. İran'a da demokrasi ve özgürlüğü, İran işçileri ve ezilen halklarının mücadelesinden başka bir güç getiremez.
Onların enternasyonel dayanışması durdurabilir. Saray iktidarı bir an önce bu nüfuz ve paylaşım mücadelesinden pay kapma siyasetinden vazgeçmelidir! Yeni Osmanlıcı hesapları terk etmelidir. Sözde Netanyahu’nun düşmanı ama ABD’nin stratejik ortağı, Trump’ın dostu sahtekarlığını bırakmalıdır. ABD ve NATO üslerini kapatmalıdır.

"Savaşa karşı uluslararası cephe"
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca: İran’a yönelik emperyalist savaş kimse için sürpriz olmadı. Hegemonya krizine giren ve dünya genelinde hegemonyasını kerte kerte Çin’e kaptırmakta olan ABD egemen sınıfları dünyaya adeta musallat olan pedofil ve saldırgan bir politik figür aracılığıyla bu gidişatı durdurmak istiyor.
Make America Great Again (Amerika'yı Yeniden Büyük Yap) mottosuyla ABD’yi yeniden görkemli günlere kavuşturma iddiasıyla uluslararası tüm hukuk kuralları askıya alınıyor ve dünyanın dört bir noktasına haydutça tehditler savruluyor ve boyun eğmeleri isteniyor. Venezuela’dan Grönland’a Filistin’den İran’a bu emperyalist terör konsepti hayata geçirilmek isteniyor. Bu konsept son derece saldırgan ve dünya halkları açısından son derece tehlikeli. İran rejiminin despotluğu ya da Venezuela yönetiminin yozlaşmışlığı ile ilgili yapılan tüm değerlendirmeler doğru olmakla birlikte ama’lı fakat’lı değerlendirmeler şu konseptte emperyalist müdahaleyi meşrulaştırmaktan öte bir anlam taşımıyor.
Egemen güçlerin İran ve Venezuela halklarının yazgılı oldukları karanlıkları yok etmek gibi bir niyet söz konusu değildir. Emperyalistler bölgemizi parça pinçik yapmak istiyorlar ve bunu bir niyet okuması olarak ifade etmiyoruz. Bunu böyle yapmak istediklerini açık açık zaten kendileri ifade ediyorlar. Eski haritalar döneminin kapandığını ifade ederken halklara karşı küstah tehditler savuruyorlar. İran’a yönelik askeri müdahale soykırımcı jandarma devleti tarafından başlatıldı.
Soykırımcı terör devleti direniş ekseninin tüm halkalarını bahsettiğimiz konsept çerçevesinde kırdı ve şimdi son ve güçlü halkayı da etkisiz hale getirmek için görünüşe göre öncekilerden daha kapsamlı bir savaşı devreye soktu. Bu savaş emperyalist dünyanın kendi iç kırılganlığını da bünyesinde taşıyor. Dünya halklarına karşı dayatılan savaş ve soykırım koşullarına karşı biz komünistlerin savaş karşıtı cepheyi uluslararası düzeyde kurma görevi vardır.
Bunu ajitasyon olarak söylemiyoruz, nesnel olarak ifade ediyoruz: Emperyalist haydutluğun dünyayı yeniden zaptetme girişimleri başarısız olacak. Kısa vadeli şok edici savaşlar onların çöküşlerini durdurmaya yetmeyecek. Emperyalist savaşa karşı ülke sathında büyük tepkiler örgütler ve bunların uluslararası hareketle bağlarını kurabilirsek geçmişteki örneklerinde olduğu gibi bu planları boşa düşürebiliriz. Anın sıkıntı verici ve can sıkıcı iklimi harekete geçme kapasitemizi daraltmamalıdır.

"Anti-emperyalist mücadele hattına ihtiyaç var"
Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Trump ve Netanyahu yönetimlerinin öne sürdüğü hiçbir gerekçe ile haklılaştırılamayacak, açık bir emperyalist-Siyonist saldırganlıktır. Saldıran emperyalizm, saldırıya uğrayan İran halkıdır. Bu, tarafsızlık görünümlü "ne o ne o" demagojisine kapılmadan, ikirciksiz bir şekilde karşı çıkılması gereken haksız bir savaştır. Halkevleri olarak savaş başlayınca ifade ettiğimiz tutumumuz da nettir: "Emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısında İran halkının yanındayız!"
ABD, insanlığa karşı nükleer silah kullanmış tek güç; onun Ortadoğu’daki kolu İsrail de NPT’ye dahil olmayı reddeden, uluslararası hukuk tanımayan ve bir soykırım suçlusu tarafından yönetilen bir haydut devlet. İran’ın saldırılar gerçekleştiğinde halihazırda ABD ile masada müzakere ettiği ve uluslararası denetime açtığı nükleer çalışmalarının gerçek neden olmadığını hepimiz biliyoruz. Trump da zaten dalga geçer gibi ortaya attığı “nükleer” söylemini saymazsak, fazlasıyla açık sözlü ve dünyadaki bütün devletlere diz çöktürmek istediğini; ABD’nin çıkarları doğrultusunda dünyadaki kilit enerji kaynaklarını, ticaret kanallarını, nadir elementleri kendi kontrolü altına almak istediğini, sömürgeci emellerini gizlemiyor.
Dünyaya kan, yoksulluk, sömürü ve gerici-faşist rejimlerden başka bir vaadi olmayan Emperyalizm ve Siyonizmin bu saldırısı İran rejiminin gerici karakteri ile ilgili değil, ABD ve İsrail çıkarlarına biat etmemesi nedeniyledir. İran’da bir rejim değişikliği olacaksa bu bir dış müdahale ile değil İran halkının mücadelesi ile olmalı, İran’ın geleceğine İran halkı karar vermelidir. Emperyalist saldırganlık ise İran halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesini boğmaktan başka işe yaramaz. Biz İran halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesine karşı kayıtsız olduğumuz için değil, tam da esasen bu mücadeleyi önemsediğimiz ve İran halkının yanında olduğumuz için, bugün emperyalist-Siyonist saldırganlık karşısında tutum almak gerektiğini söylüyoruz.
Diğer yandan ABD-İsrail’in İran’a saldırısı bizim için bir “dış” gündem değildir. Bu saldırı öncesinde bölgemizi ve ülkemizi uygun hale getirmeye yönelik askeri ve siyasi dizayn hamleleri yapıldı. Savaşın etkisini biz başlamadan önce gördük. Erdoğan’ın Trump’la işbirliği sözüne karşılık azınlığa düştüğü halde desteklenmesi, İmamoğlu’nun bir Erdoğan-Trump temasının ardından hapse atılması ve Kürt hareketinin müzakereye zorlanması bu sürecin ön hazırlıklarıydı. Şu an savaşın fiilen içindeyiz de. Kürecik Radar Üssü, İran’a karşı İsrail’e ve ABD'ye istihbarat sunmakta, Konya ve İncirlik’teki askeri üsler ABD-NATO hizmetinden bu savaşa doğrudan ya da dolaylı destek sunmaktadır.
Ülkemiz maalesef NATO üyeliği ve AKP’nin ilerlettiği işbirlikçi politikalar nedeniyle bu savaşın bir parçasıdır. Henüz sıcak bir çatışma içinde olmamamız ileride ateşin bize de sıçramayacağı anlamına gelmemektedir. İran’a saldırıyı kolaylaştırdığı gibi, bölgemizdeki ateşi harlayan ve ülkemizi tehdit altına sokan, kendi iktidarına destek almak için Trump yönetimi ile iyi geçinmeye çalışan AKP iktidarının işbirlikçi tutumudur. Şayet emperyalizm ve halk düşmanı İslamcı-faşist siyaset karşısında bir tutum almak gerektiğinden söz ediyorsak, doğrudur. Türkiye’deki emperyalizm işbirlikçisi gerici faşist iktidar koalisyonu karşısında tutum alınmalıdır. Savaşın bölgemizi sardığı koşullarda, Temmuz’da düzenlenecek NATO zirvesini de görerek, etkin bir anti-emperyalist mücadele hattına ihtiyaç duyulmaktadır. Halkevleri bu süreçte gerek kendi programı ile gerek toplumsal muhalefetin geneli ile omuz omuza vererek, Türkiye halklarının mücadelesini anti-emperyalist içeriği ile kavrayarak, sokaklarda, mücadelenin içinde olacaktır.
(Mesajlar iletildikçe devam edecek...)
(AB)







