“Bu oyunu okurken sadece Elif’i değil, kendi hayatımı da okur gibiydim,” diyor,
“Fasulyeden oynasın sözü, sadece futbolda değil, hayatın her alanında kadınların yaşadığı dışlanmayı anlatıyor,” diye devam ediyor.
Çocukluğundan bugüne taşıdığı deneyimlerin sahneyle buluştuğu Rüzgârda Buluşacağız, 13 yaşındaki bir kız çocuğunun hikâyesine odaklansa da oyun, kadınların hayatın her alanında karşılaştığı görünmez engelleri de gözler önüne seriyor.
Tek kişilik performansıyla seyirciyi Elif’in dünyasına davet eden Kuday Şahan, Rüzgârda Buluşacağız üzerinden hem kendi iç yolculuğunu hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair güçlü bir yüzleşmeyi anlatıyor.
Kadınların “yapamazsın” denilerek geri plana itildiği bir düzende, sahneden yükselen bu hikâye izleyiciyi duygusal bir yolculuğa ve başka bir biçimi ile cesur bir farkındalığa çağırıyor.
Rüzgârda Buluşacağız’ı sizi diğer oyunlardan ayıran yönü ne oldu?
Öncelikle oyunun taslağını okuduğumda içimde çok derin bir noktaya dokundu. Oyunumuzun yazarı Aziz Er’in daha önce de oyunlarını oynadık. Onlarda da kadın hikâyeleri ağırlıktaydı; fakat bu oyun hayatımla da benzerlikler içerdiği ve sahnede tek başıma olacağım için bu oyun beni diğerlerinden daha çok heyecanlandırdı. Sadece Elif’in hikâyesini okumuyordum, sanki kendi hayat hikâyemin de yazıya dökülmüş halini okuyor gibiydim.
Çocukken futbola çok meraklıydım, mahalledeki arkadaşlarımızla ve ağabeyimin de desteğiyle hep oyunlarına katılırdım; fakat hep fasulyeden sayılırdım. Mahalle maçları yapıldığında ise hiçbir koşulda almazlardı, ki mahalledeki herkes çok iyi bilirdi pek çoğundan daha hâkimdim topa. Bunlardan dolayı beni oyun içerisinde en çok etkileyen söz “Fasulyeden oynasın” sözü oldu. Ayrıca bu durum sadece futbol oynamak isteyen bir kız çocuğu için değil, iş hayatında istediği konuma gelemeyen, başarısı gölgelenen, yeterli olduğu aşikâr olduğu hâlde hak ettiği pozisyona bir türlü atanamayan her kadın için ne yazık ki geçerli...
“Kadınlar bunca zorluğa rağmen kendilerini görmeli”
Elif’in hikâyesi sizce neyi temsil ediyor?
Evet, bu oyun sadece Elif’in hikâyesini anlatmıyor, insanlık tarihi boyunca kadının konumu hakkında çok fazla bilgi içeriyor. Antik dönemlere yapılan atıflarda dahi bunun işaretlerini görebiliyoruz. Elif, oyun boyunca kendi olma yolunda birçok yöntem deniyor, önce başka karakterlerin güçlü yönlerinden etkileniyor; fakat daha sonra ayna karşısında aslında kendiyle yüzleşip asıl gücün kendi içinde olduğunu fark ediyor. Bana göre oyunun en güçlü mesajı bu; kadınlar bunca zorluğa rağmen kendilerini görmeli, fark etmeli ve içlerindeki gücü kendileri keşfetmeli.
Elif henüz 13 yaşında. Bu kadar küçük bir karakterin yaşadıklarını sahneye taşımak sizi duygusal olarak nasıl etkiledi?
Elif 13 yaşında küçük bir kız; fakat hem ailevi problemleri hem de toplumsal baskıları öyle güzel göğüslüyor ki bir oyuncu olarak bunlardan etkilenmemek mümkün değil. Elif’in hissettiklerini, karşı çıkışlarını, direnişini onun yaşlarında kendimde görerek çalışmaya özen gösterdim. Elif’in hikâyesini özümsemeye çalışmak başlarda çok rahat geliyordu çünkü kendime yakın görüyordum fakat acılarıyla yüzleşme anları benim için en zorlayıcı anlardı. Bu kadar küçük bir çocuğun yaşadığı acıyı hissetmeye çalışmak beni paramparça ediyordu.
Seyirciyle kurduğunuz doğrudan temas oyunun önemli bir parçası. Bu sahne dili tercihini nasıl geliştirdiniz?
Oyun boyu amacım, bir oyuncu izlemenizden ziyade aslında mahallenizdeki küçük bir kızın heyecanla anlattığı bir hikâyeye ortak olmanızdı. Günlük hayatta etkili sohbet etmenin temelinde göz teması kurmak esastır ve ben de bunu kurmak adına bütün seyirci ile göz teması kurmaya ve aslında yanınızda oturan bir yakınınızdan farkım olmadığını hissettirmek istedim. Bu durum başlarda benim için çok zorlayıcı oluyordu hem heyecan faktörü hem odak konusunda kendi kendime, otobüste, okulda her yerde göz teması kurduğum anlara özel olarak dikkat ettim ve bu durumu içselleştirmeye çalıştım. Ayrıca yönetmenimizin verdiği direktifler ve yaptığımız uzun konuşmalar da rahatlamamda çok yardımcı oldu.

Elif karakteri sizin kişisel yolculuğunuzda nasıl bir iz bıraktı?
Oynadığım her karakter aslında birer öğretmen benim için. Çünkü her karakterin şahsına münhasır tavırları ve duruşları oluyor. Elif ise benim içimdeki küçük çocuğa dokundu ve bununla da kalmayıp bu yaşımda birçok şey öğretti bana. Elif’i oynamaya başladığım andan itibaren geçmişimle yüzleşme ve onu kucaklama imkânım oldu. Bu açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum.
Oyunda sizi en çok zorlayan, duygusal olarak en ağır gelen an hangisiydi?
Oyunda beni en çok zorlayan kısım, Elif’in annesinin vefat ettiğini anlattığı yerdi. Çünkü bu duygu normal şartlarda dahi beni oldukça zorlayan bir durumken, küçük bir kız çocuğunun annesinin ölümü karşısında çaresiz kalması her defasında beni çok etkiliyor.
“Lezzetli bir yemek yiyor gibi”
Yönetmeniniz Bülent Emin Yarar ile uzun süredir birlikte çalışıyorsunuz. Bu işbirliği oyuna nasıl yansıdı?
Bülent hocamla dört yıldır birlikte çalışıyoruz ve artık oyunlar elimize geldiği andan itibaren nasıl okumamız gerektiğini anlayabiliyoruz. Bu konuda gerçekten çok şanslı olduğumu düşünüyorum, çünkü kendisi bir yönetmenden çok bir ağabey, bir baba oldu benim için. Uzun yıllardır birlikte çalışmanın da getirmiş olduğu bir telepati bile geliştirdik. Bir mimiğimden bir hareketimden dahi karakter içinde rahat ya da rahatsız olduğumu anlayabiliyor ve anında müdahale edebiliyor. Bu oyunda çok sevilen bir karakter olan Itırsu da bu sayede çıktı, Bülent hocam yaptığım bir mimikten ilham alıp karakteri geliştirmeye başladı ve çok eğlenceli bir karakter çıkardı ortaya. Bülent hocayla birlikte yaratmak istediğimiz karakter hakkında önce uzun uzun konuşuyoruz ve ardından sahne provalarında istediğimiz randımanı alana kadar eğip büküyoruz karakterleri.
Seyirciden aldığınız geri dönüşler sizin için ne ifade ediyor? Sizi en çok etkileyen an hangisiydi?
Seyircinin her türlü geri dönüşü beni çok mutlu ediyor; fakat bir tiyatro topluluğuna oynadığım bir oyun sonunda genç bir arkadaşım “Lezzetli bir yemek yiyor gibi hissettim” demişti. Bunu duyduğum zaman içimde resmen şimşekler çaktı, böyle güzel bir yorumu genç bir arkadaşımdan duymak özellikle beni çok etkiledi. Bir de bir oyun sonunda yaşça büyük bir izleyicimin gözyaşlarını tutamadığını ve oyundan çok etkilendiğini öğrendiğim an gidip hemen yanına ellerini tutup sarılmıştım, sağ olsun çok güzel yorumlarda ve dileklerde bulunmuştu. Bir de oynadığım karakterin yaşlarında bir kız çocuğu gelip aynı şeyleri yaşadığını ve pes etmeden devam etmek istediğini söylemişti. İşte o gün ne kadar önemli bir iş yaptığımı bir kez daha anlamıştım.
“Rüzgârda Buluşacağız” ile özellikle kimlere ulaşmayı hedefliyorsunuz?
Oyun ile ilk hedefim kendini toplumsal baskılar yüzünden gizlemek, kapamak zorunda olan kız çocuklarında farkındalık yaratmak. Kız çocukları ve kadınlar kısaca toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle boğuşmak zorunda kalan her kadına kendi gücünü hatırlatmak istiyorum. Başkalarının “yapamazsın, gücün yetmez, bunlar boş hayaller, kadınlar yapamaz” denilen şeylerin “kadın” olmakla ilgisi olmadığını göstermek de bir kadın olarak en önemli amaçlarım arasında.
Oyundan çıkan seyircinin yanında ne götürmesini istiyorsunuz?
Hepimiz çok zor günler yaşıyoruz, hayatın zorlukları ile karşı karşıya kalıyoruz; fakat en önemli şey bu zorlukların bizi yıldırmaması. Oyun sonunda kadınların ve özellikle hayalleri olan genç kızların omuzları ve başı dik şekilde oyundan ayrılmasını ve aklına koyduğu belki de yıllardır yapmak istediği ama çevrenin etkisi ya da toplumsal baskılar yüzünden yapamadığı şeyleri en azından bir kez daha düşünmesini sağlamak ve ilk adımlarını sahneden çıktığı anda atmalarını istiyorum. Oyunda da geçen bir replik ile bunu taçlandırmak istiyorum:
“İnsanları etkilemek için sihre, büyüye ihtiyacın yok, kendin ol yeter.” Umuyorum hepimizin kendini gerçekleştirebildiği, hayallerinin peşinden bıkmadan koştuğu bir yıl olur bu yıl.
Ayrıca bu değerli soruları hazırladığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. İyi ki sizler gibi çok değerli seyircilerimiz var ki tiyatronun gücünü hep beraber toplumun her kesimine ulaştırabiliyoruz. (EMK/TY)







