Bazı bakışlar vardır; göz göze geldiğinizde kaçamazsınız. Ne bir manzara fotoğrafıdır gördüğünüz ne de estetik bir kompozisyon. Karşınızda bir özne vardır. Sizi görür, tanır, hatta bazen izin verir. Vegan etolog ve hayvan foto muhabiri Deniz Tapkan Cengiz’in üretimi tam da bu eşikte duruyor: Hayvanı nesneleştiren bakışın karşısına, hayvanın bakışını koyuyor.
Tapkan, kadrajını yalnızca bir görüntü üretmek için değil; görünmeyeni görünür kılmak için kullanıyor. Hak ihlallerini, sistematik sömürüyü ve esaret altındaki hayvanların gündelik gerçekliğini belgeliyor. Başta Gaziantep Hayvan Hapishanesi olmak üzere, kapatılan ya da dönüştürülen hayvanat bahçelerindeki süreçleri yakından takip ediyor; tanıklığını estetik bir mesafeye değil, etik bir sorumluluğa yaslıyor.
10–24 Ocak tarihleri arasında Fotografevi’nde gerçekleşen UMWELT sergisi ise bu yaklaşımın güçlü bir yansıması. Alman biyolog Jakob von Uexküll’in kavramsallaştırdığı “Umwelt” —her canlının dünyayı kendi algı dünyası içinden deneyimlemesi— Tapkan’ın fotoğraflarında somutlaşıyor. Sergide insan geri çekiliyor; kadraj hayvanın bakışına, varlığına, özne oluşuna açılıyor. Tapkan’ın ifadesiyle seçkide yer alan karelerin ortak noktası, hayvanların objektife doğrudan bakmaları.
Tapkan, kadrajını hayvanların görünmeyen hikayelerini aktarmak ve yaşadıkları hak ihlalleri ile istismarı belgelemek için kullanıyor. Tapkan, Gaziantep Hayvan Hapishanesi başta olmak üzere esaret altındaki hayvanların süreçlerini de yakından takip ediyor aynı zamanda.
Deniz Tapkan, Umwelt sergisinde yer alan vurucu fotoğraflarından Jane ve Gina’nın hikayesini bizlerle paylaştı:
“Hangisini paylaşmalıyım diye düşünüyorum. Jane'i tabii ki, Jane ve Gina’nın hikayesini paylaşacağım. Burada sergide de fotoğrafını gördüğünüz Jane ve Gina.
Ben o zaman fotoğrafçı değildim. 2010 yılında hayvanat bahçesinde çalışıyordum, biyolog olarak. Ve bahçede hayvanlarla ilgileniyordum, onların beslenmeleriyle ilgileniyordum. Her gün bahçeyi geziyordum, hayvanların hareketlerini,davranışlarını,ilişkilerini etolog olduğum için gözlemliyordum. Şempanzeler de ayrıca bir çalışma konusuydu benim için. Bir günde elimde fotoğraf makinesiyle geziyordum bahçeyi.
O günlerde de belli bir süredir bebek Gina vardı hayvanat bahçesinde. Jane'in yavrusu olan bebek şempanze yani. Ama Jane hiç kimseye göstermiyordu Gina'yı. Ziyaretçiler geliyor, saklıyor, gidiyor, hemen kaçırıyor falan. Dolayısıyla bana da göstermiyor. Ama o gün, işte o akşamüzeri, böyle tam ışığın golden hours(altın saatler) olduğu bir saatte, elimde makine dolaşırken Jane'i gördüm fotoğraftaki gibi, emziriyor Gina’yı. Göz göze geldik, elimi yavaşça kameraya götürdüm, dedim ki kesin Gina'yı içeriye kaçıracak, şimdi bana izin vermeyecek diye içimden geçirirken, izin verdi. Ve o anın olması Jane sayesindeydi. Yani o anı birlikte yarattık, Jane'in izin vermesiyle çekebildim o fotoğrafı.
Zaten bir sonraki karede de o bebeğe dönüyor yüzünü. Bebek de gözünü kapatıyor ve emmeye devam ediyor Jane’i. Dolayısıyla aslında Jane'in izin verdiği bir andı. Yani buradan şunu anlıyoruz. Jane beni tanıyor çünkü ben de oranın bir çalışanıyım ve her gün beni görüyor. Herhangi bir ziyaretçi değilim. Sosyal tanıma zaten şempanzelerde var ve bilişin bir göstergesi bu. Dolayısıyla o anın oluşumuna Jane izin verdi. Bence benim için o etkisi önemli. Devam karelerinde de Gina'nın adımlarını görüyoruz. Onlar da Gina’nın ilk adımları ve annesi elinden tutuyor o sırada. Fakat hikaye kötü sonlanıyor.
Ben ayrıldıktan sonra olan bir şey bu, ben de sonradan öğreniyorum. Bir gün sabah hayvanat bahçesi çalışanları geldiklerinde, Darıca bahsettiğim bu arada, Jane'i, anne olan bireyi kaburgası kırık bir şekilde yerde buluyorlar. Ve bunu da kim yapacak? Orada sadece eşi var. Eşi o güce sahip yalnızca. Yani erkek şempanzenin yaptığını düşünüyorlar. Sonuç olarak şu anda sadece Gina yaşıyor. O aileden diğer üçü de yaşamıyor. Dolayısıyla kötü bir son.
Şu anda güncel durumdan da bahsetmek gerekirse, Darıca Hayvan Hapishanesi kapandığı için, Gina'nın nereye gideceği belirsiz maalesef. Zaten ailesini kaybetmiş bir şempanze. Şu anda 15-16 yaşlarında. Dolayısıyla onun için de aslında bir kontak kurulması gerekir. Uluslararası birimlerle, belki onun Afrika'ya bir koruma merkezine gitmesi açısından yönlendirme çok daha iyi olur. Kalan yaşamını belli bir iyi olma hali gözetilerek yaşayabilir bu sayede.
Ama bunun için de belli bir toplumsal bilince ihtiyaç var. Bunlardan sorumlu kişiler, milli parklar, doğa koruma milli parklarının böyle bir bilince ihtiyacı var. Hayvan hakları savunucularının da aynı şekilde. Dolayısıyla Jane ve Gina'nın hikayesi bu şekilde.”

Fotoğraf: Jane ve Gina-Deniz Tapkan Cengiz
"İstiyorlar ki bireyler gerçeklerle yüzleşmesin"
Tapkan, hayvan fotomuhabirliğinin sebep olduğu posttravmatik etkiden, zor şartlarda hayvan karşılaşmalarından da söz etti.
“Örneğin bu bir cehennem ise, horoz dövüşü ya da o kesim ânı, bu durum o hayvanların cehennemi aslında.
Ben sadece orada tanıklık ediyorum, görüntü alıyorum ve gidiyorum. Kendimi önemsizleştiriyorum. Duygularımı bastırıyorum. Kendimi bu anlamda izole etmek zorundayım ki o görüntüleri bir şekilde aktarıp hikayeyi işleyebileyim. Maalesef 20 bin tavuğu bir yere tıkmak illegal değil ama bizim oraya gidip fotoğraf çekmemiz isterlerse illegal bir hale gelebiliyor. İstiyorlar ki bireyler gerçeklerle yüzleşmesin. Çünkü insanlar bunu kaldıramazlar ve sistemi değiştirirler. Kapitalist system herkesin hayvan tüketmesini istiyor.
Bu anlamda ben de şunu sorguluyorum. İnsanlar ölü hayvan fotoğrafından rahatsız olabilirler. Bakmak istemiyor olabilirler. Fakat herkes pişmiş et, pişmiş balık tabak fotoğrafı paylaşıyor. O zaman bu ne anlama gelir? Pişmiş paylaşabiliyor muyuz ölü hayvanları? Tam da Carol J. Adams’ın kayıp gönderge terimi burada devreye giriyor. ”
"Hayvan fotomuhabirlerinin çeşitli hayvan hapishanelerinde çalışmalarının, savaş muhabirliği alanı ile de benzer yönlerini görmek mümkün. Vegan literatürde bazı kavramlar yeniden yorumlanarak farklı bir şekilde sunulabiliyor. Bu bağlamda savaşı da yeniden düşünecek olursak; Savaşlar yalnızca insanlar arasında mı? Savaşın tüm yıkıcı etkileri yalnızca insanlarla mı sınırlı?
Tahakküm altında, sistematik sömürüye maruz kalan hayvan türleri salt varoluşlarıyla sonsuz savaş altında olabilir mi? Gaziantep Hayvan Hapishanesi’nde, Filistin’de, isimleri hiçbir zaman unutulmayacak Eros, Cezve, Matmazel gibi sokaklarımızdaki hayvan türleriyle sınırlı değil öldürülen hayvanlar. Her yıl karada ve denizdeki mezbahalarda bedenleri numaralı, işaretli milyarlarca hayvan keyfi tüketim için öldürülüyor. Üretilip,sömürülüp yeniden öldürüldükleri cinai bir döngüdeler maalesef. Veganlık ve hayvan özgürlüğü alanındaki çalışmalarla vegan aktivist, gazeteci ve sanatçılar hayvanların hak gasplarını ve zorlu yaşamlarını görünür kılmayı da hedefliyorlar.
İsimlerini bildiğimiz hayvanların hikayelerinin üzerine çokça gidiyoruz. Özneyi tanıyoruz çünkü.
Cezve diyoruz, Eros diyoruz. Belki de iyi bir yöntemdir bu ama bir yandan da ben istiyorum ki bir koyunun köpekten farkı olmadığı da görülsün.”
"Pozitif dönüşümü tetiklemeye çalışıyoruz"
"Son söz olarak hayvan özgürlüğü mücadelesinin görünürlüğü açısından hayvan fotomuhabirlerinin, foto aktivistlerinin, video habercilerin yetişmesi veya bu tarz insanların sizin çalışmanızı görmesi, ilham olması açısından söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?"
Ben bir çok hayvan hikayesi işledim ama Muzir.org ile tanışmamın ardından hikayelerim görünür oldu.
Dolayısıyla doğru bir ekip, doğru destek noktaları bulduğun zaman hikayeyi biraz daha ilerletebiliyorsun. Farklı kitlelere ulaştırabiliyorsun. Sonuç olarak pozitif dönüşümü tetiklemeye çalışıyoruz. Bir günde dönüşmüyor hiçbir şey. Biz kökten bir dönüşümden bahsediyoruz. Dolayısıyla da bu böyle bir gece de olmuyor. Bir toplantıda da olmaz. Sadece bir hashtag'e de sığmıyor hayvanat bahçeleri kapatılsın diye.
Hikayelerin özüne inmek gerekiyor ve çok fazla hikaye var. Her hikayenin peşine düşecek kadar güce sahip değiliz. Seçmemiz gerekiyor hikayeleri. Dolayısıyla birçok insan, birçok öğrenci, yeni mezun, bu anlamda fotoğraf açısından gelişen, dönüşen insanlar bu hikayelerin peşine düşebilirler.
Ve bu bizi daha iyi bir insan haline getiriyor bence. Diğerinin farkında olduğumuz, diğerine de özen gösterdiğimiz, naif davrandığımız, onun haklarını da gözettiğimiz bir dünya mümkün. Yani hayvana dikkat eden, zaten çevresindeki farklı özel ilgi bekleyen canlılara ya da azınlık olan gruplara da dikkat ediyor. Onların farkında oluyor. Farkında olmak da önemli bence. Ona nasıl davranılacağı konusunda farkında olmak da önemli.”
(EMK)


