Avrupa siyasetinde son yıllarda savaş karşıtı söylemi ve uluslararası hukuk vurgusuyla öne çıkan liderlerden biri İspanya Başbakanı Pedro Sánchez.
Gazze savaşına yönelik sert eleştirileri, Filistin devletini tanıma kararı ve İran krizi sırasında ABD’ye karşı aldığı tutum hem İspanya’yı hem de Sánchez’i Avrupa’daki birçok ülke ve liderden farklı bir konuma taşıdı.
Sánchez sadece Filistin ve Gazze değil Venezuela'dan Ukrayna'ya uzanan krizlerde de uluslararası hukuku merkeze alan net çıkışlarıyla tanınıyor.
Destekçileri onu “uluslararası hukukun savunucusu” olarak tanımlarken, eleştirmenleri ise İspanya’yı gereksiz diplomatik gerilimlerin içine sürüklemekle suçluyor.
Sosyalist liderden başbakanlığa
Pedro Sánchez Pérez-Castejón, Ağustos 2004'te Madrid'de belediye meclisi üyesi olarak siyasete adım attı. 2009'da Temsilciler Meclisi'ne seçildi. 2014'te de İspanya Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) Genel Başkanı seçilerek muhalefet liderliğine geldi.
2016’daki seçimlerini Mariano Rajoy'un liderliğini yaptığı Halk Partisi'ne kaybetti. Merkez sağ olan Halk Partisi, Meclis'te çoğunluğu kazansa da tek başına iktidar olmaya yetecek oy oranına ulaşamadı.
Sánchez partisinin çekimser kalarak Halk Partisi'ne destek vermesine karşı çıktığı için istifa zorlanınca görevini bıraktı. Bir yıl sonra ise tekrar partisinin genel başkanı olarak seçildi.
2018’de ise parlamentoda yapılan güven oylamasıyla Rajoy'u devirdi ve başbakan oldu. Ateist kimliğini saklamayan Sánchez, İncil ve haçın üstüne yemin etmeyi reddetti. Anayasa'nın üstüne yemin etmeyi tercih eden başbakan olarak İspanya tarihine geçti.
Ekonomi doktorasına sahip olan Sánchez zamanla Avrupa siyasetinde sosyal demokrat çizginin en görünür isimlerinden biri haline geldi.
Görev süresi boyunca özellikle dış politikada “çok taraflılık”, uluslararası hukuk ve diplomasi vurgusunu öne çıkardı. Ancak son iki yılda Ortadoğu’da yaşanan krizler, bu yaklaşımın en belirgin şekilde test edildiği alan oldu.
Gazze savaşı ve Filistin’i tanıma kararı
İspanya hükümeti Mayıs 2024’te Filistin devletini resmen tanıdığını açıkladı. Norveç ve İrlanda'yla birlikte Filistin'i resmen tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldı. Sánchez, kararın iki devletli çözümün yeniden canlandırılması ve kalıcı barış için atılmış bir adım olduğunu söyledi.
Sánchez, henüz Gazze savaşının başında İsrail'in eylemlerinin uluslararası hukuka uygunluğunu sorgulayan az sayıda Batılı liderden biri oldu. Gazze'de sivil kayıplar arttıkça İsrail'e yönelik eleştirilerinin dozunu artırdı.
İspanya’yı Avrupa Birliği içinde İsrail’e yönelik en sert siyasi eleştirileri yönelten hükümetlerden biri haline getirdi.
Madrid yönetimi daha sonra Güney Afrika’nın İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya müdahil olacağını da duyurdu.
Sánchez hükümeti ayrıca Gazze savaşının ardından İsrail’e yönelik silah ihracatını durdurdu ve 2025’te açıklanan bir paketle bu ambargoyu hukuki olarak güçlendirdi. Başbakan, Gazze’deki saldırıları “uluslararası hukuk açısından kabul edilemez” olarak nitelendirerek Avrupa’nın daha güçlü tepki vermesi gerektiğini savundu.
Sánchez, ayrıca Avrupa'da İsrail'in eylemlerine yönelik "soykırım" ifadesini kullanan en üst düzey isim de oldu. Netanyahu’yu hastaneleri bombalayarak ve "masum kız ve erkek çocuklarını açlıkla öldürerek savunmasız bir halkı yok etmekle" suçladı.
İspanya aynı zamanda, Trump’ın Gazze için oluşturduğu "Barış Kurulu"na katılma davetini geri çeviren ilk ülke oldu.
Trump’ın NATO savunma/savaş harcamalarını ülke gelirinin yüzde 5'ine çıkarma baskısına karşı çıkan isim de Sánchez’di. Bu İspanya’yı 32 üyeli ittifakın içinde savaşa daha fazla kaynak ayırmayı reddeden tek üye ülke yaptı.
İran krizi ve Washington’la gerilim
Sánchez’in dış politika çizgisi yalnızca İsrail politikasıyla sınırlı kalmadı. 2026’da ABD ile İran arasında tırmanan gerilim sırasında İspanya, Amerikan güçlerinin ülkedeki üsleri İran’a yönelik saldırılar için kullanmasına izin vermeyeceğini açıkladı.
ABD ve İsrail 28 Şubat’ta İran’ı bombaladıktan kısa bir süre sonra "Daha belirsiz ve düşmanca bir uluslararası düzene katkıda bulunan ve gerilimi tırmandıran ABD ve İsrail'in tek taraflı askeri operasyonunu reddediyoruz" ifadelerinin yer aldığı bir açıklama yaptı.
"Bir yandan nefret dolu bir rejime karşı olunurken diğer yandan haksız ve tehlikeli bir askeri müdahaleye de karşı durulabileceğini" savundu. 23 yıl önce George W. Bush’un Saddam Hüseyin’in rejiminin kitle imha silahları geliştirdiği gerekçesiyle Irak’a başlattığı savaşa atıfta bulunarak, “geçmişin hatalarını tekrarlamama” çağrısında bulundu. Avrupa’ya da çizginin bu olması gerektiğini gösterdi.
Sánchez, televizyon konuşmasında da “savaşa hayır” diyerek askeri müdahalelerin bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını söyledi.
Bu açıklama Washington’da sert tepkiyle karşılandı. ABD Başkanı Donald Trump, İspanya’nın tutumunu eleştirerek Madrid yönetimini ticari ilişkileri kesmekle tehdit etti. İspanyol hükümeti ise geri adım atmadı ve ülkenin Irak savaşındaki deneyiminin “askeri maceralara karşı güçlü bir toplumsal hafıza” yarattığını söyledi.
Kadın-LGBTİ+ ve göçmen haklarıyla Avrupa’da parlayan ülke

Sánchez, 2014 Nobel Barış Ödülü sahibi ve kadın hakları aktivisti Malala Yusufzay ile
Sánchez'in dünyada tanınırlığını arttıran politikaları savaş karşıtlığıyla sınırlı değil. İç politikada özellikle kadınların, LGBTİ+’ların ve göçmenlerin hak alanını genişleten adım ve reformlarla İspanya’nın diğer Avrupa ülkelerinden ayrılmasını sağladı.
Daha ilk hükümetini kurarken kadınların çoğunlukta olduğu bir kabine tercih etmesi sembolik bir mesajdı, sonraki yıllarda ise bu yaklaşımı yasa düzeyine taşıdı. 2024’te yürürlüğe giren Pariter Temsil Yasası, siyasette, kamuda ve büyük şirketlerin karar alma organlarında kadın-erkek dengesini yüzde 40-60 bandına oturtmayı hedefleyerek temsil eşitliğini kurumsallaştırdı.
2022’de ise “Cinsel Özgürlüğün Kapsamlı Güvencesi” isimli bir yasa çıkarttı. Yasayla rızayı merkeze alan yeni bir yaklaşım benimsendi. Dijital cinsel şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti, cinsel taciz ve cinsel sömürü gibi başlıkları açık biçimde yasaya soktu.
Kadın hakları alanındaki en görünür eşiklerden biri 2023’te cinsel ve üreme sağlığı yasasında yapılan reform oldu. Bu düzenlemeyle kamusal sağlık sistemi içinde kürtaja erişimi güçlendirdi.
16 ve 17 yaşındaki genç kadınların kürtaj için ebeveyn izni alma zorunluluğunu kaldırdı, şiddetli regl ağrıları için özel geçici iş göremezlik düzenlemesi getirdi,
2025’te ise doğum ve çocuk bakım iznini her ebeveyn için 19 haftaya, tek ebeveynli ailelerde 32 haftaya çıkardı.
LGBTİ+ haklarında ise Sánchez dönemi İspanya için ayrı bir dönüm noktası yarattı. 2023’te kabul edilen LGBTİ+ Yasası, trans kimliğin patolojikleştirilmesine son vererek cinsiyetin medeni kayıtlarda değiştirilmesinde psikiyatrik rapor ve tıbbi müdahale şartını kaldırdı.
Yasa, 16 yaş ve üzerindekilere bu değişikliği kendi iradeleriyle yapma hakkı tanırken, 12 yaşından büyükler için de yargısal ya da yasal yollar açtı. Aynı düzenleme, dönüşüm terapilerini yasakladı.
Lezbiyen, biseksüel ve bekar kadınlarla gebelik kapasitesi olan transların yardımcı üreme tekniklerine erişimini de güvence altına aldı.
Bu yaklaşım daha sonra çalışma hayatına da yayıldı. 2024’te yapılan düzenlemeyle, 50’den fazla çalışanı olan şirketlere LGBTİ+ eşitliği için planlı önlemler ve taciz karşıtı protokol yükümlülüğü getirdi.
Göç meselesinde de Sánchez başbakanlığındaki Madrid yönetimi, Avrupa’da giderek sertleşen güvenlikçi dilden kısmen ayrıştı. 2024’te kabul edilip 2025’te yürürlüğe giren yeni Yabancılar Yönetmeliği, iş, eğitim ve aile birleşimi kanallarını genişletti; beş ayrı “arraigo” kategorisi oluşturarak düzensiz durumda yaşayan göçmenlerin düzenli statüye geçişini kolaylaştırdı. Kesintisiz ikamet süresini üç yıldan iki yıla indirdi, öğrencilerin haftada 30 saate kadar çalışabilmesine olanak sağladı ve aile birleşimlerini esnetti.
(HA)







