Türkiye genelinde moto kuryeler, uzun zamandır motosiklet girişinin yasak olduğu ve teslimat noktasına yüzlerce metre yürüme mesafesi bulunan sitelerin önünde videolar çekerek, CİMER’e şikayet dilekçeleri yazarak ve yaşadıkları haksızlıkları sosyal medyada paylaşarak seslerini duyurmaya çalışıyordu.
Ancak bireysel şikayetlerin ve dijital tepkilerin yeterli olmadığı bu süreçte, İstanbul Esenler’de bir kuryenin site içerisinde başlattığı fiili protesto, bu kronikleşmiş sorunu Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Aralık ayında Türkiye’nin dört bir yanından kuryeler, bu keyfi uygulamalara karşı "Engelsiz Teslimat Kampanyası" başlatarak "güvenceli, insani ve güvenli bir teslimat düzeni mümkün" diyerek bir araya geldi. Kampanya kapsamında veri toplama, hukuki rehber hazırlığı ve P1 belgesi düzenlemelerinin revize edilmesi gibi somut adımların atılması hedefleniyor.
Eylem sırasında site sakinlerine hitaben konuşan kurye, meslektaşlarına da dayanışma çağrısında bulunarak şu ifadeleri kullandı: “Bu sitede yol olmasına rağmen motosiklet sokulmuyor. Ağır siparişlerinizi taşımak zorunda kalıyoruz. Tüm kuryelerden bir şey istiyorum; bu sitelere geldiğinizde eyleme geçebilirsiniz. Siteleri motosiklete açacaksınız ya da sipariş vermeyeceksiniz.”
İlk kez bir kuryenin "site içi hukuk" düzenine karşı bu kadar net ve doğrudan bir duruş sergilemesi, meslektaşları arasında büyük yankı uyandırırken; merkezi medya organlarının da dikkatini çekti.
Platform firmalarında işe başlarken çok sayıda belge sunan kuryeler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen P1* Belgesi’yle kayıt altına alınmış yasal çalışanlar. Ancak "güvenlik" bahanesiyle kapılarda durdurulup ağır paketlerle yüzlerce metre yürümeye zorlanmaları, bu durumu basit bir iş zorluğundan çıkarıp sistematik bir ayrımcılık haline getiriyor.
Platformların algoritma baskısı ile site yönetimlerinin keyfi kuralları arasında sıkışan kurye emekçilerinin geldiği son noktayı, o protestoyu gerçekleştiren kurye ile konuştuk. Sahadaki gerçek mücadelenin, "ikinci sınıf muamele"nin ve çözüm arayışının detaylarını kuryenin kendi ifadeleriyle sunuyoruz.
"Motosikleti kapıda bırakıp 600 metre yürümek benim işim değil"
İstanbul Esenler’deki o eylem anına gidelim... Sizi kaskınızı çıkarıp site sakinlerine yüksek sesle seslenmeye iten esas duygu neydi? O an "artık yeter" dedirten, sabrınızı taşıran son olay ne oldu?
Sabrımı taşıran nokta bilinçsizlik oldu. Ben trafikte tehlikeli bir iş yapıyorum, üstüne çalışmış olduğum algoritmanın mobbingine maruz kalıyorum. Ben bu şartlarda çalışıp yine de insanlara karşı hoşgörülü olmaya çalışırken, onların bizi görmemesine tahammülüm kalmadı. 20. kata sipariş çıkardım ve müşteri yüzüme bile bakmadı.
Benim işim motosiklet ile A noktasından B noktasına en kısa sürede teslimat yapmak. Yaya kurye değilim, moto kuryeyim. Motosikleti kapıda bırakıp 500-600 metreyi, her iki elimde de ağır poşetlerle taşımak benim işim değil. Yürümek ve kat çıkmak benim 20 dakikama mal oldu. Çantada diğer sipariş bekliyor; eğer yemek siparişi ise soğuyor ve gecikmeden kaynaklı algoritmanın mobbingine maruz kalıyorum.
Özellikle Emlak Konut siteleri sadece kurye motosikletinin girişine kapalı. Benden hizmet isteyen insanlara o anki düşüncelerimi aktarmak için eyleme geçtim. Bu durumu site sakinleri de bilmeli, öğrenmek onların da hakkı. Yılların birikimi kendini dışa vurdu.
"20 kiloluk ekipman ve 50 litre suyla sınıfsallığı kabul etmiyorum"
Site kapısında motoru bırakıp, sırtınızda ağır paketlerle yazın sıcakta kışın soğukta yüzlerce metre yürümeye zorlandığınızda neler hissediyorsunuz? Bu durumu sadece "işin zorluğu" olarak mı görüyorsunuz, yoksa size yaşatılan bir "dışlanmışlık" olarak mı?
Site kapılarında motoru bırakıp yürümeye mahkum edilmek, benim için tam anlamıyla sınıfsallığı kabul etmek anlamını taşıyor. Özellikle İstanbul’daki sitelerde bu durumu çok yaşıyorum. Eski çalıştığım şirket bu sitenin yönetimi ile görüşmüştü; buna rağmen kurye girişine izin verilmemişti, halen de verilmiyor. Ben bu sınıfsallığı kabul etmiyorum! Siparişi götürmeyi reddedersem eğer sistemim 2 saat kapatılıyor; tekrarı durumunda ise hesabım tamamen deaktif ediliyor.
Neredeyse tüm sitelerde araç yolu mevcut ve hepsinin otoparkı var. 3 yıldır kuryeyim; araba ile siteye girebiliyorum ama motor ile giremiyorum. Motosiklet sürerken "Seviye 2" ekipman kullanıyorum; mont, pantolon, eldiven, ayakkabı ve kask... Bu ekipmanların ağırlığı 20 kilodan fazla. Bugünkü teslimatımda sadece 10 adet 5 litrelik su vardı. Sipariş ne kadar ağır olursa olsun "site içi hukuk" yüzünden yürümek zorundayız! Evet, bu bir dışlanmışlıktır.
"Kaskımızın kimseye tehdidi yok, bu tamamen keyfi bir kural"
Birçok sitede araç yolları açıkken sadece moto kuryelere yasak konuluyor, hatta bazen kaskınızı bile kapıda bırakmanız isteniyor. Hiçbir yasal dayanağı olmayan, tamamen site yönetimlerinin inisiyatifine kalmış bu "keyfi kurallar" ve "site içi hukuk" düzeni hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben bu duruma anlam veremiyorum. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen P1* Belgesi için sicilin temiz olması gerekiyor. Sürekli asayiş ve trafik çevirmelerine giriyorum. Anlam veremiyorum; kasklarla dertleri ne? Çevresel faktörlerden kafamı koruyan kaskımın kime ne tehdidi var? Site içi hukuk ve güvenlik için, siparişin hangi daireden verildiği ve hangi firmada çalıştığımız zaten güvenlik görevlileri tarafından kayıt altına alınıyor. Ayrıyeten plakamız da kaydediliyor.
Çalışmış olduğum motor zaten adıma kayıtlı ve P1* Belgesi’nin işleyişi gereği ancak belirli bir plaka ile çalışabilirim. Bu belgeler çalıştığım şirkette de mevcut. Güvenlik adı altında benden kaskımı çıkarmamı isteyemezler. Yağmurlu havada bile fark etmeksizin kaskımı çıkarma mecburiyeti, mobbingin en alası değil de nedir?
Siteden sipariş gelmesini hiç sevmiyorum, çünkü bu benim için artı iş yükü demek. Kasklarımız çalınabiliyor; içindeki ekipman (intercom vb.) ile birlikte bir kaskın fiyatı ortalama 20 bin TL bandında. Çalındığında sorumluluk da kabul etmiyorlar! Sürekli gittiğim bir site var, orası motosiklet girişine izin veriyor; demek ki izin veren siteler de var. Bu denklem tek cümleyle açıklanabilir: Bu uygulamalar tamamen keyfi kurallardan ibaret.
"Çöp asansörüne mahkûm edilen hijyen ve insan onuru"
Sitelere her türlü lüks araç ve kamyon rahatça girebilirken, geçim derdindeki kuryenin "güvenlik tehdidi" gibi algılanmasını bir "ayrımcılık" olarak görüyor musunuz? Sizce kuryelere yönelik bu uygulamaların amacı nedir?
İşleyiş gereği bir güvenlik tehdidi olamam. Toplumun bir kesiminde kurye antipatisi var. Sipariş veren şahıs, sitede veya AVM’de acaba çöp asansörüne mahkûm edildiğimizi biliyor mu? Sanmam. Güvenlik tehdidi sadece hijyene yönelik olabilir. Nereden geldiğimiz, nereye gittiğimiz belli.
Kuryelere yönelik bu uygulamaların tutarsızlığını; hijyenik olmayan taşıma koşulları, siparişlerin gecikmesi ve soğuması gibi örneklerle açıklayabilirim. Bu dayatılan mobbingi ancak site sakinleri ile beraber aşabileceğimizi düşünüyorum. Kuryelere yönelik bu uygulama, emek sürecini insan onurundan koparan bir tahakküm biçimidir.
"Ters atamalar ve algoritma baskısı: Platform yanımda değil"
Bu zorlukları yaşadığınızda, bağlı olduğunuz platform firması veya uygulama yönetimi arkanızda duruyor mu? "Kuryemi bu şartlarda yürütemezsiniz" diyerek bu sitelere bir yaptırım uygulanıyor mu?
Bu zorluklar karşısında bağlı olduğum firmanın hiçbir zaman ortaya bir tepki koyduğunu görmedim. Kaldı ki işimden olurum korkusuyla bireysel olarak direnmiyorum; aslında burada bir korku başlıyor. Bir yandan sürekli ters istikamette iki veya daha fazla paket atan firmanın (Yemeksepeti) umurunda değil.
Müşteriler siparişin neden geç geldiğini merak ediyorlar, cevaplayayım: Sistem, gittiğim istikametin tam tersine atama yapıyor ve teslimat süreleri ciddi ölçüde uzuyor. Burada müşteri şikâyetini dile getirirse, eminim ki bu "ters atama" sorunu çözülür.
Velhasılkelam, platform firması benim yanımda durmuyor. Her şeye karşı tek başıma bırakıldım; belki de o yüzden bu kadar mücadele ediyorumdur.
"Kaza yapmak gündelik bir olay haline geldi"
Siparişi teslim ettiğiniz o "kapı anı"na değinelim... Kapıyı açan site sakini, sizin dışarıda verdiğiniz o mücadeleden, yürüdüğünüz o yoldan haberdar mı? Müşterilerin bu yasaklara karşı tutumu nasıl?
Site sakini herhangi bir olaydan haberdar değil ama olmalı. Kuryelik "tehlikeli işler" kategorisindedir. Aynı gün içerisinde defalarca kaza riski atlatıyorum. Tabiri caizse kelle koltukta çalışıyorum. Gerçekten müşteriye de bu bilgiyi aktarmak kuryenin görevi. Motor sesi ve trafikten şikâyet ediliyorsa, alternatif olarak otoparklar mevcut; bize bu konuda destek verebilirler. Herkes kurye olabilirmiş gibi bir algı var.
Ben 23 yaşında bir gencim; nasıl olur da bir çocuğu tehlikeye atabilecek kadar bilinçsiz olabilirim? Her sitede aynı argüman;” sitede kurye çocuğa çarptı o yüzden yasaklandı.” Üşenmedim sosyal medyada aradım değil onlarca bu içerikte tek bir haber ile bile karşılaşmadım. Sitelerde tümsekler ve belirli hız limitleri mevcut. Ayrıca suç bireyseldir. Diyelim ki, bir kurye kurallara uymadı doğrudan onu kayıt altına alır cezai işlem uygularsınız. Bir sitede golf arabası ile kuryelerin blok önüne taşındığını duymuştum. Yani çözüm üretilmek istenilse mutlaka bir yolu bulunur.
"O çıkış, neden sorusunu doğurdu"
"Ya motoru içeri alın ya da sipariş vermeyin" çıkışınız aslında bir "saygı" arayışıydı. Çözüm sadece yeni kurallarda mı, yoksa vicdanlarda mı?
Evet, problemimi dile getirdim ve bunu şirket yolu ile çözemiyoruz. Geriye kalan tek yöntem bilinçlenmek. Kuryeler haklarını bilmeli ve savunmalı. Bizim de bir hayatımız var ve onun iyi geçmesini istiyoruz. İşimi yaparken "görünmemem" isteniyor. Sebep? Ben yemek taşıyorum, burada sadece vicdandan bahsetmiyoruz. Belli başlı yönetimler tarafından mobbinge maruz kalıyoruz. Benim çalışma alanım saha, ofis değil. Sözde "site içi hukuk" altında çalışma hukuku hiçe sayılıyor, iş sağlığı ve güvenliği kuralları çiğneniyor.
Benim oradaki "Ya motoru içeri alın ya da sipariş vermeyin" çıkışım tamamen öfke dolu bir eylemdi. Bilincinde olduğum şey, insanların bu durumlardan habersizliğiydi. O çıkış, "Neden?" sorusunu doğurdu, o da bu röportajı.
"Bizler kağıt üstünde ortağız ama aslında hakları olmayan işçileriz"
Meslektaşlarınıza yaptığınız dayanışma çağrısı büyük yankı buldu. Hem kuryelere hem de site sakinlerine son mesajınız nedir?
Meslektaşlarımın unutmaması gereken en önemli husus: Bizler işçiyiz. Bu sorunlar her ne kadar bireysel olsa da bir o kadar da toplumsal ve sınıfsaldır. Bizler işçi olmamıza rağmen resmiyette onların "ortağıymışız" gibi gözüküyoruz. Bu nedenle sendikamız ve hiçbir yasal hakkımız yok. Gerçekten artık ben bu sorunlardan bıktım ve bunu ancak bir kurye dayanışması ile çözebilirim.
Motosiklet çantası, yemek çantası, yelek, mont, yağmurluk gibi bütün ekipmanlarımızı şirketten nakit olarak satın alıyoruz. Evet, bunu bilmeyenler olacaktır; ne kadar tüketilmeye mahkûm edildiğimiz ortada.
Şirketlerden, site ve AVM yönetimlerinden mobbing görmemek adına ağlarda (network) aktif olabiliriz. Platform işçisi teknolojiyi nasıl çalışmak için kullanıyorsa, dayanışma için de kullanmalıdır. Sabah "slot"a girip akşam çıkana kadar; taksici gibi paket nereye, biz oraya... Bu yalnızlık girdabından ancak dayanışma içerisinde olursak çıkabiliriz. Bireysel sorunumuzu kolektif bir bilinçle çözebiliriz. Yapmamız gereken tek şey hep beraber yumruğumuzu kaldırmak.
Site sakinlerinin ve sipariş veren müşterilerin desteği çok önemli. Site yönetimlerinin bu keyfi uygulamalarına karşı bizden çok onların sözü etkili olur. Hizmet verdiğimiz her kesimden insan var; bu dayanışma ağı onlarla daha güçlü olacaktır.
(HA)







