Yol Akademi, toplumda yaşanan krizlere, eşitsizliklere ve ekolojik yıkımlara tarihsel ve bütüncül bir perspektiften yaklaşan güz dönemi eğitim programını duyurdu. "Kadın Tarihi, Doğa, Toplumsal Cinsiyet, Bugünümüz ve Geleceğimiz" temasıyla düzenlenen program, eril tarih yazımına karşı bir karşı-hegemonya hattı oluşturmayı ve toplumsal cinsiyet alanında ortak bir zihniyet dönüşümünü hedefliyor.
Yol Akademi’de bu hafta 12 Kasım Perşembe günü İletişim Akademisyeni Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, “Toplumsal Cinsiyet ve Medya” başlığında konuyu merak edenlerle bir araya geliyor. Ders 21.00’da başlıyor. Kayıt formu burada.
Yol Akademi'nin yayın kurulunda da olan akademisyen, atölye öncesinde medyadaki temsil sorunlarını ve feminist gazeteciliğin esaslarını bianet’e değerlendirdi.
Giritli İnceoğlu medyanın toplumsal gerçekliği tarafsızca yansıtan bir ayna olmadığını, aksine onu seçip çerçeveleyerek inşa ettiğini vurguluyor. Esas mücadelenin ekrandaki niceliksel görünürlükten ziyade bilgi üretim süreçlerindeki güç ilişkilerini dönüştürmek olduğunu söylüyor.
Epistemik eşitlik nedir?
Feminist medya eleştirisinin uzun yıllar boyunca reklamlardaki cinsiyetçi kalıplara, dizilerdeki kadın-erkek rollerine ve haberlerdeki tanımlamalara odaklandığını belirten Prof. Dr. Giritli İnceoğlu, bu çalışmaların önemini korumakla birlikte artık tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Günümüzde odağın haberin nasıl üretildiğine ve kimin görünür kılındığına kayması gerektiğini ifade eden akademisyen, durumun epistemik bir eşitsizlik barındırdığına dikkat çekiyor:
"Mesele sadece temsil değil; kimin konuşabildiği, kimin deneyiminin bilgi kabul edildiği, kimin hikâyesinin haber değeri taşıdığı ve kimin görünmez bırakıldığı meselesidir. Kadınlar çoğu zaman haberin konusu olabiliyor ama haberin anlamını belirleyen kişiler olamıyor. Oysa eşitlik, yalnızca görünür olmak değil, anlam üretme gücünü de paylaşmaktır."
Haber toplantılarında hangi konuların öncelik kazandığını, hangi kaynaklara başvurulduğunu ve kimlerin uzman sayıldığını sorgulayan Giritli İnceoğlu, ekonomi, dış politika veya teknoloji gibi alanlarda erkek uzmanların; aile, çocuk ve bakım gibi konularda ise kadınların tercih edilmesinin uzmanlığın cinsiyetlendirildiğini gösterdiğini söylüyor.
Miranda Fricker'ın epistemik adaletsizlik kavramına atıfta bulunan İnceoğlu, kadınların deneyimlerinin öznel ve duygusal,erkeklerinkinin ise kolaylıkla nesnel bilgi statüsüne yükseltildiğini belirtiyor. Haber merkezlerindeki editoryal ve yönetici pozisyonlarda kadın temsilinin artmasının kurumsal kültürü peşinen değiştirmeyeceğini ekleyen akademisyen; sınıfsal konum, etnik kimlik, yaş ve cinsel yönelimi kapsayan kesişimsel bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor.
Şiddet haberlerinde “özne olmak”: Gülistan Doku ve Gisèle Pelicot örnekleri
Kadın cinayetleri ve cinsel şiddet haberlerinde kullanılan "kıskançlık krizi", "aşk cinayeti" veya "terk edilince öldürdü" gibi ifadelerin şiddeti bireysel ve romantik bir trajediye indirgediğini belirten Giritli İnceoğlu, gazeteciliğin görevinin failin gerekçelerini yeniden üretmek değil, şiddetin arkasındaki erkek egemen güç ilişkilerini ve yapısal nedenleri ortaya çıkarmak olduğunu düşünüyor.
Görünür olmak ile kendi hikâyesinin öznesi olmak arasındaki farkı iki somut olay üzerinden detaylandıran Giritli İnceoğlu, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
- Gülistan Doku Örneği: Gülistan Doku'nun kayboluşunu yalnızca acılı bir ailenin hikâyesi olarak sunmak,soruşturmadaki ihmalleri ve kamusal sorumlulukları ikinci plana iter. Gazetecilik yalnızca duygusal bir anlatıyla yetinmemeli; soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü, hangi soruların yanıtsız kaldığını ve delillerin durumunu inceleyerek kamusal denetim işlevini yerine getirmelidir.
- Gisèle Pelicot Örneği: Pelicot, maruz kaldığı cinsel şiddet yargılamasının kamuya açık yapılmasını isteyerek utancın mağdura değil faillere ait olduğunu gösterdi. Yaşadığı şiddetle tanımlanan pasif bir mağdur olmak yerine,adalet talebini kamusal alana taşıyan aktif bir özneye dönüştü. Ancak İnceoğlu, mağdurun görünürlüğü tercih etmesinin medyaya mahremiyet sınırlarını aşma veya şiddet ayrıntılarını sınırsızca yayımlama hakkı vermediğini de hatırlatıyor.
Giritli İnceoğlu, feminist gazeteciliğin temel ilkesini kadını yalnızca acısıyla veya kırılganlığıyla tanımlamamak, onu irade ve hak sahibi bir birey olarak ele almak biçiminde özetliyor.
Barbie, The Substance ve "Tradwife" akımı
Popüler kültürde feminist söylemlerin artmasının hem yeni imkânlar hem de ciddi çelişkiler doğurduğunu belirten akademisyen; Barbie, The Substance filmleri ve sosyal medyadaki tradwife (geleneksel ev kadını) içerikleri üzerinden tüketim kültürü ile eşitlik mücadelesi arasındaki gerilimi inceliyor:
- Barbie ve ticarileşme: Film, kadınlık ideallerini ve güzellik standartlarını eleştirirken bunu küresel bir oyun markasının ticari evreni içinde yapıyor. Mesele filmin feminist olup olmamasından öte, feminist eleştirinin küresel bir tüketim nesnesine dönüştüğünde siyasal içeriğini ne kadar koruyabildiğidir.
- The Substance ve görsel nesneleştirme: Film, yaşlanan kadın bedeninin görünmezleştirilmesini çarpıcı bir dille eleştirse de, kadın bedenini nesneleştiren görsel kültürü yine aynı görsel araçlarla eleştirmenin getirdiği paradoksu ortaya koyuyor.
- Tradwife ve dijital ekonomi: Kusursuz mutfaklar ve sakin ev hayatı estetik bir yaşam tarzı gibi sunulurken, bu görüntülerin arkasındaki ev içi emek ve platform ekonomisi ilişkileri gizleniyor. Geleneksel kadınlık rolleri yeniden üretilirken aynı zamanda sosyal medya üzerinden birer ticari gelir modeline dönüştürülüyor.
Angela McRobbie, Catherine Rottenberg ve Sarah Banet-Weiser'ın teorik yaklaşımlarına değinen İnceoğlu; kadınlara sürekli "güçlü, özgüvenli ve başarılı" olmalarının salık verilmesinin yapısal sorunları (çalışma koşulları, bakım emeği eşitsizliği) bireysel sorumluluğa indirgediğini ifade ediyor. Akademisyen, "Feminizmin dönüştürücü gücü, kadınlara mevcut sistem içinde daha başarılı olmayı öğretmesinden değil, o sistemin eşitsizlik üreten ilişkilerini değiştirme iddiasından kaynaklanır" mesajını veriyor.
Dijitalleşme, algoritmik baskı ve kadın düşmanlığı
Dijital platformların ve yapay zekânın toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeni baştan yaratmasa da hızlandırarak geniş kitlelere yaydığını söyleyen İnceoğlu, algoritmaların tarafsız teknik araçlar olmadığını vurguluyor. Platformların etkileşim odaklı sıralama sistemlerinin öfke, kutuplaşma ve aşağılamayı öne çıkardığına dikkat çeken iletişimci, çarpıcı bir tespitte bulunuyor:
"Kadın düşmanlığı ve nefret söylemi artık yalnızca ideolojik bir tutum olmaktan çıkıp, platformlar için ekonomik değer üreten bir içerik türüne ve gelir kapısına dönüşmüştür."
Özellikle manosphere (erkeklik odaklı dijital topluluklar) ağlarında kadın kazanımlarının tehdit gibi gösterildiğini belirten İnceoğlu, madalyonun diğer yüzünde ise kadın gazetecilerin maruz kaldığı dijital şiddet, cinsel tehditler ve itibar suikastları olduğunu ifade ediyor. Bu durumun kadın gazeteciler üzerinde bir oto-sansür mekanizması yarattığını,toplumsal tartışma sınırlarını daralttığını ve kamunun eleştirel bilgiye erişimini engellediğini vurguluyor.
Ayrıca yapay zekâ veri setlerindeki tarihsel önyargıların kadınları ev içi rollerle, erkekleri ise uzmanlık ve yönetici pozisyonlarıyla eşleştirmeye devam ettiğini söyleyen akademisyen; platform ekonomilerinin, veri politikalarının ve yapay zekâ çıktılarının kamusal denetime açık olması gerektiğini savunuyor.
Hak temelli gazetecilik ve nesnellik
Son bölümde hak temelli gazetecilik anlayışı ile gazetecilik standartlarının çelişmediğini, aksine hak temelli yaklaşımın doğrulama, kanıta dayanma ve eleştirel mesafe ilkelerini daha titiz uygulaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, geleneksel "her iki tarafa eşit söz hakkı verme" şeklindeki nesnellik tanımını eleştiriyor:
"Kadına yönelik şiddet haberinde failin şiddeti meşrulaştıran açıklamalarını, doğrulanmış olgularla aynı düzeyde sunmak nesnellik değildir; bu durum yanlış bir denge yaratır. Nesnelliği bütün iddialara eşit mesafede durmak olarak değil; kanıta, doğrulamaya, şeffaflığa ve etik ilkelere bağlılık olarak düşünmeliyiz."
Hak temelli gazeteciliğin mağdur iddialarını ciddiye alırken delilleri araştırmaktan ve yanıt hakkını gözetmekten vazgeçemeyeceğini ifade eden İnceoğlu, feminist gazeteciliğin kendi kör noktalarını ve politik kabullerini de sorgulayabilmesi gerektiğini hatırlatıyor. İnceoğlu değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor:
"Feminist gazeteciliğin amacı gerçeği kendi siyasal yaklaşımına uydurmak değil; toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle görünmez bırakılan gerçekleri titizlikle araştırmak ve kamusal tartışmaya taşımaktır. Gazeteciliğin etik değeri yalnızca hangi hakları savunduğuyla değil, o hakları savunurken gerçeğe karşı ne kadar sorumlu davrandığıyla ölçülür."

Feminist damarınızı güçlendirecek dizi önerileri
(EMK)















