Türkiye'deki infaz rejiminde dönüm noktası olarak nitelendirilen 1 Ocak 2021, cezaevlerindeki dengeyi ve hukuki öngörülebilirliği kökten değiştiren bir tarih.
Bu tarihte yürürlüğe giren "Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirmesine Dair Yönetmelik", uzun yıllardır İnfaz Yasası kapsamında tanımlanan şartlı tahliye mekanizmasını tamamen yerel idarelerin insafına bıraktı.
Önceden mahkûmların ceza infaz sürelerini tamamlaması ve infaz hâkimliklerinin denetimiyle gerçekleşen tahliyeler, artık İdare ve Gözlem Kurulları'nın "iyi halli" olma kriterine bağlandı. Bu durum; İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi, Bolu F Tipi Cezaevi, İstanbul Marmara (Silivri) Cezaevi ve özellikle Sincan Kadın Kapalı Cezaevi örneklerinde görüldüğü üzere, infaz süreleri bitmesine rağmen içeride tutulan mahpuslar gerçeğini doğurdu.
İdare ve Gözlem Kurullarının yapısı
Sistemin kalbini oluşturan İdare ve Gözlem Kurulları, son derece geniş ve bürokratik bir hiyerarşik yapıya sahiptir. Yönetmeliğe göre kurul şu isimlerden ve unvanlardan oluşur:
- Kurum Müdürü (Kurul Başkanı)
- Gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu İkinci Müdür
- İdare Memuru
- Cezaevi Tabibi
- Psikiyatrist ve Psikolog
- Sosyal Çalışmacı
- Öğretmen
- İnfaz ve Koruma Başmemuru
- Kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevli
İşleyiş esasları
Cezaevlerinin denetlenmesi ve hak ihlallerinin raporlanması amacıyla kurulan Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları ise şu esaslara göre organize edilir:
- Her yargı çevresinde adalet komisyonları tarafından oluşturulur. 5 asıl ve 3 yedek üyeden oluşur; görev süreleri 4 yıldır. Adalet Bakanlığı’na bağlı çalışanlar bu kurullarda görev alamaz.
- En az iki ayda bir (yönetmeliğin genel işleyişinde düzenli aralıklarla) cezaevleri ziyaret edilir, mahpuslarla birebir görüşülür.
- Elde edilen bulgular dört ayda bir raporlanarak Adalet Bakanlığı, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına sunulur.
Hukuk dışı uygulamalar
Uygulamada yer alan süreçler, kâğıt üzerindeki yönetmelik maddelerinden oldukça farklı ve distopik bir tablo ortaya koyuyor.
Mahpusların aktardığı ve avukatların raporlarına yansıyan ilginç uygulamalar şöyle:
Hayali kurullar: Mahpuslar koşullu tahliye tarihlerinden 1-2 hafta önce idari görüşmelere çağrılıyor. Ancak asıl kararın bu görüşmeden çok önce, kimlerin katıldığı bilinmeyen kapalı toplantılarda peşinen alındığı anlaşılmıyor. İdaredeki birkaç dakikalık görüşme sadece hukuki prosedürün tamamlanması için bir kisve olarak kullanılıyor.
Görüşme taleplerinin reddi: Mahpuslar Savcının başkanlık ettiği İdare-Gözlem Kurulu ile görüşme taleplerinde sürekli reddedilirken; ellerine tutuşturulan "tahliye uygun değil" kararlarının altında yetkililerin ne fikri, ne ismi ne de imzası bulunmuyor. Kararlar imzasız ve hayali bir bürokratik mekanizma eliyle onaylanıyor.
Bazı detaylar
- Bir mahpusun tahliyesi, "eşinin öldüğü ve bundan pişmanlık duymadığı" gibi absürt bir ek gerekçeyle 6 ay ertelenmiştir (Mahpusun adli değil siyasi bir tutsak olduğu ve cinayetle ilgisi bulunmadığı yönündeki AYM başvuruları dahi sonuçsuz kaldı).
- Kısa süreliğine cezaevine giriş çıkış yapan adli bir kadının bile sistemde geçirdiği o anlar baz alınarak "iyi halli değil" denildiği ve infazının ertelendiği vakalar rapor edildi.
- “Koşullu tahliye görüşmesinde HDP’den belediye başkanı seçildiğin için pişman mısın?”, "Siyasi içerikli kitaplar okumak" ya da "Koğuş içi sosyal bağları korumak" gibi gerekçelerle mahpusların riskli ilan edilmesi rutine bağlandı.
Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’ndeki durum
Hukukçuların uzun yıllardır bir "pilot hapishane" olarak değerlendirdiği Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi, genel siyasetin en sert rüzgarlarının estiği ve kadın iradesinin hedef alındığı merkezlerin başında geliyor.
Ceza sürelerini tamamlamalarına rağmen tahliyeleri defalarca engellenen kadın mahpusların güncel listesi şöyle:
- Nedime Yaklav: Koşullu salıverilmesi 7 kez engellendi; 1993’ten beri hapishanede.
- Nuriye Adet: Koşullu salıverilmesi 5 kez engellendi; 32 yılı geride bıraktı.
- Devrim Gülşan Adet: Koşullu salıverilmesi 5 kez engellendi; 32 yılı tamamladı.
- Hicran Binici: Koşullu salıverilmesi 5 kez engellendi; 1994’ten beri cezaevinde (ilk kurul tarihi 16 Nisan 2024).
- Emine Abiş: Koşullu salıverilmesi 3 kez engellendi.
- Zeliha Ustabaşı: Koşullu salıverilmesi 5 kez engellendi (ilk kurul tarihi 18 Temmuz 2024, cezasının tamamını 24 Temmuz 2027’de bitirecek).
- Pınar Tikit: Koşullu salıverilmesi 2 kez engellendi; kronik sağlık sorunlarıyla yaşayan bir hasta tutsak.
- Fatma Aslan: Koşullu salıverilmesi 3 kez engellendi; cezaevine çocuk yaşta girdi.
- Melike Göksu: Koşullu salıverilmesi 3 kez engellendi; Erzurum Karayazı belediye eş başkanı iken 2019 yılında tutuklandı.
“Kadın iradesine siyasal bir kuşatma”
Sincan Kadın Hapishanesi’ni düzenli olarak ziyaret eden kadın avukatlar, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve engellenen tahliyelere ilişkin son derece dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Avukatlar, Sincan'da tanık oldukları tablonun hukuki bir çerçeveyle açıklanamayacağını belirterek, yaşananların doğrudan cinsiyet temelli ve siyasal bir özgürlük gaspı niteliği taşıdığına vurgu yapıyorlar.
“Kadına olan yaklaşımın tezahürleri”
Gözlemlerini ve tespitlerini paylaşan kadın avukatlar, Kürt hareketinde kadınlara özel bir anlam atfedildiğini ve her alanda özgünlüklerinin gözetildiğini dile getiriyor. Avukatlar, tam da bu sebeple devlet nezdinde kadınlara olumsuz bir anlam yüklenerek bir "tehlike unsuru" olarak görüldüklerini aktarıyor. Siyasi suikastların işlenmesi, kadın bedenlerinin teşhir edilmesi ve tahliyelerin engellenmesinin, devletin irade sahibi kadına olan yaklaşımının somut tezahürleri olduğunu belirtiyorlar.
Tahliye engellerinin arkasındaki temel motivasyona değinen kadın avukatlar, uzun yıllardır hem dışarıda hem hapishanede kesintisiz şekilde direnen kadın tutsakların, özgürlüklerine kavuştuklarında toplumda nasıl bir karşılık bulacağından korkulduğunu ifade ediyorlar. Kadın tutsakların toplumsal ve siyasal yaşama katıldıklarında örgütlenme deneyimleri ve mücadele birikimleriyle yeni dönüşümlerin öncüsü olacaklarını vurgulayan avukatlar, tahliyelerin hukuki dayanaktan yoksun şekilde gasp edilmesinin, bu potansiyelin toplumsal yaşama yansımasını engelleme amacı taşıdığını aktarıyorlar.
Bu engellemelerin ideolojik zeminini de değerlendiren kadın avukatlar, Abdullah Öcalan'ın mesajlarında yer alan "21.yüzyılın kadın yüzyılı olacağı" ve kadın özgürlüğünün demokratik toplumun temel direği olduğu tespitine dikkat çekiyorlar.
"Kadınlar olmadan hiçbir demokratik karar alınamaz" yaklaşımıyla kadınların politik, toplumsal ve ahlaki yaşamın kurucu gücü haline gelmesi hedeflenirken, sistemin tam da bu özgürleşme potansiyelinden endişe duyduğunu ve bu korkunun tahliyelerin önündeki en büyük siyasi bariyeri oluşturduğunu söylüyorlar.
İdare ve Gözlem Kurullarının tutumunu eleştiren kadın avukatlar, bu kurulların hukuk dışı işleyişinin yalnızca mevcut iktidarın siyasal yapılanmasıyla açıklanamayacağını kaydetti. Bu uygulamaların kökeninde Kürt halkına yönelik tarihsel, dışlayıcı ve ayrımcı bir siyasetin yattığını belirten avukatlar, yüz yıl önce hukuk dışında konumlandırılan Kürtlerin bugün de evrensel ilkelerle değil siyasi kararlarla muhatap alındığını söylüyorlar.
“Demokratik bir toplumun ve kalıcı barışın imkanını da hedef alıyor”
Avukatlar, şöyle diyor:
“İdare ve gözlem kurullarının hukuk dışı işleyişini mevcut iktidarın siyasal yapılanması ve sürecin ortaya çıkardığı yeni dinamikler kısmen açıklayabilir. Ancak bu uygulamaların temelinde, Kürt halkına yönelik tarihsel dışlayıcı ve ayrımcı siyaset ve hukuk anlayışı yatmaktadır. Yüz yıl önce hukuk dışında konumlandırılan Kürtler, bugün de hukukun evrensel ilkeleriyle değil, siyasi kararlarla muhatap alınmaktadır. Onlarca yıldır hapishanede tutulan politik tutsakların tahliyelerinin keyfî gerekçelerle tekrar tekrar engellenmesi, bu anlayışın günümüzdeki tezahürüdür. Özellikle Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde kadın tutsakların infazlarının sistematik biçimde uzatılması, hukukun özgürlüğü güvence altına almak yerine özgürlüğü engellemenin aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir. Mesele artık yalnızca hukukun ihlal edilmesi değildir. Hukukun, Kürtlerin özgürlüğünü ve iradesini bastıran siyasi bir mekanizma haline getirilmesidir. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin konuşulduğu bir dönemde bu anlayışta ısrar etmek, yalnızca tutsakların özgürlüğünü değil, demokratik bir toplumun ve kalıcı barışın imkanını da hedef almaktadır.”

Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları Yönetmeliği neleri kapsıyor?

DEM Parti ve ÖHD: İdare ve gözlem kurulları kaldırılmalı

30 yıllık mahpusların tahliyelerine engel: İdare Gözlem Kurulu kararı AYM'ye taşınıyor

Elif Vural Yaş, yine tahliye edilmedi: "Geri adım atmadığı için infazı erteleniyor"
(EMK)














