Meslektaşımız Mehmet Pehlivan adına tahliye talebinde bulunmak için söz aldım.
Öncelikle bir yanlış anlamaya sebep olmamak için “meslektaşımız”ı, yani Mehmet Pehlivan’ın avukat kimliğini özellikle vurgulamamın nedenini açıklamak istiyorum. Ne ben ne dosyada Mehmet Pehlivan için söz kuran diğer avukatlar Mehmet Bey için bir ayrıcalık istiyor değiliz.
İtirazımız bizatihi avukatlığın suç olarak görülmesine, avukatlık meslek faaliyetinin suçlama ve tutuklama nedeni sayılmasınadır. Bu sadece avukatları değil avukata ihtiyaç duyan tüm yurttaşları ilgilendiriyor, doğrudan onların haklarıyla ilgili, doğrudan kamuyu ilgilendiriyor.
Mehmet Pehlivan yönünden, suçlamanın tek nedeni Sayın Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını üstlenmesidir. Söylenmeyen ama gerçek neden bu avukatlık faaliyetidir.
Meslektaşlarımız için durum açıktır. 76 baro, Türkiye Barolar Birliği ve uluslararası hukuk kurumları bu tutuklamaya, bu suçlamaya itiraz ediyorlarsa, baro başkanlarımız tutuk itiraz dilekçesine imza atıyorlarsa, kısaca avukatlar -dün de gördünüz- Mehmet Pehlivan’la dayanışma içindelerse, Pehlivan özelinde “avukatlık suç değildir” diyorlarsa bunu mutlaka dikkate almanız gerekir.
Avukatlık değindiğim kamusal niteliğiyle koruma altındadır. Bu kapsamda bir usuli itirazımız var. Savcılık ifadesinden başlayarak her aşamada dile getirdiğimiz üzere Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesine göre Mehmet Pehlivan için soruşturma izni alınması zorunludur. İzin alınmadan soruşturma yürütülmüş ve iddianame düzenlenmiştir. İleride zaman bulursak daha ayrıntılı olarak açıklayacağız ama savcılığın isnat edilen suçun niteliğini öne çıkararak bu itirazımızı reddetmesinin hiçbir yasal dayanağı yoktur. Soruşturma izni alınmaması Mehmet Pehlivan yönünden soruşturma ve kovuşturmayı tamamen sakatlayan usuli bir eksikliktir. Öncelikle bunun dikkate alınmasını talep ediyoruz.
Avukatlığın nasıl suç haline getirildiğini görmek için tutuk sevk yazısına ve tutuklama kararına bakmamız gerekecek. Fakat avukatlık faaliyetinin suç sayılmasına dair savcılık ve sulh ceza hâkimliğinin kullandığı ifadelere geçmeden önce tutuklamaya dayanak yapılan iki sözde beyan delili var, onları aradan çıkaralım. Bunlar Servet Yıldırım’ın ve Adem Soytekin’in itirafçı olarak verdikleri ifadelerdir. Altını çizelim Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasının yegane sebebi bu iki kişinin beyanlarıdır.
--Servet YILDIRIM'ın beyanları yönünden bakıldığında;
YILDIRIM, 2 Haziran’daki ifadesinde Mehmet Pehlivan’ın kendisine tehditvari konuştuğunu, daha sonra baskı altında tutulduğunu o nedenle o tarihe kadar gelip ifade veremediğini söylemiştir ve bu beyan müvekkil için tutuklama gerekçesi yapılmıştır. Fakat bu kişi tutuklandıktan 20 gün sonra 15 Nisan'da, üstelik yanında müdafii olmadan ifade vermiştir.
E hani Servet 2 Haziran’a kadar baskı altındaydı, hani ifade verememişti bu yüzden? Bir buçuk ay önce savcıya vermiş ifadesini.
Görüldüğü gibi Servet Yıldırım’ın aslında çok daha önce ifade vermiş olduğu ortaya çıkmıştır. Yani 2 Haziran'a kadar ifade verememesinin gerekçesi olarak ileri sürülen iddia tamamen gerçek dışıdır. Savcılık iki ay önce Yıldırım’ın ifadesini aldığı halde, 2 Haziran’daki beyanın gerçek olmadığını bildiği halde, bu gerçek dışı beyanla tutuklama talep etmiştir. 285 gündür hapishanedeyiz bu yalanla. Ne diyelim böyle bir -savcılık faaliyeti de diyemiyorum- ameliyesine? Şimdilik yalanınız batsın diyelim, ileride yine konuşuruz.
--Adem SOYTEKİN'in beyanları yönünden bakıldığında da durum benzer nitelikte.
SOYTEKİN, Mehmet Pehlivan’ın 6 Mart’taki el koyma kararından bir gün sonra bir Hukuk Bürosunda bir toplantı organize ettiğini ve burada Av. Onur Büyükhatipoğlu’nu kendisine atadığını iddia etmiştir.
Oysa tutuklamadan sonra; bizzat meslektaşımız Av. Onur Büyükhatipoğlu’nun da bu dosyada ifadesi alınmıştır. Kendisi adı geçen Hukuk Bürosunda sigortalı olarak çalıştığını, bu büronun 2015’ten bu yana Soytekin ve şirketlerinin avukatlığını yaptığını, kendisinin de Aralık 2024’ten itibaren, önce yetki belgesiyle ardından Şubat 2025’te Adem Soytekin’in kendisine verdiği vekaletnamesiyle avukat olarak temsil ettiğini, söz konusu toplantıyı da müvekkili Adem Soytekin’in organize ettiğini, Mehmet Pehlivan’ın bu toplantıya katılmadığını, kendisini Mehmet Pehlivan veya bir başkasının atamadığını açıklamış ve serbest bırakılmıştır. Belgelendirmek bakımından Avukat Onur Hatipoğlu’nun Soytekin’in şirketi Asoy’u temsil ettiği bir iş davasının duruşma tutanağını ve sözünü ettiğim Şubat 2025 tarihli vekaletnameyi sunuyorum. Gerçeğe ulaşmak için tarihlere bakmanız yeterli olacaktır.
Görüleceği üzere Adem Soytekin’in Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasına neden olacak şekilde yalan söylediği aslında Temmuz ayında ortaya çıkmış, kendisine yönelik iddialar o tarihte çürütülmüştü.
--Av. Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasına neden olan etkin pişmanlık beyanlarının gerçek dışılığı ve güvenilmezliğine ilişkin gelişmeler burada kalmadı. Bildiğiniz gibi Adem Soytekin de şu anda tutuklu olarak burada. Zira Başsavcılık Adem Soytekin’in beyanlarının gerçek dışı ve tutarsız olduğunu, Soytekin’in kendisini kurtarmak için beyanda bulunduğunu ileri sürerek kendisinin tekrar tutuklanmasını talep etti ve bu talep kabul edildi.
E şimdi nasıl olacak? Soytekin’in beyanlarını savcılığın işine yaradığı sürece geçerli sayacağız, bu beyanlarla insanları tutuklayacağız; savcılığın işine yaramadığında ise güvenilmez deyip bu sefer beyan sahibini tutuklayacağız.
Sahiden ne denir böyle bir savcılık faaliyetine? Avukatlık suç değildir ama böyle icra edilen bir savcılık suçtur kanımızca.
Şimdi gelelim savcılığın ve sulh ceza hâkimliğinin doğrudan avukatlık meslek faaliyetini hedef alan yaklaşımına. Tutuklama sebepleri şöyle:
Dosyada ifadesi alınan soruşturma sürecini takip edecek avukatlar için planlama yapmak, avukatları organize etmek, şüphelilerin ifadelerine ulaşmaya çalışmak…
19 Mart’tan birkaç ay önce kamuoyunu hazırlamak için soruşturma dosyasından iktidarın yayın organlarına haber geçmeye başlandı. Mart’a geldiğimizde havuz medyasına göz atan herkes İstanbul Belediyesi’ne yönelik bu operasyonun olacağını biliyordu.
Gelen yargı saldırısını görüp, hukuksal savunma için hazırlığa girişmek, bu kapsamda bir avukatın başka avukatlarla konuşması suç veya tutuklama sebebi sayılabilir mi?
Daha sonra dosyanın savcıları kısıtlama kararı aldırdılar, biz dosyadan çöp alamadık. Ama bizden gizlenen dosya havuz gazetecilerine açıldı, tüm dosyayı -çarpıtılmış da olsa- oralardan takip ettik.
Şimdi savcılığın yasayı çiğnemesi, kendi koyduğu kurala bile uymaması suç değil, ayıp da değil, normal; Av. Mehmet Pehlivan’ın meslektaşlarıyla konuşması, dosyadaki belgelere ulaşmaya çalışması suç. Öyle mi?
Bu denli doğrudan avukatlık faaliyetine yönelmiş bir dosya az bulunur. Başına bunları “örgüt kapsamında yaptı” deyince bu sayılanlar avukatlık işi olmaktan çıkmıyor. Bir kez daha vurgulamak istiyorum: Avukatlık suç değildir.
CMK’ya girmeye gerek görmüyoruz, siz bilmiyor musunuz ilgili hükümleri, uygulamayı? Mesela Yargıtay’ın, AYM’nin, AİHM’in yüzlerce kararı var, size gerekçe yazmanızı, sizin yazdığınız gerekçenin de bir gerekçe olmadığını söyleyen. Bu kurala uymak için milyonlarca karar mı olması lazım? Ne lazım?
O yüzden tekrar tekrar CMK, içtihat filan demeyi bu aşamada gerekli görmüyoruz. Onun yerine yasada yazmayan bir ilkeye, bir ceza mahkemesi yargıcının başucunda asılı durması gereken bir ilkeye değineceğiz sadece. Bize göre,
“Bir ceza mahkemesi yargıcı için bir insanın özgürlüğünü elinden almaktan daha önemli bir şey olamaz.”
Milyon kere söylesem sıkılmam: “Bir ceza mahkemesi yargıcı için bir insanın özgürlüğünü elinden almaktan daha önemli bir şey olamaz.”
Sıkılmam çünkü bu gerçekleştiği zaman, bu ülkenin yargıçları böyle düşünmeye başladığı zaman toplumsal barışın ve toplumsal adaletin önündeki en büyük engellerden biri kalkmış olacak.
Aksini düşünüyorsanız varsa şu hayatta bir yargıç olarak daha önemli bir işiniz, göreviniz, sorumluluğunuz… söyleyin konuşalım. Hatta Dünya üzerindeki tüm ceza mahkemesi yargıçlarına soralım, bundan daha önemli bir görevleri var mı, söylesinler. Varsa başka bir şey, demek biz yanlış biliyormuşuz, o zaman modern ceza hukukunu baştan yazalım.
12 Aralık 2025, 106 tutuklu, 31 Mart 2026 -arada bir eklemeyle- 107 tutuklu. Sıfır tahliye.
Dört ayda tek bir kişiyi bırakmadınız.
Dört karar verdiniz, hiçbir gerekçe yok, hiçbir bireyselleştirme yok, tutuklama sebebi, somut delil, olgu, dayanak yok.
Müvekkillerim dışında kimse adına konuşamayacağım için sadece tahmin olarak söylüyorum ama iddialı bir tahmin olarak söylüyorum: Bu salonda verdiğiniz bu kararlar nedeniyle tek bir kişi bile heyetinizle ilgili olarak “bu yargıçlar bir insanın özgürlüğünü elinden almaktan daha önemli bir şey olmadığına kesinlikle inanıyorlar” diye düşünmüyor.
Tablo şöyle:
9 Ocak 2026 : 6 satırlık sözde bir gerekçe, tutuk devam.
6 Şubat 2026 : kopyala - kontrol C -yapıştır - kontrol V, tutuk devam.
6 Mart 2026 : kontrol C, kontrol V, tutuk devam.
Ce.Ve. Harflerin böyle denk gelmesi rastlantı işte.
Kontrol C Kontrol V ile CeVe’nizi, yani SiVi’nizi yani özgeçmişinizi yazıyorsunuz.
O kadar ki ilk karara “sanıkarın” yazmışsınız, ikinci karar sanıkarın, üçüncü karar sanıkarın…
107 kişi için tek bir isim yazıyorsunuz “sanıklar” diye; onu bile yanlış yazıyorsunuz.
Bize sorarsanız gelin özgeçmişinizi böyle yazmayın.
Gelin insanlar, bu ülkenin kendisine saygısı olan, işinde gücünde iyi yurttaşları, sizinle ilgili olarak desinler ki;
“Bu yargıçlar bir insanın özgürlüğünü elinden almaktan daha önemli bir şey olmadığına kesinlikle inanıyorlar.”
Bu nedenlerle dosyadaki haksız tutuklama kararının sona erdirilmesini talep ediyoruz.

İBB davası 14. gün: Avukatlar tahliye taleplerini iletiyor

Cihaner İBB davasını yorumladı: İktidar için yeni bir siyasal hikâye kurma aracı
(EMK)

