Rıza Türmen: AİHM’nin Osman Kavala kararı AYM’nin saygınlığına ağır bir darbe
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, Apaçık Radyo’da yayımlanan Açık Gazete programında Ömer Madra ve Özdeş Özbay’ın sorularını yanıtladı; AİHM’nin Osman Kavala hakkında verdiği son kararı değerlendirdi.
AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”
Türmen, Kavala hakkında “iki karar” bulunduğunun söylendiğini, ancak aslında AİHM önünde üç karar bulunduğunu belirtti:
“İki tanesi Osman Kavala’nın başvurusu üzerine verildi ama bir de üçüncüsü var. Birinci karar uygulanmayınca Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatıldı. Bakanlar Komitesi üçte iki çoğunlukla kararı AİHM’ye gönderdi; Türkiye karara uyuyor mu, uyguluyor mu diye sordu. Bir de o karar var.”
“AYM yolu bu dava bakımından etkili değil”
Son kararın hem içeriği hem de verildiği koşullar bakımından önemli olduğunu söyleyen Türmen, AİHM’nin Türkiye yargısına yönelik kapsamlı bir eleştiri yaptığını belirtti.
Türmen, Türkiye hükümetinin, Kavala’nın Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) iki başvurusunun sonucu beklenmeden AİHM’ye gidildiği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez bulunmasını istediğini hatırlattı.
AİHM’nin ise Kavala’nın özel durumunu dikkate aldığını söyleyen Türmen şöyle devam etti:
“Osman Kavala sekiz buçuk yılı aşkın bir zamandır cezaevinde ve bu süre içinde her türlü iç yargı yolunu kullandı. Hiçbirinden sonuç alamadı. Bu arada iki AİHM kararı çıktı. Anayasa Mahkemesi bunları görmezlikten geldi. AYM’ye yaptığı ilk başvurunun üzerinden dört yıldan fazla, ikinci başvurunun üzerinden iki yıldan fazla zaman geçti. Anayasa Mahkemesi bunları incelemedi.
AİHM, ‘Bu durumda iç yargı yolu gerçek bir koruma vermiyor’ diyor. Anayasa Mahkemesi yolu bu bakımdan etkili değildir, diyor.”
Bir uluslararası mahkemenin bir devletin anayasa mahkemesi için “etkili iç hukuk yolu değildir” sonucuna varmasının çok ağır olduğunu söyleyen Türmen, bunun AYM’nin saygınlığı bakımından ciddi bir sorun yarattığını anlattı:
“Anayasa Mahkemesi devletin en güçlü, en saygıdeğer organı. O devletin itibarını da taşıyor. Bizde ise Anayasa Mahkemesi kararlarını alt mahkemeler tanımıyor. Derken bir uluslararası mahkeme ‘etkili iç yargı yolu değildir’ diyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygınlığına büyük bir gölge düştü bu kararla.
Gerçi şunun altını çizmek lazım: Bu sadece bu karar için söylenmiş bir şey. Yani genel olarak ‘Anayasa Mahkemesi etkili iç yargı yolu değildir’ demiyor karar. Sadece bu karar için ‘Etkili iç yargı yolu değildir’ diyor. Ama öyle olsa bile yine de Anayasa Mahkemesi'nin saygınlığı bakımından ağır bir darbe diye düşünüyorum.”
“Mahkeme Kavala’nın kişisel sorumluluğunu incelemedi”
Türmen, AİHM’nin altı başlıkta ihlal kararı verirken Kavala’nın kişisel sorumluluğunu ortaya koymadığı sonucuna vardığını söyledi.
Kavala’ya yöneltilen suçlamaların soyut ve genel ifadeler içerdiğini belirten Türmen şöyle konuştu:
“AİHM diyor ki, ‘Türk mahkemeleri Osman Kavala'nın kişisel sorumluluğunu incelemiyor.’ Böyle birtakım soyut, genel suçlamalar var. Yok efendim Osman Kavala stratejik bir rol oynamış gösterilerde, çok etkili olmuş, organize etmiş… Bunlar kişisel sorumluluğu getirmiyor.
Delil olarak da Osman Kavala’nın sivil toplum etkinlikleri, buluşmaları, temasları alınıyor. Yani Sözleşme’deki haklarını kullanması dolayısıyla Osman Kavala mahkum oldu. Ama kişisel sorumluluğunu Türk mahkemeleri hiçbir zaman incelemedi.”
Yani Osman Kavala neden mahkûm oldu? Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi, hükümeti devirmek için cebir ve şiddet kullanılmasını arıyor. Peki Osman Kavala hangi cebir olayına, hangi şiddet olayına karışmış? Bu yok ortada."
Bu yaklaşımın sivil toplum açısından ciddi bir caydırıcı etki yaratacağını söyleyen Türmen, “Ne yaptığınız belli olmadan, böyle bir belirsizlik bulutu içinde mahkum edilme riskiyle karşı karşıya kalıyorsunuz” dedi.
“Böyle bir yargılama olur mu?”
Türmen, adil yargılanma hakkına ilişkin şikayetin önceki AİHM kararlarında bulunmadığını, son kararda ise ayrıca ele alındığını kaydetti.
AİHM’nin Gezi Parkı’ndaki şiddet olayları ile Kavala’nın mahkumiyetine esas alınan deliller arasında nedensellik bağı kurulmadığını tespit ettiğini aktaran Türmen, şöyle devam etti:
“Osman Kavala’nın tanıkları dinlenmiyor. Başvurucudan birtakım genel hipotezleri çürütmesi isteniyor. ‘Stratejik bir rol oynadı mı, oynamadı mı?’ Bunu nasıl çürüteceksiniz? ‘Etkiledi mi, etkilemedi mi?’ ‘Hayır, ben etkilemedim’ demekle nasıl çözülecek bu? Böyle bir yargılama olur mu?”
“Yargının bağımsızlığı konusunda ciddi kuşkular var”
Kararın en önemli başlıklarından birinin yargı bağımsızlığı olduğunu belirten Türmen, AİHM’nin Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda “ciddi kuşkular” bulunduğuna işaret ettiğini söyledi.
Türmen, Kavala’yı beraat ettiren hakimler hakkında soruşturma açılması, davaların farklı mahkemelere gönderilmesi ve yargılamanın son aşamasında iktidarla yakın ilişkileri bulunduğunu söylediği bir hakimin görevlendirilmesini örnek gösterdi.
“Bütün bunlar yargının ne kadar bağımsız olmadığını gösteriyor” diyen Türmen, Kavala davasındaki sorunlarla güncel davalar arasında da bağlantı kurulabileceğini savundu:
“Bugün görülmekte olan İBB davasında, belediye başkanları davalarında da Osman Kavala yargılamasındaki aynı problemleri görüyorsunuz. O zaman bunun sistematik bir mesele olduğu ortaya çıkıyor.”
“18. madde, davanın siyasi amaç taşıdığını gösteriyor”
Türmen, AİHM’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmesini de kararın en önemli unsurlarından biri olarak değerlendirdi.
“18. madde bu davanın siyasi amaçlarla açıldığını, bütün bunların muhalifleri bastırmak için yapıldığını gösteriyor” diyen Türmen, AİHM’nin yaklaşımını şöyle aktardı:
“Karardaki en önemli şeylerden biri, 18. maddeden mahkum olması. Çünkü 18. madde bu davanın siyasi amaçlarla açıldığını gösteriyor; bütün bu şeylerin siyasi amaçlarla, muhalifleri bastırmak için yapıldığını gösteriyor. Yani AİHM diyor ki kararında, ‘Buradaki asıl motif, asıl sebep Osman Kavala'nın mahkumiyetinde Gezi'deki rolü nedeniyle cezalandırmak ve Osman'ı bir insan hakları savunucusu olarak susturmak.’ ‘Asıl sebep budur’ diyor."
“Derhal serbest bırakılmalı”
Türmen, AİHM’nin ihlalleri tespit etmekle yetinmediğini, kararın nasıl uygulanması gerektiğine de işaret ettiğini söyledi:
“Bir kere ‘Derhal serbest bırakılmalıdır’ diyor Osman Kavala için. Bu hem Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüğüdür hem de kendi Anayasası’ndan doğan yükümlülüğüdür.”
Anayasa’nın 90. maddesine dikkat çeken Türmen, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin iç hukukta da bağlayıcı olduğunu söyledi.
Türmen, AİHM’nin Kavala hakkındaki mahkumiyet kararını kendi açısından hükümsüz kabul ettiğini belirterek, “Yani ‘mutlak butlan’ tabirini bu sefer AİHM kullanıyor: ‘Hiçbir hüküm taşımaz bizim bakımımızdan’ diyor” ifadelerini kullandı.
“Türkiye yargısı da AİHM kararına bağlı”
AİHM kararının doğrudan Türk mahkemesi kararının yerine geçmediğini belirten Türmen, tahliye kararının iç hukukta bir Türkiye mahkemesi tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. Ancak Sözleşme’nin 46. maddesinin bütün devlet organlarını, dolayısıyla yargıyı da bağladığını vurguladı:
“Türk mahkemesi karar verecek tabii ki tahliyesine. AİHM karar aldı diye gidip cezaevi kapısını açıp Osman Kavala’yı salıvermeyecek. Ama gözden kaçırılan husus şu: Sözleşme’nin 46. maddesi, yani AİHM kararları kesindir ve uyulmak zorundadır diyen madde, bütün devlet organları için ve bu arada yargı için de bağlayıcıdır. Türk yargısı da karar verirken bu AİHM kararıyla bağlı olarak karar vermek zorundadır.”
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun AİHM kararları sonrasında yeniden yargılama yapılmasına imkân verdiğini söyleyen Türmen, “Türkiye’nin yeniden bir yargılama yapması ve bu yargılamanın sonucunda Osman Kavala’yı beraat ettirmesi ve tahliye etmesi gerekmektedir. Yapılacak şey budur” dedi.
“Türkiye’nin hukuk devletiyle ilişkisi varsa bu kararı uygulamak zorunda”
Türmen, kararın Türkiye’nin Avrupa Konseyi’yle ilişkileri bakımından da sonuçları olacağını söyledi:
“Bu artık üçüncü karar. Türkiye’nin hukuk devletiyle en ufak bir ilişkisi varsa — biz hukuk devleti meselesini Türkiye bakımından konuşuyoruz — bunu uygulamak zorundayız. Bu Sözleşme’ye niye imza attı acaba? Orada ne işi var Türkiye’nin?”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminden ayrılmanın Avrupa Konseyi’nden ayrılmak anlamına geleceğini belirten Türmen, bunun Avrupa ile değerler temelindeki bağları koparacağını ve Avrupa Birliği ile ilişkileri de olumsuz etkileyeceğini söyledi.
“Kararın uygulanmaması insan hakları sistemini kırıyor”
Ömer Madra’nın “Peki, bundan ne olacak?” sorusunu da yanıtlayan Türmen, kararın Avrupa Konseyi bakımından sonuçları olacağını söyledi.
Üç AİHM kararına rağmen Kavala’nın serbest bırakılmamasının Avrupa insan hakları sistemi açısından ağır bir sorun yarattığını belirten Türmen, şöyle konuştu:
“Bütün bunlara rağmen, üç tane AİHM kararına rağmen Türkiye’nin hâlâ uygulamaması sistem bakımından, insan hakları sistemi bakımından çok büyük problemler yaratıyor. Sistem kırılıyor bu yüzden, sistem dengesini kaybediyor.”
AİHM kararlarının uygulanmasının yalnızca Bakanlar Komitesi’nin değil, Avrupa Konseyi’ne üye bütün devletlerin kolektif sorumluluğu olduğunu belirten Türmen, devletlerin meseleyi Türkiye ile ikili ilişkilerinde de gündeme getirmesi gerektiğini söyledi:
“Devletlerin bu kararı uygulatmak için sadece Avrupa Konseyi’nde, Bakanlar Komitesi ya da Parlamenter Asamble çerçevesinde girişim yapmaları yetmez. Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin ikili ilişkilerinde de bu meseleyi ortaya çıkarmaları, Türkiye’nin bunu uygulamasını istemeleri gerekir diye düşünüyorum.”
“Türkiye üzerindeki baskı artacaktır”
Türmen, bundan sonraki süreçte hem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde hem de Bakanlar Komitesi’nde Türkiye üzerindeki baskının artmasını beklediğini söyledi.
Avrupa Konseyi bünyesindeki daha güçlü bir prosedürün de gündeme gelebileceğini belirten Türmen, bunun Parlamenter Meclis, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter’in birlikte yürüttüğü aşamalı bir süreç olduğunu söyledi:
“Belki de güçlü prosedürü harekete geçirmek isteyecektir. Bu, Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter’in birlikte yürüttüğü bir prosedür, kararları uygulatmak için. Onun da adım adım bir ilerleyişi var. İlk olarak ziyaret ediliyor, ardından rapor hazırlanıyor. Sonunda, bu güçlü prosedürün sonunda ihraç var. Hâlâ uygulamamışsa o devlet Konsey’den ihraç ediliyor.”
Böyle bir ihracın şimdiye kadar örneğinin bulunmadığını belirten Türmen, ihlal prosedürü bakımından ise Azerbaycan’daki Ilgar Mammadov davasını hatırlattı:
“İhlal prosedürünün tek örneği Azerbaycan-Mammadov davasıydı. O davada da Mammadov serbest bırakıldığı için sonuçta süreç başka türlü gelişti. Şimdi hala ihlal prosedürü uygulanıp da kararın uygulanmadığı tek dava Osman Kavala davası.”
Programın tam kaydına buradan ulaşabilirsiniz
(HA)