Avukat Hüseyin Ersöz, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir’in tutukluluk incelemesine ilişkin kararlarda, müvekkillerini temsil etmeyen avukat isimlerinin yer aldığını açıkladı. Ersöz, bu durumu kamuoyuyla paylaşarak yargı pratiğine sert eleştiriler yöneltti.
Ersöz, “Kamuoyunun gözü önünde yürüyen bir soruşturmada sergilenen bu pervasızlık, kim bilir vatandaşların dosyalarında nasıl trajedilere yol açıyor” dedi.
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın (@REmrahSahann) "Utku" isminde bir avukatı yok! Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir'in "Tansu" isminde bir müdafi bulunmuyor! Ancak tutukluluk hallerinin devamı kararlarında bu isimdeki avukatların beyanları var. Bu durum bir… https://t.co/VYExnnOv7j pic.twitter.com/ktv94AJ6uC
— Hüseyin Ersöz (@ersozhuseyin) January 15, 2026
Ersöz, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın ‘Utku’ isminde bir avukatı yok. Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir’in de ‘Tansu’ isminde bir müdafii bulunmuyor. Buna rağmen tutukluluk halinin devamı kararlarında bu isimlerde avukatların beyanları yer alıyor. Bu durum açık bir hukuk garabeti oluşturuyor.
14 Ocak’ta Resul Emrah Şahan hakkında tutukluluk incelemesi yapıldı. Şahan, Cezaevi Müdürlüğü’ne verdiği dilekçede bu incelemeye katılmak istemediğini, duruşmaya müdafilerinin katılacağını bildirdi. Bu aşamaya kadar süreç, önceki tutukluluk incelemeleriyle aynı ilerledi. Ancak bu kez dosyadaki müdafileri telefonla çağırmak yerine İstanbul Barosu’na yazı gönderildi ve CMK Servisi’nden avukat görevlendirilmesi istendi.
İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği’nde yapılan incelemeye, İstanbul Barosu’nun görevlendirdiği bir meslektaşımız katıldı. Dosyaya dair hiçbir bilgiye sahip olmadan, hatta temsil ettiği kişinin kimliği konusunda dahi fikir sahibi olmadan şu ifadeyi kullandı: ‘Tutukluluk halinin devamı yönündeki karara itiraz ediyoruz.’
Sulh Ceza Hakimliği henüz karar vermemişken, tutukluluğun devamına itiraz edilmesi başlı başına bir çelişki oluşturuyor. Bu beyan yanlışlıkla tutanağa geçmiş olabilir, bunu bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Sulh Ceza Hakimliklerinde yapılan bu incelemeler, çoğu zaman yalnızca bir prosedürün tamamlanmasına hizmet ediyor. Avukatın varlığı şekli bir gereklilikten öteye geçmiyor. ‘Bulunsun yeter, fazla konuşmasın, kararı verelim ve dosyayı savcılığa iade edelim’ anlayışı hâkim oluyor.
Bu yapı, etkili bir hukuk yolu sunmuyor. Aksine kapalı devre bir sistem içinde hukuk güvenliğini ve özgürlük hakkını tehdit eden uygulamaların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Kamuoyunun gözü önünde yaşanan bu tablo, sıradan vatandaşların dosyalarında neler yaşandığı sorusunu daha da yakıcı hale getiriyor.”
(EMK)





