Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak, iki yıllık yönetim sürecini “yeniden inşa ve güven tazeleme dönemi” olarak tanımlıyor.
Diyarbakır’da belediye hizmetlerini, "sürdürme" politikasının ötesinde görüyor ve kayyım uygulamalarının yarattığı fiziki yıkımı, kurumsal dağınıklığı ve toplumsal umutsuzluğu onarmayı tüm çalışmalarına bir pusula olarak koyuyor.
“Barış sadece silahların susması değildir” diyen Bucak, kalıcı bir normalleşmenin demokratikleşme ve ekonomik yatırımlarla mümkün olacağını söylüyor. Diyarbakır’ın hem barışı hem de yatırımı hak ettiğini ısrarla vurguluyor. Tüm yatırımcılara ve devlete de Diyarbakır'a gelin yatırım yapın çağrısı yapıyor.
"Çok sayıda kurum atıl duyumdaydı"

bianet'in sorularını yanıtlayan Bucak, kayyım döneminin ardından geçen iki yılı değerlendirirken söze net başlıyor:
“Çok zor bir iki yıl geçirdik. İlk bir yıl boyunca sürekli ‘kayyım mu atanacak?’ sorusuyla yaşadık. Bu sadece bizim kişisel kaygımız değildi; kentin tamamına yayılan bir belirsizlikti. Kayyımların yarattığı tahribatı bilen bir şehirde yaşıyoruz. Bu sistem suni, baskıcı ve anti-demokratik. Yerel hafızayı yok sayan bir anlayış.”
Göreve geldiklerinde karşılaştıkları tabloyu yalnızca idari bir sorun olarak tanımlamıyor:
“Belediyeye geldiğimizde sadece kurumsal bir boşluk değil, ciddi bir fiziki yıkımla karşılaştık. Kreşler, kadın yaşam evleri, sosyal hizmet alanları, kültür merkezleri… Çok sayıda bina atıl durumdaydı. İki yıl içinde yaklaşık kırk yapıyı onardık ve yeniden hizmete açtık. Bu tam anlamıyla bir yeniden inşa dönemiydi.”
Ancak Bucak’a göre en ağır tahribat betonla sınırlı değildi:
“Beni en çok şaşırtan, çalışanların ve halkın zihnindeki yıkımdı. Büyük bir umutsuzluk vardı. İnsanlar ‘nasıl olsa yine kayyım gelir’ duygusuyla yaşıyordu. Biraz da o umudu onarma süreciydi bu iki yıl.”
“Devlet desteği yok, süreçler ağır”
Bucak, belediyelerin yalnızca kanunla belirlenen bütçelerle hareket ettiğini özellikle vurguluyor:
“Devletin ekstra bir katkısı yok. Tam tersine tasarruf tedbirleri ve bürokratik engeller var. Otobüs almak için bile izin almak zorundayız. İzin çıkıyor ama süreç ağır ilerliyor. Üst yapı projelerine 2027’ye kadar izin verilmemesi gibi kısıtlamalar var.”
Bu tabloyu barış süreciyle ilişkilendiriyor:
“Barışın bir ayağı demokratikleşmeyse diğer ayağı ekonomidir. Demokratikleşme ve barış yatırımlarla desteklenmezse eksik kalır. Bu kadar geri bırakılmış kentler için yatırım elzemdir.”
Raylı sistem: “Bu vizyon projesini hayata geçirmek istiyoruz”

Diyarbakır için en önemli projelerden biri raylı sistem. Bucak süreci şöyle anlatıyor:
“Raylı sistem yıllardır konuşuluyor ama ilerleme sağlanmamıştı. Biz dosyayı teknik olarak büyük ölçüde tamamladık. Şu an İlbank’ta. Bu bizim için vizyon bir proje. Demokratikleşme ve barış süreciyle birlikte bu yatırımın gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu kent bunu hak ediyor.”
AKOM: “Bölgesel bir merkez olabiliriz”
Afet Koordinasyon Merkezi’nin (AKOM) yalnızca Diyarbakır’a değil, çevre illere de hizmet verecek şekilde planlandığını söylüyor:
“6 Şubat depremi bize hazırlıklı olmanın ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Diyarbakır Batman’a, Mardin’e, Elazığ’a hizmet verebilecek kapasitede bir merkez olabilir. Ama bu ciddi bütçe gerektiriyor. Devlet yatırımlarının buraya yönelmesi gerekiyor.”
Bağlar ve Sur: “Hafıza kırılması yaşandı”
Bağlar’daki tabloyu açık sözlülükle aktarıyor:
“Bağlar bugün geçmişten daha yoksul. Deprem sonrası tablo daha da ağırlaştı. Personel maaşı ödeyemeyecek noktaya gelindi. Bu çok can acıtıcı.”
Kentsel dönüşüm konusunda ise merkezi dayatmalara karşı çıkıyor:
“Rezerv alan ilan edip Ankara’dan proje dayatmak çözüm değil. Yerinde dönüşüm şart. İnsanların kendi mahallelerinde kalabileceği, söz sahibi olabileceği modeller gerekiyor.”
Sur’daki yıkımı ise şöyle anlatıyor:
“Tamir edilebilecek evler bile yıkıldı. Yerine standart caddeler yapıldı. Bu ne surun dokusuna ne insanların hafızasına uyuyor. Göç edenler geri dönemedi. Borçlandırıldılar. Bu insanlar kaçıncı göçlerini yaşıyor?”
Kadın politikaları: “Yeniden güven inşa ediyoruz”
Kadın politikalarının kayyım döneminde zayıfladığını belirtiyor:
“Şiddet azalmadı, arttı. Ama kadınların kamusal destek mekanizmalarına erişimi zayıfladı. Alo Şiddet hattını yeniden aktif hale getirdik. DİKASUM’u açtık. Kadınların yeniden güven duyması gerekiyor.”
Kadınların ekonomik hayata katılımı için projeler geliştirdiklerini anlatıyor:
“Kadın kooperatiflerini güçlendirmek istiyoruz. Tıbbi aromatik bitki tesisi, kent bostanları gibi projelerle kadınların üretim sürecine katılmasını hedefliyoruz. Kadın üretecek, satacak, kazancını elde edecek. Yoksullukla mücadele ancak böyle mümkün.”
Engelli politikaları: “Bu bir yardım değil, hak meselesi”
Engelli Dairesi’nin kurulmasını önemli bir adım olarak görüyor:
“Engellilik bir yardım meselesi değil, bir hak meselesidir. Sağlamcılık ideolojisini sorgulamak gerekiyor. Erişilebilir Diyarbakır hedefiyle önce kendi binalarımızdan başlayacağız.”
“Barış sadece silahların susması değildir”

Bucak sözlerini daha geniş bir çerçevede tamamlıyor:
“Güvenlikçi politikalar yıllarca yatırımı uzak tuttu. Oysa bugün 1,5 milyon turiste ev sahipliği yapabiliyoruz. Diyarbakır Orta Doğu ve dünya ölçeğinde önemli bir merkez olabilir.”
Ve altını çizerek ekliyor:
“Barış sadece silahların susması değildir. Barış ekonomik, sosyal ve demokratik adımlarla güçlenir. Bu kent yıllardır geri bırakıldı. Artık yatırımla, demokrasiyle ve ortak akılla ayağa kalkması gerekiyor. Diyarbakır barışı da yatırımı da hak ediyor.”

Diyarbakır notları: Çözüm süreci, bekleme süreci olmasın
Ayşe Serra Bucak kimdir?
Ayşe Serra Bucak, 1976 yılında Urfa'nın Siverek ilçesinde doğdu. İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Ardından Almanya Köln Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı ile Pedagoji bölümlerinden eğitim aldı. Almanya’da aldığı eğitimin ardından 2006 yılında Diyarbakır’a dönüş yaptı. 2006-2011 yılları arasında Bağlar Belediyesi Eğitim Destek Evi Koordinatörlüğü görevini üstlendi. 2014 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği’ne seçildi. 2016 yılında belediyeye kayyım atanana kadar eşbaşkan danışmanlığı görevini üstlendi.

Serra Bucak: “Yerelin rüzgârı Kürtçeden yana esiyor”

Serra Bucak: "Bu 8 Mart, toplumsal barış ile taçlansın"
(EMK)






