Pakistan’ın başkenti İslamabad'da bir Şii camisine yönelik intihar saldırısında en az 31 kişi öldü ve onlarca kişi yaralandı.
Pakistan'ın başkentindeki en ölümcül saldırılar arasına giren patlama, İslamabad'ın güneydoğusunda, Tarlai Kalan bölgesindeki Haticetülkübra camisinde Cuma namazı sırasında meydana geldi.
Pakistan Savunma Bakanı Havaca Asif, caminin güvenlik görevlilerinin saldırganı durdurmaya çalıştığını, ancak intihar bombacısının güvenlikçiler ateş ettikten sonra namaz kılanların arasına girerek üzerindeki patlayıcıları infilak ettirdiğini söyledi.
Asif, saldırganın Afganistan'a gidip geldiğini bildiklerini ileri sürdü.
Hükümet, kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşması sonrasında 169 kişinin hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Al Jazeera haberinde camide yerlerde cam kırıkları ve molozlarla örtülü üst üste yığılmış cesetleri gösteren sosyal medya görüntülerinin olay yerindeki yıkımın boyutlarını yansıttığını doğruladı.
İlk tepkiler
Pakistan Başbakan Yardımcısı İshak Dar, “namaz kılan masumlara yönelik korkakça bir intihar saldırısı” olarak nitelediği eylemi kınadı.
Dar X’teki sosyal medya hesabından “İbadet yerlerini ve sivilleri hedef almak, insanlığa karşı iğrenç bir suç ve İslamî ilkelerin açık bir ihlalidir. Pakistan, terörizmin her biçimine karşı birlik içindedir,” mesajını paylaştı.
AFP haberinde birçok yetişkin ve çocuğun sedyelerle veya kolları ve bacaklarından taşınarak Pakistan Tıp Bilimleri Enstitüsü hastanesine getirildiklerini aktardı.
Giysileri tepeden tırnağa kana bulanmış sağlık görevlileri ve çevredeki halk yaralıların ambulans ve araçlardan indirilmesine yardımcı oldu.
Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, olaydan duydukları "derin üzüntü”yü dile getirirken Cumhurbaşkanı Asif Ali Zardari, "masum sivilleri hedef almak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur" dedi. "Millet[in], bu zor zamanda [saldırıdan] etkilenen ailelerin yanında [olduğunu]” söyledi.
Pakistan'daki Şiilerin önde gelen lideri Raja Abbas Nasir, olayın sadece "insan hayatını koruma konusunda ciddi bir başarısızlık [olmakla kalmadığını], aynı zamanda yetkililerin ve kolluk kuvvetlerinin performansı açısından önemli soruları da gündeme getirdiğini" söyledi.
Birleşik Krallık İslamabad Büyükelçisi Jane Marriott, sosyal medyadan yaptığı açıklamada saldırıyı kınadı ve şiddeti "iğrenç" olarak niteledi.
Marriott, "İslamabad'daki İmamgâh'ta Cuma namazı sırasında meydana gelen korkunç saldırıdan dolayı öfkeliyim ve kalbim kırık" dedi. “Düşüncelerim ve dualarım, hayatını kaybedenler, yaralananlar ve aileleriyle birlikte.”
Pakistan'daki Avrupa Birliği Delegasyonu, “tüm terör eylemlerini kınadığını” ve kurbanların ailelerine başsağlığı dilediğini belirtti.
Arka plan: İslamabad’daki intihar saldırıları dizisi
Geçtiğimiz kasımda, bir intihar bombacısı İslamabad Bölge Adliye Yerleşkesi girişinde kendisini patlatarak en az 12 kişiyi öldürmüş ve onlarca kişiyi yaralamıştı.

Pakistan: Mahkemeye intihar saldırısı; 12 ölü, 27 yaralı
Eylül 2008'de ise bir intihar bombacısı İslamabad'daki Marriott otelinde bir damperli kamyonu patlatarak en az 63 kişiyi öldürmüş ve 250'den fazla kişiyi yaralamıştı.
Bugünkü İslamabad saldırısı, sadece tekil bir olay değil, Pakistan’da son aylarda artan militan ve ayrılıkçı şiddet dalgasının bir parçası olarak gerçekleşti; bu dalga Balochistan’da ve kuzeybatı bölgelerde düzenlenen ciddi saldırılarla paralel ilerliyor.
Şii camisinin hedef alınması, saldırının doğrudan mezhepçi şiddet kapsamında gerçekleşmiş olabileceği değerlendirmelerini güçlendiriyor; Pakistan’da Şiiler daha önce de radikal sünnî militan gruplar tarafından hedef alınmıştı.
Saldırının arkasındaki olası güçler arasında adı geçen Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP) ya da IŞİD Horasan kolu (IS-K) gibi gruplar, geçmişte Şiilere yönelik saldırılar düzenleyen ve ideolojik mezhep çatışmalarını şiddetle kızıştıran örgütler olarak biliniyor.
Nüfusun büyük çoğunluğunun sünnî olduğu Pakistan'da Şiî azınlık zaman zaman saldırıların hedefi haline gelmiş ve her saldırı, ülke içindeki mezhep kutuplaşmasını siyasal olduğu kadar güvenlik boyutu bakımından beslemişti.
Bunun da ötesinde, Pakistan’daki mezhepçi şiddet, salt şii-sünnî ayrımına indirgenemeyecek kadar karmaşık süreçlerin ürünü. Saldırılar tarihsel, politik ve bölgesel etmenlerden de besleniyor.
Ülkenin kuzeybatı bölgelerinde süren çatışmalar, askeri operasyonlar ve Afganistan’daki istikrarsızlık, sınır ötesi etmenleri de olan mezhep kutuplaşmasıyla eklemleniyor. Afganistan'dan militan akışı, dış dinamiklerin içeriye nüfuzuna zemin hazırlıyor.
Pakistan hükümeti ve silahlı kuvvetleri, militan tehditlerle mücadele açısından ekonomik unsurlarla da desteklenen “Tahkim ve Kararlılık Harekâtı” türü geniş çaplı operasyonlar yürütse de, bu çabalar şiddet sarmalını tümüyle kırmakta yetersiz kalabiliyor.
Çoğu zaman yerel güvenlik boşlukları, ideolojik radikalleşme ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin bir araya gelmesiyle bugünküne benzer saldırılar için zemin oluşuyor ve mezhep gerilimi burada bir araç olarak kullanılabiliyor.
Bu çerçevede İslamabad’daki saldırı, yalnızca bir “mezhep çatışması” vakası değil, ülkedeki süreğen militan şiddet riskinin, devlet-örgüt ilişkileri ve güvenlik zafiyetleriyle birleşerek başkentin merkezine taşındığı bir kırılma anı olarak okunabilir.

