Türkiye'de 15 yaşından küçüklerin sosyal medya kullanmasını yasaklayan ve tüm sosyal medya hesaplarını yaş doğrulamasına bağlayan "Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı’nın hazırladığı Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik", çocukların dijital ortamda korunması ile devletin internet üzerindeki denetim yetkileri arasındaki gerilimi yeniden gündeme getirdi.
10 Ekim'de yayımlanan ve 1 Kasım'da yürürlüğe girecek yönetmelik, "Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"la belirlenen kapsamda 15–17 yaş grubuna yönelik özel koruma önlemleri getirirken yetişkinlerin mevcut hesaplarını da 31 Mart 2027'ye kadar e-Devlet bağlantılı doğrulama sistemine dahil ediyor.
Düzenleme, çocukların kişisel verilerinin reklam amacıyla kullanılmasını sınırlıyor, bağımlılık yapabilecek uygulamaları yasaklıyor ve ebeveyn kontrolü sağlıyor. Ancak çocukların korunması için getirilen yükümlülüklerle bütün kullanıcıların devletin kimlik doğrulama altyapısından geçirilmesi arasındaki zorunluluğun nereden kaynaklandığı açıklığa kavuşmuş değil.
Çocukların korunması ile denetlenmesi aynı şey değil
Sosyal medya şirketlerinin çocukları sürekli içerik tüketimine yönlendiren tasarımları, davranışsal reklamları ve kişisel veri toplama uygulamaları giderek daha fazla düzenlemeyi davet ediyor.
Türkiye'nin yeni yönetmeliğinde bu sorunlara yönelik somut önlemler öngörülmüş. Çocuk hesaplarında kişiselleştirilmiş reklamlar, rehber eşleştirmeleri, canlı yayın ve sonsuz kaydırma gibi özellikler yasaklanıyor.
Ancak düzenleme birçok alanda “zararlı” uygulamayı engellemekle yetinmeyip çocuğun iletişim kurma biçimini de sınırlandırıyor.
Örneğin, 15–17 yaş grubunun hesaplarını kamuya açık hâle getirmesi yasak. Canlı yayın açmaları da hiçbir istisnaya yer verilmeden engelleniyor.
Bu hükümler, yalnızca kişisel güvenliğin korunması bakımından değil, çocukların kamusal tartışmalara katılma ve kendi görüşlerini açıklama haklarının yasayla tanımlanmamış bir şekilde kısıtlanması açısından da değerlendirilmeyi gerektiriyor.
Bir lise öğrencisinin okulundaki sorunları duyurması, bir çevre kampanyası düzenlemesi veya kamusal bir toplantıyı canlı yayımlamasıyla ticari amaçlı içerik üretmesi arasında hukuk kapsamında hiçbir ayrım yapılmıyor.
Çocuğu zararlı içerikten korumakla, çocuğun kendi içeriğini başkalarına ulaştırmasını yasaklamak aynı amaca yönelik önlemler değil.
BM: Çocuklar dijital dünyanın yalnızca korunacak nesneleri değil
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin 2021 tarihli 25 sayılı Genel Yorumu, dijital ortamda çocuk haklarına ilişkin uluslararası ölçütleri ortaya koyuyor.
Komite, dijital teknolojilerin çocukların eğitim, bilgi edinme, ifade, örgütlenme ve toplumsal yaşama katılım olanaklarının parçası olduğunu belirtiyor.
Bu yaklaşımda çocukların güvenliği ile dijital dünyaya katılım hakları birbirlerinin alternatifi değil. Devletlerden beklenen, riskleri azaltırken çocukların gelişen yeteneklerine uygun katılım olanaklarını korumaları olarak belirleniyor.
Komite, dijital teknolojilerin çocukların eğitim, bilgi edinme, ifade, örgütlenme ve toplumsal yaşama katılım olanaklarının bir parçası olduğunu belirtiyor.
Bu yaklaşımda çocukların güvenliği ile dijital dünyaya katılım hakları birbirlerinin alternatifi değil. Devletlerden beklenen, riskleri azaltırken çocukların gelişen yeteneklerine uygun katılım olanaklarını korumaları olarak belirleniyor.
Birleşik Krallık’tan akademisyen ve çocukların dijital hakları araştırmacısı Sonia Livingstone da yaş sınırları üzerine çalışmalarında, katı yaş eşiklerinin yeterli olgunluğa erişmiş çocukların hareket alanını sınırlayabileceğini, buna karşılık yaş sınırını geçmiş ancak korunmaya ihtiyaç duyan çocukları güvenceye almayabileceğini vurguluyor.
Birleşik Krallık’tan akademisyen ve çocukların dijital hakları araştırmacısı Sonia Livingstone da yaş sınırları üzerine çalışmalarında, katı yaş eşiklerinin yeterli olgunluğa erişmiş çocukların hareket alanını sınırlayabileceğini, buna karşılık yaş sınırını geçmiş ancak korunmaya ihtiyaç duyan çocukları güvenceye almayabileceğini vurguluyor.
Bu değerlendirme, Türkiye'nin 15 yaş altına istisnasız sosyal ağ yasağı ve 15–17 yaş grubuna kategorik iletişim kısıtlamaları getiren modelinin orantılılığı açısından önemli.
Avrupa'da 13 yaşından itibaren kontrollü katılım öneriliyor
Avrupa Komisyonu'nun 17 Eylül 2026'da açıkladığı Çocuklar için İnternette Güvenlik Yasası (KIDS Act) teklifi, Türkiye'den bu bağlamda tamamen farklı bir model öneriyor.
Teklife göre 13 yaş altındakiler sosyal medya hesabı açamayacak. 13–14 yaşındakiler, ebeveyn gözetiminde ve sınırlı özelliklere sahip hesaplarla sosyal medya kullanabilecekler. 15 yaşını dolduranlar ise kendi hesaplarını açabilir.
Komisyon, küçükler için gizliliğin varsayılan ayar olarak belirlenmesini, istenmeyen mesajların önlenmesini ve bağımlılık yaratabilecek tasarımların sınırlandırılmasını da öneriyor.
Buradaki belirgin fark, Türkiye'nin 15 yaş altına bütünüyle kapattığı sosyal ağ hizmetlerinin Avrupa teklifinde 13–14 yaşındakiler için denetimli olarak açık tutulması.
AB tasarısı henüz yasalaşmadı. Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin değerlendirmesi gerekiyor. Ancak teklif, çocukların dijital ortamdan tamamen dışlanması yerine yaşla birlikte artan katılım haklarının korunmasına dayanan bir düzenleme anlayışını yansıtıyor.
Avustralya'da yasak daha geniş, kimlik dayatması daha sınırlı
Avustralya'da Aralık 2025'te yürürlüğe giren düzenleme, sosyal medya hesabı açma yaşını 16 olarak belirledi. Görünüşte, Türkiye'den daha yüksek bir yaş sınırı uygulanıyor.
Ancak Avustralya yasası, sosyal medya şirketlerini kullanıcıları yaş doğrulaması için devlet tarafından verilmiş kimlik belgelerini veya dijital kimlikleri kullanmaya zorlamaktan yasaklıyor. Bu yöntemler önerilebilse de makul bir alternatifin sunulması gerekiyor.
Üstelik yaş doğrulaması için toplanan kişisel verilerin başka amaçlarla kullanılmasını sınırlayan düzenlemeler getiriliyor ve gerekli işlemler tamamlandıktan sonra silinmeleri öngörülüyor.
Uygulamanın kişisel verilerin korunmasına ilişkin yönünü, bağımsız mahremiyet otoritesi olan Avustralya Bilgi Komiserliği Ofisi (OAIC) denetliyor.
Türkiye'de ise doğrulamanın merkezi e-Devlet sistemi üzerinden yapılması öngörülüyor. Alternatif yöntem konusunda, geçici olarak Türkiye'de bulunanlara getirilen istisna dışında genel bir seçenek tanınmıyor.
Avustralya örneği, daha yüksek yaş yasağının mutlaka zorunlu devlet kimlik doğrulamasıyla birlikte uygulanması gerekmediğini gösteriyor. OAIC
Devlet kullanıcı hakkında ne bilecek?
Türkiye'deki düzenlemenin en önemli belirsizliklerinden biri, yaş doğrulama sisteminin teknik yapısı.
Yönetmelik, sosyal medya şirketlerine verilen dijital belirtecin kullanıcının kimliğini açıklamamasını şart koşuyor.
Ancak bu belirteç e-Devlet üzerinden, kullanıcının gerçek kimliğiyle yaptığı başvurunun ardından oluşturulacak.
Burada yanıt bekleyen sorular var:
Devlet hangi kullanıcının hangi platform için doğrulama istediğini kaydedecek mi? Belirteçler tek kullanımlık mı olacak? Kullanıcının farklı sosyal medya hesapları arasında bağlantı kurulabilecek mi? İşlem kayıtları ne kadar süre saklanacak?
Yönetmeliğin 12. Maddesi, belirtecin teknik yapısını tanımlayan rehberin Siber Güvenlik Başkanlığınca hazırlanmasını ve şirketlerle paylaşılmasını öngörüyor.
Dolayısıyla mevcut metinden devletin bütün kullanıcı hesaplarını izleyeceği sonucu doğrudan çıkmıyor olsa da, böyle bir eşleştirmeyi teknik olarak önleyecek güvencelerin neler olduğu da açıklığa kavuşmuş değil.
Bu ayrım, anonim hesap kullanan gazeteciler, haber kaynakları, hak savunucuları ve siyasal görüşlerini kimliklerini açıklamadan paylaşmak isteyen yurttaşlar bakımından çok önemli.
Avrupa'nın tercihi: Kimliği açıklamadan yaş kanıtı
Avrupa Komisyonunun geliştirdiği yaş doğrulama sistemi de kullanıcının yaşını güvenilir biçimde kanıtlamasını amaçlıyor.
Ancak sistemin temel ilkesi, yaş doğrulamasının kullanıcının kimliğini veya diğer kişisel bilgilerini açıklamadan yapılabilmesi.
Komisyon, sistemin teknik özelliklerini ve kaynak kodunu erişime açtı. Bağımsız güvenlik incelemelerini ve üçüncü taraf denetimini de uygulama sürecinin parçası olarak öngörüyor. BU kodlar Türkiye’deki düzenleyici kurumlara da açık.
Türkiye'nin belirteç sistemi de platformlara kişisel kimlik bilgisinin aktarılmasını önlemeyi amaçlıyor. Dolayısıyla iki yaklaşım arasında temel bir benzerlik var.
Fark, bu korumanın teknik olarak nasıl güvenceye alındığı ve denetlenebilir olup olmadığında.
Avrupa modeli, kullanıcıların farklı hizmetlerdeki doğrulamalarının birbirine bağlanmamasını özellikle hedefliyor. Türkiye'de aynı sonucun sağlanıp sağlanamayacağı, teknik rehberin içeriğine bağlı olacak.
Yaş doğrulaması sürekli gözetlemeye dönüşebilir mi?
Yönetmeliğin 6. maddesi, ilk doğrulamanın ardından sosyal medya şirketlerinin kendi belirleyecekleri yaş kontrol yöntemlerini kullanmasını öngörüyor.
Bu yöntemlerin neler olacağı açıklanmıyor.
Oysa uluslararası uygulamalarda yaş tahmini için yüz analizi, ses özellikleri, kullanım saatleri, takip edilen hesaplar ve çevrimiçi davranış örüntüleri gibi veriler kullanılabiliyor.
Avustralya Bilgi Komiserliği Ofisi de bu yöntemleri açıklarken biyometrik ve davranışsal veri işlemenin doğurabileceği mahremiyet risklerine dikkat çekiyor.
Türkiye'de bu tür yöntemlerin kullanılması zorunlu tutulmuş değil. Ancak yönetmelik bunları açıkça dışlamıyor.
Bu nedenle ilk kimlik doğrulamasının ardından davranışsal izlemeye dayalı yeni bir denetim katmanının ortaya çıkıp çıkmayacağı, kişisel verilerin korunması bakımından ayrıca incelenmesi gerekiyor.
Çocukların korunması platformların sorumluluğu değil mi?
Birleşik Krallık'taki Çevrimiçi Güvenlik Yasası'nın önemli özelliklerinden biri, platformları sundukları hizmetlerin çocuklar bakımından taşıdığı riskleri değerlendirmekle yükümlü tutması.
Birleşik Krallık iletişim düzenleyicisi Ofcom, 6 Ekim'de Instagram'ın yeni bir özelliği kapsamında Meta hakkında soruşturma başlattı.
Soruşturmanın konusu, şirketin yeni özelliği kullanıma sunmadan önce çocukların güvenliğine yönelik yeterli risk değerlendirmesi yapıp yapmadığı.
Bu yaklaşımın temelinde, çocuklara yönelik zararların yalnızca çocukların yaşından veya davranışından kaynaklanmadığı, platformların tasarımlarının da risk yarattığı kabulü bulunuyor.
Türkiye'nin yönetmeliğinde platform tasarımına yönelik yasaklar yer alıyor. Ancak düzenlemenin ağırlık merkezinin önemli bir bölümünü merkezi yaş doğrulaması ile çocuk hesaplarına getirilen kategorik kısıtlamalar, oluşturuyor.
İnterneti haber ve yayın mecrası olarak kullananlar ne olacak?
Düzenlemenin etkileri yalnızca bireysel sosyal medya hesaplarıyla sınırlı değil.
Sosyal ağlar gazetecilerin, bağımsız yayın kuruluşlarının, yazarların, kültür ve sanat kuruluşlarının, küçük işletmelerin ve sivil toplum örgütlerinin okurlarına veya izleyicilerine ulaşabildiği mecralar.
15 yaş altındaki çocukların bu mecralarda hesap açmasının yasaklanması, onların yalnızca eğlence amaçlı kullanımını değil, kamusal tartışmalara katılımını da etkiliyor.
15–17 yaşındakilerin hesaplarını kamuya açamaması ve canlı yayın yapamaması da bu yaş grubunun kendi ürettiği içerikleri geniş kitlelere ulaştırma olanaklarını daraltıyor.
Bu sınırlamaların çocukları ticari sömürüden ve zararlı etkileşimlerden koruma amacıyla ne ölçüde gerekli olduğu, daha hafif önlemlerle aynı sonuçlara ulaşılıp ulaşılamayacağı üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor.
Üstelik düzenleme yetişkin hesaplarını da doğrulamaya bağladığı için interneti yayıncılık veya ticaret amacıyla kullananlar bakımından erişim kesintileri ve hatalı hesap askıya alma kararları da önem kazanıyor.
Yönetmelik itiraz hakkı tanıyor; ancak itirazların sonuçlandırılması için kesin bir gün sınırı belirlemiyor.
Türkiye'de erişim engelleri tartışmanın dışında değil
Yeni yönetmeliğin değerlendirilmesi, Türkiye'de sosyal medya üzerindeki mevcut idari ve yargısal müdahalelerden bağımsız yapılamıyor.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Avrupa Gazeteciler Federasyonu ve Türkiye Gazeteciler Sendikasının da aralarında bulunduğu kuruluşlar, 6 Ekim'de X platformuna Türkiye'den gelen kapsamlı hesap engelleme taleplerine karşı açıklama yaptı.
Reuters'ın aktardığına göre İfade Özgürlüğü Derneği, eylül ayında Türkiye'de erişimi kısıtlanan 1.270 hesabın yalnızca 115'i için tespit edilebilir mahkeme kararı bulunduğunu bildirdi.
Bu veriler sosyal medya üzerindeki mevcut müdahale yetkileriyle yeni doğrulama altyapısının bir araya gelmesinin neden ayrıca denetlenmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Reuters
Çocukların güvenliği, bütün yurttaşların denetlenmesini gerektiriyor mu?
Türkiye’deki yeni düzenleme iki farklı yaklaşımı aynı sistem içinde birleştiriyor.
Bir yandan çocukların kişisel verilerini korumak, davranışsal reklamları sınırlamak ve bağımlılık yaratabilecek platform özelliklerini engellemek için doğrudan şirketlere yükümlülük getiriyor. Öte yandan sosyal medyaya erişimi, yetişkinler dâhil herkes için devletin oluşturduğu yaş doğrulama mekanizmasına bağlıyor.
Uluslararası örnekler, çocukları korumaya yönelik daha yüksek yaş sınırlarının, alternatif doğrulama yöntemlerinin, bağımsız mahremiyet denetiminin ve çocukların katılım haklarının farklı bileşimlerle düzenlenebildiğini gösteriyor.
Dolayısıyla, tartışmanın yalnızca çocukların kaç yaşında sosyal medya kullanabileceği üzerinde yürütülmesi yeterli değil.
Asıl soru, çocukları dijital ortamın zararlarından korumak için hangi sınırlamaların gerçekten gerekli olduğu ve bu sınırlamaların bütün yurttaşların iletişim özgürlüğünü ne ölçüde etkilediği.
(AEK)


