“Kendi kitabıma girdim saklandım kelime kelime buldular beni” Mahsuni Şerif
Sanırım yazmak, insanı kelimelerin arasına saklayan, daha doğrusu saklandığını sanan bir yolculuk. Songül Öden de yazarken böyle mi hissediyor bilmiyorum fakat İletişim Yayınları’ndan çıkan “ #Eşrefimahlukat” kitabı ile çocukluktan bugüne taşınan bir okurluk hâlini, gözlemle beslenen bir iç dünyayı görünür kılıyor.
Kamuoyunun onu sahnede ve kamera önünde tanıdığı güçlü oyunculuğunun ardında, uzun yıllardır yazan, düşünen ve izleyen bir yazar duruyor. #Eşrefimahlukat, insanı yücelten tanımlarla onu ezen gerçeklik arasındaki paradoksu merkeze alırken Songül Öden yazının, oyunculuğun ve okurluğun birbirine nasıl temas ettiğini anlatıyor.
Songül Öden sorularımızı yanıtladı.
Oyunculukla uzun yıllardır tanıyoruz sizi. Yazarlık tarafınız ne zaman ve nasıl hayatınıza girdi?
Yazarlık hayatıma oyunculuktan çok önce girdi. Çocukluk yıllarımdan beri yazıyorum. Önce şiir yazarak, günlük tutarak başladım; ortaokulda oyun yazdım, sonraları öykü hayatımda büyük yer kapladı… Ben kitabın yayınlanması için bir türlü “zamanı geldi” diyemedim hatta belki hiç diyemeyecektim. Fakat yazdıklarımın okurla karşılaşmasına beni teşvik eden hatta neredeyse kolumdan tutup götüren yakınlarım sayesinde ve tabi İletişim Yayınları’nın desteğiyle oldu “artık zamanı geldi” anı.
#eşrefimahlukat ismi oldukça güçlü ve çağrışımı bol. Bu başlık nasıl ortaya çıktı, sizin için neyi temsil ediyor?
Eşref-i Mahlukat # öykümde geçiyordu… Ben isim koymamıştım henüz kitabıma, yayınevi üç isim önerdi öykülerde bahsi geçen. Sonra aklıma Yıldırım Türker’in “Songülcüğüm kitap ismi ve kapak öyküler kadar önemlidir” cümlesi geldi. Onu aradım fikir sormak için, Yıldırım kitabı istedi, yolladım, “# fikri çok güzel, daha önce böyle bir fikre rastlamadım. Örneğin #Eşrefimahlukat olabilir” dedi. Eşref-i Mahlukat’ın anlatıldığı, üstelik karakterlerin hiçbirinin adının olmadığı bir evrende her şeyi isimlendiren bu başlık çok güzel sarmaladı hikayeleri. Çok sevdim.
Oyuncu olarak metinleri yorumlamaya alışıksınız. Kendi öykülerinizi yazarken bu alışkanlık sizi besledi mi yoksa zorladı mı?
Kuşkusuz katkı sağladı. Her iki disiplin birbiriyle çok etkileşim halinde oldu hep. İkisinin alışverişi zaman içinde iç içe girdi diyebilirim aslında… Ama ikisini güçlendiren bağ; her şeyden önce iyi bir okur olmam.
Kitaptaki öykülerde insanın hangi hâlleri, kırılganlıkları ya da çelişkileri sizi daha çok yazmaya itti?
Eşref-i mahlukat olma hali… Yaratılanların en şereflisi anlamı, paradoksu diyelim benim her zaman dikkatimi çekmiştir. Bu büyük yüce apoletin altında ezilen cücelik, bana hep hüzünlü ve düşündürücü gelmiştir. Eşref-i mahlukat bir tanım değil, bir sorudur benim için.
“Evet hep gözlemciydim”

Yazarken sahnede ya da kamera önünde olduğunuzdan daha “çıplak” hissettiğiniz anlar oldu mu?
Her iki disiplinde de çıplak olduğumuzu düşündüğüm anlar olmuştur. Oynadığım metinlerde; birinin biçtiği kumaşı üzerime en iyi oturacak şekilde giymeye çalışıyorum. Yönetmenin ve yazarın dünyasının içinde bir yorumlama alanı arıyorum. Yazma eyleminde ise kumaşı seçen, kesen, biçen sensin herkesin sorumluluğu, kaderi senin elinde ve evet daha çıplaksın.
Öykülerinizde gözlem gücü çok belirgin. Bu gözlemler daha çok gündelik hayattan mı, yoksa içinizde birikenlerden mi geliyor?
Oyunculuktan önce başlamıştı yazmak fakat bu soru üzerine düşününce fark ettim ki izlemek hepsinden önce vardı hayatımda. İnsanları dinlemek dedikleri üzerine düşünmek çok eski bir alışkanlıktı benim için… Dolayısıyla evet hep gözlemciydim. Hiç kimseyi laf olsun diye dinlemem örneğin… Fakat tüm bu gözlemcilik kalbime, aklıma değdiğinde içimde bir şeyler birikiyor kuşkusuz. Ve ikisinin kardeşliği diyebilirim bu sorunun yanıtına.
Oyunculuk ve yazarlık arasında sizin için ortak olan bir duygu ya da motivasyon var mı?
Empati kurmak, hayal kurmak, ifade etme isteği ortak bir yol olabilir bu iki disiplin için…
#eşrefimahlukat’taki karakterlerle aranızda kişisel bir bağ kurduğunuz oldu mu, yoksa mesafeyi korumayı mı tercih ettiniz?
Benim kitabım bu iki uç arasında duruyor aslında; tanıdık bir yakınlıkla bilinçli bir mesafe arasında. Yazı bazen kendimi anlattığım bazen de kendimden uzaklaştığım bir yer.
İlk kitabınızın İletişim Yayınları’ndan çıkması sizin için ne ifade ediyor?
Duruşu, istikrarı, bilgiye verdiği önem, insan haklarına olan yaklaşımı ve tabi çok kıymetli seçkisiyle hep çok sevdiğim, saygı duyduğum bir yayıneviydi… En sevdiğim üç yayınevi sıralamasındaydı hep. Onlarla çalışınca da yanılmamışım hissi çok kıymetli tabi ki benim için.
Okurdan gelen tepkiler şu ana kadar sizi en çok hangi anlamda şaşırttı?
En son yaptığımız kitap söyleşisindeki bir sorudan örnek vereyim. Benim için hayli şaşırtıcıydı. Soru şöyleydi, “Aşk ve Unutmak öykülerinde benim yaşadıklarımı, hissettiklerimi nasıl yazdınız, bu nasıl mümkün olabilir? Çok karmaşık duygular yaşadım, kitabı okumayı bıraktım; ertesi gün devam edebildim. Benim cümlelerimi nereden biliyorsunuz?” dedi.
Yazarlık bundan sonra hayatınızda nasıl bir yerde duracak? Yeni öyküler ya da başka türlerde yazma planınız var mı?
Yazmaya tabi ki devam edeceğim… Kendimi ifade etmenin en tanıdık yolu yazmak benim için.
Hem oyuncu hem yazar kimliğiyle, bugün Songül Öden kendini hangi ifade biçiminde daha özgür hissediyor?
Özgür hissetmediğim ifade biçimlerini seçmiyorum… Ne oynarken ne yazarken.
Kitabın tanıtım bülteninden
"Unutmak; nasıl hafifletici bir kelime, içinde milyonlarca özgürlük barındırıyor... Sorumluluğu evrenin bilmem neresine bırakıp gitmek... Sorumlu olmamak... Sorumlu tutmamak... Akvaryumda cama ya da birbirlerine çarptıkları anda en başından başlayan, neden orada olduklarını unutan balıklar gibi..."
Songül Öden, hayat koşturmacasının gürültüsünde yitirdiğimiz ince sızıları, ansızın beliriveren anıları, insanın kalbini sıkıştıran o tanıdık endişeleri ve en saf haliyle aşkı fısıldıyor öykülerinde. Sevginin, hüznün, heyecanın, bitimsiz korkuların bizi biz yapan asıl hisler olduğunu gösteriyor, her şeyin bu hislerden ibaret olduğunu... Üstelik kendine has anlatımı ve diliyle duygulu, coşkulu, içten, hayal gücünü tüm renkleriyle yansıtan, büyülü ve gerçekçi bir dünya kuruyor...
(EMK/HA)







