İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart'ta gözaltına alınmasıyla başlayan ve Saraçhane’deki İBB binası önüne taşınan eylemlerde 18 yaşından küçük bir çocuk gözaltına alındı, yargılandı ve hakkında infazı mümkün bir ceza olmamasına rağmen tutuklandı.
Türkiye’de iç hukuk yollarına başvuruldu ancak sonuç alınamayınca Av. Ayşegül Ağur ve Av. Kardelen Ateşci dosyayı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin gündemine taşıdı.

Kızıltepe’de polisin yere fırlattığı çocuğun avukatı yaşananları anlattı
Ceza yok, infaz var
Ağur ve Ateşçi komiteye yaptıkları başvurunun detaylarını bianet’e anlattı.
Çocuğun anayasal hakkı çerçevesinde eylemlere katıldığını belirten Ağur, tutuklamanın çocuklar açısından “son çare” olması gerekirken bu dosyada peşinen uygulanmış bir cezaya nasıl dönüştüğünü açıkladı.
“Uluslararası sözleşmeler, çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasını açıkça “son çare” olarak tanımlıyor. Buna rağmen, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanırken ifade ettiği bazı sözlerin üçüncü kişiler tarafından kayda alınması dayanak yapılarak bir çocuk hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suç şüphesi ile tutuklu yargılanmasına karar verildi.”
İç hukuk yolları tüketildi
Ağur tutuklama kararının dayanağının hukuken de temelsiz olduğunu şöyle özetledi:
“İsnat edilen suçun alt–üst sınırının düşük olması, çocuklara özgü yasal indirimler ve çocuğun sabıkasız oluşu nedeniyle, yargılama sonunda ceza verilse dahi bunun cezaevinde infaz edilmesi fiilen mümkün değildi; zira bu tür durumlarda mahkeme suçun oluştuğuna kanaat getirse bile Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) yoluna giderek hükmü açıklamayı ertelemekte ve cezanın cezaevinde infazını gündeme getirmeyen bir denetim süreci öngörmektedir.”
Çocuğun avukatları, tutuklamanın çocuklar açısından ancak istisnai ve son çare olarak uygulanabileceğini vurgulayarak sulh ceza hâkimliğine itirazda bulundu. Ancak itiraz, somut ve bireyselleştirilmiş herhangi bir gerekçe sunulmadan reddedildi.

Yıllar sonra yeniden "taş atan çocuklar" suçlaması
Tutuklama kararına itirazın reddedilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Başvuruda; çocuğun kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, ifade özgürlüğünün ve çocuğun yüksek yararı ilkesinin ihlal edildiği; tutuklamanın ölçüsüz olduğu ve alternatif tedbirlerin değerlendirilmediği ayrıntılı biçimde ortaya konuldu. Çocuğa isnat edilen ifadelerin “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun yasal unsurlarını taşımadığı vurgulandı. Ayrıca, yargılama sonunda mahkûmiyet kararı verilse dahi Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması gibi mekanizmalar nedeniyle fiilen hapis cezası uygulanmasının mümkün olmadığına dikkat çekildi.
Buna rağmen tutuklama kararı verilmiş olması, avukatlara göre tutuklamayı bir tedbir olmaktan çıkararak peşinen uygulanmış bir cezaya dönüştürdü. Ortada infazı mümkün bir ceza yokken bir çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı hakkı bakımından ağır ve orantısız bir müdahale olduğu belirtildi. Ayrıca tutuklama tedbirinin somut olayda otomatik biçimde uygulandığı; çocuğun gelişimini ve üstün yararını koruyacak daha hafif alternatiflerin değerlendirilmediği ifade edildi.
Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu reddetmesiyle birlikte iç hukuk yolları tüketilmiş oldu.
Dosya BM Çocuk Hakları Komitesi'nde
Av. Ayşegül Ağur ve Av. Kardelen Ateşci dosyayı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’ne taşımak için bir başvuru hazırladı.
Komite’ye yapılan başvuruda; Türkiye’nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme kapsamında özellikle çocuğun yüksek yararının gözetilmemesi, ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz müdahale ve özgürlükten yoksun bırakmanın çocuklar bakımından son çare olması ilkesinin ihlal edildiği ileri sürüldü.
Başvuruda ayrıca, çocuğun gözaltına alınma anlarının medyada kriminalize edici ve damgalayıcı ifadelerle paylaşılmasının, çocukların adalet sistemiyle temasında kaçınılması gereken ikincil mağduriyetlere yol açtığına dikkat çekildi.

"Şırnak'ta gözaltındaki çocuklar gerçeğe aykırı beyan vermeye zorlanıyor"
"İhlaller münferit değil, sistematik nitelik taşıyor"
Mart 2025’te Saraçhane eylemlerinin başlamasıyla birlikte, 18 yaşından küçük çocukların da anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanarak eylemlere katılanlar arasında yer aldığını belirten Ateşci, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Çok sayıda çocuk hukuka aykırı biçimde gözaltına alındı ve çeşitli hak ihlallerine maruz kaldı. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi tarafından hazırlanan rapora göre, 19 Mart 2025 sonrasında gözaltına alınan çocuklar açısından ihlaller münferit değil, sistematik nitelik taşıyor. Raporda; kimi çocukların yetişkinlerle birlikte tutulduğu, çocuklara kelepçe uygulandığı, uzun süre gözaltında bırakılan çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı ve çocuklara özgü usuli güvencelere uyulmadığı tespitlerine yer verildi.”
Ağur ve Ateşci’ye göre; BM Çocuk Hakları Komitesi’nin vereceği kararın, yalnızca başvurucu çocuk açısından değil; çocukların barışçıl protestolara katılımı, tutuklama uygulamaları ve çocuk adalet sisteminin geleceği bakımından da emsal niteliğinde olması bekleniyor.

“Çocukları cezalandırmak şiddeti durdurmuyor: Çözüm, onarıcı sistemlerde”
Başvuru neden önemli?
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’ne başvuru, yalnızca bireysel bir hak arama yolu değil; çocuklara yönelik yapısal ve sistematik ihlallerin uluslararası düzeyde görünür kılınmasını sağlayan önemli bir denetim mekanizma.
İç hukukta sonuç alınamayan durumlarda, devletin çocuk hakları alanındaki yükümlülüklerinin bağımsız ve çocuk merkezli bir bakışla değerlendirilmesine imkan tanıyor.
Komite kararları için doğrudan bağlayıcı olmasa da, taraf devletler açısından hukuki ve siyasal etkisi yüksek olduğunu söylemek mümkün. Devlet üzerinde hesap verilebilirlik doğuruyor.
Çocuk Hakları Komitesi’ne başvurmak, çocukların kamusal alandaki varlığının bir “güvenlik sorunu” değil, bir hak meselesi olduğunu uluslararası düzeyde hatırlatıyor. Bu başvurular; çocukların ifade etme, katılma ve korunma haklarının pazarlık konusu yapılamayacağını, çocuk adalet sisteminin cezalandırıcı değil koruyucu, onarıcı ve çocuğun yüksek yararını esas alan bir yapıda olması gerektiğini açık biçimde kayıt altına alıyor.
(NÖ)





