Sayın Başkan,
Sayın Mahkeme Heyeti,
Tutuklanalı on yedi ay oldu. Dile kolay, on yedi ay.
Ama insanın hayatından yalnızca geçen bir zaman olmuyor. Çocuğundan, ailesinden, görevinden, kentinden uzak kaldığı on yedi ay.
Başta şunu hatırlatmak isterim.
Ben 19 Mart'ta Kent Uzlaşısı dosyasından, yani Türkiye İttifakı siyaseti nedeniyle tutuklandım. O günlerde makamıma da kayyum atandı. 17 aydır makamımızda kayyum oturuyor. Eylül ayında verilen yedek tutuklama kararıyla da 10,5 aydır buradayım.
Bugün de bir kez daha tutukluluk incelemesiyle karşı karşıyayım. Ben bugün burada size uzun bir hikaye anlatmayacağım. Hakkımdaki isnatların tamamına ilk celsede cevap verdim. Bugün meseleyi mümkün olduğunca sadeleştirmek istiyorum. Ben bu dosyaya üç soruyla bakacağım.
Ben ne yaptım?
Yetkim neydi?
Ve bütün bunların karşılığında şahsen ne elde ettim?
On yedi aydır hücremde kendime aynı soruları soruyorum.
Ve cevabım hiç değişmedi.
Ne kendim için bir para istedim.
Ne bir mülk.
Ne bir ayrıcalık.
Ne de görevimin dışına çıktım.
Ben, bana emanet edilmiş olanı korumaya çalıştım.
Şişli'nin hakkını.
Kamunun malını.
Yurttaşın güvenliğini.
Görevimin gereğini.
O nedenle bugün yapacağım savunmanın özü aslında çok basit, Sayın Başkan. Ben işimi yaptım.
Şimdi izninizle tek tek eylemlere geçiyorum.
EYLEM 38
Burada neyle suçlandığıma bakalım. Şikayetçi diyor ki: “İskanımı geciktirdi, bunun karşılığında kamuya ait bir park için beni taahhütte bulunmaya zorladı.” İddianın özü bu.
Savunmamda da anlattım. Dosyanın içinde firmanın 2020 yılında verdiği park taahhüdü var. Aslında bahsedilen, 2020 yılında verilen ve 2024’te yenilenen bir taahhüt. Ortada gizlenmiş bir ilişki, sonradan uydurulmuş bir gerekçe yok. Proje ile doğrudan ilişkili bir alanda, firmanın açıkça ve kayıt altına alınmış bir taahhüdü var.
Şimdi soruyorum: Resul Emrah Şahan bu işin neresinde, bu işten ne elde etmiş? Daire mi? Para mı? Bir dairenin indirimini mi istemişiz? Hiçbiri. Ortada kamuya ait bir park ve buna ilişkin bir taahhüt var. Firmanın “60 bin metrekarelik koruya komşu” diye pazarladığı, projesine ismini veren park var orada.
Bakın, bir görsel var. Aynı şirket, Emlak Konut’la Çekmeköy’de geliştirdiği projede kamuya ait alana bir okul, hemen yanına da yeşil alan yapmış. Hatta yaptığı okula firma sahibinin annesinin ismini vermiş. Ne güzel, kamuya katkı koymuş.
Aynı şirketin, DAP Yapı’nın, yine Emlak Konut ile geliştirdiği Nişantaşı Koru projesinde kamuya ait bir alanda park yapmayı taahhüt etmesi ise nedense benim hakkımda suç delili sayılıyor ve ben bunun için tutuklanıyorum.
Ben size emsal teşkil eden sayısız örnek sıralayabilirim, Sayın Başkan. Burada sadece aynı şirketin bir örneğini verdim; aynı şirketin onlarca örneği vardır.
Ben burada kendim için hiçbir şey istemedim, biz hiçbir şey istemedik.
Şişli'nin ve Şişlililerin hakkını istedik.
Kısacası ben sadece işimi yaptım, Sayın Başkan.
EYLEM 39
Eylem 39 bakımından iddia ne? Kısacası iddia şu: “Ruhsatımı vermediler, ruhsatımı geciktirdiler. Ruhsatımı geciktirdikleri için de benden birileri rüşvet istedi.”
Bunu da savunmamda uzun uzun anlattım, tek mesele var Sayın Başkan: Burada bir plan kararı var.
Planda kamuya terk edilmesi gereken bir alan var. Önce bu alanın terk işlemi yapılacak, parsel oluşturulacak ve kamuya geçecek. Ancak bundan sonra ruhsata başvurulabilecek. Ve Şişli'ye terk edilmesi gereken alanın o günkü değeri 500yirmi milyon lira. Bugünkü değeri ise yaklaşık 720 milyon lira.
Bakın, şirketin kendi proje müellifinin 2024 yılında hazırladığı görsel burada. Proje müellifi ne diyor bu görselde? “Ben 2024 yılında şirkete burayla ilgili bir proje çalıştım. Kamuya ait olan o alanı da sitenin otoparkı, sitenin açık alanı olarak gösterdim.”
Biz bunu anlatmaya çalıştık. Proje alanındaki bu kısmın kamuya terk edilmesi gerekiyordu. Ve bizim dediğimiz işlem gerçekleşti Sayın Başkan.
19 Ağustos 2025'te, ben Kent Uzlaşısı dosyasından tutukluyken ve bu dosyadan tutuklanmamdan yirmi gün önce, o arazi Şişli Belediyesi'ne geçti. Bizim başlattığımız süreçle geçti.
Sonra firma ruhsata başvurdu. Sayın Başkan, ruhsatını daha yeni aldı yeni. Bu işlemden tam sekiz buçuk ay sonra!
Bugün dönüp bu sürecin içinde suç, benim adıma da kişisel bir menfaat arıyoruz. Oysa yaptığımız tek şey, bugün yaklaşık 700 milyon lira değerindeki bir mülkü Şişli Belediyesi’ne kazandırmaktı.
Sürecin sonunda benim cebime giren tek kuruş yok. Ama kamunu hanesine yazılan ise yaklaşık 700 milyon lira değerinde bir arazi var.
Ben sadece işimi yaptım, Sayın Başkan.
EYLEM 40
Eylem 40 bakımından iddia şu: “Bir tadilat yapacaktık. Kesilmemesi gereken çok yüksek bir ceza kestiler ve bizi rüşvete zorladılar.”
Sayın Başkanım, bakın bunlar ceza tutanağındaki görseller.
Yapının statiğini etkileyen bir tadilat yapmak istiyorlar, “Basit tadilat” diyorlar. Üç kere başvuruyorlar, üçünde de aynı cevabı veriyoruz: “Bu basit tadilat değil, gerekli ruhsatı almadan yapamazsınız.”
Diyoruz ki “Bu esaslı tadilat.”
“Tamam, yapmayacağım, basit tadilat yapacağım” diyor.
İzni alıyor, başlıyor tadilata. Gidip bakıyoruz, yine aynı şeyi yapmış. Ceza kesiyoruz.
1 milyar 15 milyon liralık ceza kesiyoruz. Cezayı da kafamıza göre kesmiyoruz. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesine ve Marmara Belediyeler Birliği'nin yayımladığı hesaplama tablosuna göre hesaplıyoruz.
Bu tutanakta şu da yazıyor sayın başkan “Aykırılığı zamanında giderirsen yani bina mevzuata uygun hale dönerse ilave ceza tahsil edilmeyek, ceza 15 milyon liraya düşecek”
Sonunda firma aykırılığı gideriyor, ceza mevzuatın öngördüğü şekilde düşüyor. Bütün mesele bundan ibaret.
Şimdi bir diğer iddia da Mehmet Torunlar ile görüşmem. Evet görüştüm, ama ne zaman görüştüm?
Bu cezadan sonra “Hatamızı düzeltiyoruz” diye dilekçe verdiler. Ben de kendisiyle bundan sonra görüştüm. Görüşme içeriği de şu , “On beş milyon liralık cezayı ödemeyeyim, yirmi yedi milyon liralık harcı ödeyeyim”.
Ben de kendisine uzun uzun anlattım. Ceza ayrı bir işlem, harç ayrı bir işlem. Bunlar birbirinin alternatifi değil.
Sayın Başkan,
Biz ne yaptık? Burası Mecidiyeköy’ün göbeğinde, her gün yüz binlerce insanın geçtiği dev bir yapı. İstanbul gibi deprem riski yüksek bir kentte böyle bir yapının statiğini etkileyen bir müdahaleye göz yummadık.
Daha geçen hafta 6 Şubat depreminde yıkılan Zümrüt Apartmanı davası karara bağlandı. İnceledim. Binada ruhsata aykırılıklar vardı. Ruhsatı onaylayan kamu görevlileri ceza aldı.
Bunu savunmamda da söyledim. Şişli Belediyesi, inanın, İstanbul’daki diğer belediyelerden farklı. Bir belediye başkan yardımcısı makamında öldürüldü. Bir zabıta müdürü kurşunlandı. Şişli Belediyesi’nde böyle şeyleri memurlara yaptıramazsınız.
Başka bir şey daha, bugün yanımda müfettiş raporunu da getirdim. Ben Taşyapı olayından sonra belediyede ciddi bir müfettiş baskısıyla karşılaştım. Bilumum müfettiş ve bilirkişiler tarafından bütün dosyalarım didik didik edildi. Kayyum döneminde de, Mayıs-Haziran aylarında, kırka yakın bilirkişi ve altıya yakın müfettişle raporlar hazırlandı. Her konu var, bu konu da var Sayın Başkan. Müzekkereyle isterseniz belediyeden gelecek ve göreceksiniz. Bütün ruhsat, imar ve planlama konuları detaylı incelendi.
Biz işimizi yaptık. Denetledik, tespit ettik, ceza kestik, düzelttirdik.
Görevimi hakkıyla yaptım, vicdan rahat.
EYLEM 41
Burada iddia edilen olaylar benim başkanlığımdan önceki bir döneme ait. Birtakım kişiler arasında para görüşmeleri oluyor, birtakım süreçler konuşuluyor. Ben bunların hiçbirinde yokum.
Şirketin sahipleri de yetkilileri de zaten beni tanımıyor. Şirket sahibiyle hiç tanışmamışım, herhangi bir yetkilisiyle hiç görüşmemişim.
Sayın Başkan,
Başkan yardımcısı olduğum dönemde de imar bana bağlı değildi. Kaldı ki o döneme ilişkin dosyada tutuklu bulunan Altan Ertürk’ü zaten tahliye ettiniz.
Bir de ortada çok açık bir ifade değişikliği var. Bakın, ben tutuklanırken bu konuyla ilgili iş takipçisi Süleyman Atik, “Parayı aldım, Fatih Keleş’e götürdüm” diyor.
Savunmamın tamamını ve belgeleri buradan inceleyebilirsiniz.
(EMK)

