CHP Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla başlattığı Millet İradesine Sahip Çıkıyor mitinglerine devam ediyor. On binlerce yurttaş Millet İradesine Sahip Çıkıyor mitinglerinin 71'incisine İstanbul Sultangazi'de katıldı.
Gazi Cemevi önünde bir araya gelenler tutuklu belediye başkanları için adalet çağrısında bulundu.
Özgür Özel: "Bir tarafta zulüm, bir tarafta barış olmaz"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Sultangazi’deki mitingde yaptığı konuşmada Erdoğan rejiminin "barış" derken zulüm uyguladığını söyledi:
“Elbette terörsüz bir Türkiye istiyoruz ama terörsüz ve demokratik bir Türkiye istiyoruz. Ama bir yandan birileri ‘barış’ diyecek, bir yandan üç belediyemiz, DEM’in 10 belediyesi toplam 13 belediye kayyumla yönetilecek. Kürtlerin belediye meclislerine girmesi suç sayılacak. Kent uzlaşısından tutuklular hâlâ içeride olacak. AYM kararına göre Tayfun Kahraman hapiste duracak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına göre Selahattin Demirtaş, Osman Kavala içeride olacak; siyasi tutuklular içeride olacak. Bir tarafta zulüm, bir tarafta barış olmaz. Bir tarafta haksızlık, bir tarafta hakkaniyetli bir iş olmaz. Kendi cesaret edemediği işi başkasına yaptıran Erdoğan denen kişi; ya hükümet gibi hükümet ol, ya da yapamıyorsan getir sandığı, yapacaklar göreve hazır diyorum” dedi.
CHP liderinin konuşması öncesinde CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, hapiste tutulan CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu'nun mektubunu okumak için kürsüye çıktı.
242 gündür tutuklu bulunduğu Marmara Cezaevi'nde kaleme aldığı mektubunda İmamoğlu, Çelik'in ağzından şunları söyledi:
İmamoğlu: "Korku kaybedecek, cesaret kazanacak"
"Burası milletin iradesini yok sayma hadsizliğini gösterenlere karşı, hukuka ve demokrasiye sahip çıkanların meydanıdır. Burası adalet ve hürriyet sevdalıların meydanıdır. Birliğin ve kardeşliğin meydanıdır. On milyonların umudu bu meydandadır, sizler umudun, cesaretin simgesisiniz. Her birinizle gurur duyuyorum, yürekten teşekkür ediyorum her birinize."
"Kıymetli hemşehrilerim, bir yıldır süren her türlü imkanın seferber edildiği bir soruşturmanın sonucunda ortaya koydukları iddianame bir utanç vesikasıdır. Hukuk adına, demokrasi adına, siyasi ahlak adına bir utanç vesikasıdır. Bu iddianame ile hukukun, devlet ciddiyetinin gerekleri ayaklar altına alınmıştır. İddianame adı altında ortaya bir siyasi niyet beyanı koyulmuştur. Bu iddianame ile iktidar, rakiplerine hayat hakkı tanımama, milli iradeyi baskı altına alma niyetini açık biçimde ilan etmiştir. Kanıtsız, tutarsız, hukusuz bir iddianame ile bizi siyasetin dışına itmeye çalışanlar milletin özgürce seçim yapmasından korkuyorlar. Belediyelerde ortaya koyduğumuz olağanüstü performanstan korkuyorlar. Bize duyulan kin ve öfke, milletimizin bizim yönetim becerimize ve ahlakımıza gösterdiği büyük teveccühe karşı duyulan kin ve öfkedir. Bize duyulan kin ve öfkenin nedeni, Sultangazi’ye kazandırdığımız kreşlerdir, Kent Lokantası’dır, Ahmed Arif Kütüphanesi’dir. İhtiyaç sahiplerine en adil biçimde sunduğumuz sosyal destek ve yardımlardır. İş arayan vatandaşlarımızı iş verenlerle buluşturduğumuz Bölgesel İstihdam Ofisimizdir."
"Bize duyulan kin ve öfkenin nedeni, onlardan kat be kat fazla yaptığımız metrolardır, imar çetelerinden kurtarıp halka açtığımız yeşil alanlardır. İnancı, kimliği, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, yaşam tarzı ne olursa olsun herkese aynı gözle bakıp, eşit davranma ahlakını bu şehrin yönetimine hâkim kıldığımız için bize karşı kin ve öfke duyuyorlar."
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarihinde, hatta ülkemizin tarihinde ilk kez bir ‘İnanç Masası’ kurarak, camilere, cemevlerine, kiliselere, sinagoglara eşit hizmet ettiğimiz için bize düşmanlık besliyorlar. Çünkü biz; bu eşitlikçi, adaletli yönetim anlayışımızla, onların elindeki ‘kutuplaştırarak iktidarda kalma silahını’ etkisiz hale getiriyoruz."
"Ama yolun sonu göründü. Korku kaybedecek, cesaret kazanacak. Kötülük kaybedecek, iyilik kazanacak. Bir kişi kaybedecek, bir büyük millet kazanacak. Onlar için yol bitti. Biz ise yolun başındayız. Millet sırtını döndü, onların umudu kalmadı. Artık umut sizsiniz. Umut sizsiniz!”
Benim kişisel sosyal medya hesabımı kapatmak yetmedi onlara, şimdi de Cumhurbaşkanı Adayı kimliğimle yaptığım paylaşımları engellemek için ‘Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ hesabımızı kapattılar. İddianameye karşı gerçeklerin ortaya konulmasını engellemek için internet sitelerini, sosyal medya hesaplarını kapatıyorlar. Ben, aylardır ‘yargılama canlı yayınlansın, millet gerçeği görsün’ diyorum, onlar, aylardır bu talepten kaçacak delik arıyor."
“Onları iyi tanıyın. Onlar, milletten korkup kaçanlardır. Biz ise millete güvenip, kucak açanlarız. Onları iyi tanıyın. Onlar; hukuku yok sayıp, siyasi rakiplerini yargısız infaz etmeye kalkanlardır. Beni, Silivri’de bir hücrede tutmak yetmiyor onlara. Sesim hiç duyulmasın, fiziki varlığım hiç görülmesin, düşüncelerim, sözlerim hiç yayılmasın istiyorlar. Benim kişisel sosyal medya hesabımı kapatmak yetmedi onlara, şimdi de Cumhurbaşkanı Adayı kimliğimle yaptığım paylaşımları engellemek için ‘Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ hesabımızı kapattılar. İddianameye karşı gerçeklerin ortaya konulmasını engellemek için internet sitelerini, sosyal medya hesaplarını kapatıyorlar. Ben, aylardır ‘yargılama canlı yayınlansın, millet gerçeği görsün’ diyorum, onlar, aylardır bu talepten kaçacak delik arıyor. Ama yolun sonu göründü. Korku kaybedecek, cesaret kazanacak. Kötülük kaybedecek, iyilik kazanacak. Bir kişi kaybedecek, bir büyük millet kazanacak. Onlar için yol bitti. Biz ise yolun başındayız. Millet sırtını döndü, onların umudu kalmadı. Artık umut sizsiniz. Umut sizsiniz!”
“Sultangazi’ye açtığımız Ahmed Arif kütüphanemizin duvarlarında ne yazar biliyorsunuz değil mi?
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?
Hep birlikte umudu büyüteceğiz, her şey çok güzel olacak. Her şey çok güzel olacak!
Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”
CHP Genel Başkanı, İmamoğlu'nun mektubunun okunmasından sonra yaptığı konuşmada, Sultangazi özelinden başlayarak, Türkiye siyasal, ekonomik ve hukuki panoraması içinden Erdoğan rejimine eleştirilerini dile getirdi. Özel şunları söyledi:
"Büyük demokrasi ittifakı İstanbul'u kazandığı gibi, gün gelecek Türkiye'yi de kazanacak, cumhurbaşkanını belirleyecek"
Sultangazi ilçe olduk beri dört kez belediye başkanı seçti. Maalesef Sultangazi'yi bugüne kadar hiç alamadık, kazanamadık. Düşük oylar aldık ama kusuru sizde değil, kendimizde aradık. Çok çalıştık. Son seçimde yüzde otuz üç aldık. Ama şunu bilsin ki herkes artık Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Cumhuriyet Halk Partisi'nin aslan sosyal demokratlarının yanında muhafazakâr demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, liberal demokratların, sosyalist demokratların bir araya geldikleri bir büyük demokrasi ittifakı var. Bu ittifak İstanbul'u kazandığı gibi gün gelecek Sultanbeyli'yi de kazanacak. İstanbul'u kazandığı gibi gün gelecek Türkiye'yi de kazanacak, cumhurbaşkanını belirleyecek.
“CHP, Ekrem Başkan, bütün başkanlar o kadar çok insanın hayatına dokundular ki işte o yüzden bunları böyle korkuttular”
Benim için Sultangazi'nin bambaşka bir önemi var. Sultangazi'de 2019'da çalıştık. Beş yıl Ekrem Başkan Sultangazi için çalıştı. 2024 seçimlerinden önce yine aynı otobüsteyiz. Şehir turu atıyoruz. Sultangazi'den bir ablam, belki de yaşı yirmi beş. Ablam dediğime bakma. Gencecik bir anne. Kolunda bir yaşında yok çocuğu. Otobüsün önüne doğru attı kendini. "Bir dakika, bir dakika" dedi. Çantasından bir şey aradı, aradı, buldu ve anne kartı çıkardı. Ekrem Başkana bir elinde anne kart, bir koca, bir kolunda çocuğu. Böyle kalp yaptı, böyle kalp. Ben o gün, ben o gün... O yoksul, çocuğuna bakmak için çalışamayan, çocuğunu kimselere bırakamayan ama anne kartın avantajıyla yakınının yanına çocuğunu bırakmaya giderken ücretsiz giden, bazen iki kardeş, iki elti anne kart sayesinde bir evde birleşen, üç evde doğal gaz yakmayan, günü öyle geçiren, anne kartın annelere yaptıklarıyla, annelere yaptıklarıyla minnet olan birisinin belli ki bir önceki seçim oy vermedi. Hatta belki hiç Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy vermedi, hiç vermeyecekti. Ama o sıcaklığı, o ilgiyi gördüm ve şunu gördüm: Cumhuriyet Halk Partisi, Ekrem Başkan, bütün başkanlar öyle işler yaptılar, öyle yüreklere dokundular, öyle gönüller aldılar, o kadar çok insanın hayatına dokundular ki işte o yüzden bunları böyle korkuttular. Bu yüzden bu ülkenin geleceğinde bizim başkanlar var, Ekrem başkanlar var. Bu yüzden darbenin hedefindeyiz. Ama inadına direneceğiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
"Dün barış ve kardeşliği hedef aldılar bugün ilçe uyuşturucu çetelerine teslime çalışılıyor"
Doksanlarda Gazi'de yaşananlar dün gibi. O zaman bu ilçenin barışını, kardeşliğini hedef aldılar. Şimdi de maalesef bu ilçe uyuşturucu çetelerine teslim edilmeye çalışılıyor. Uyuşturucu artık ilkokul önlerine kadar inmiş durumda. Her birimize, "Aileler, evladımızı bu illetten kurtarın. Artık okul önlerine kadar geldiler, bir şeyler yapın" diyorlar. AK Parti'nin bu kara düzeni kuruldu kurulalı, bu kara düzen, bu kara düzen kadına iyi gelmedi, çocuğa, çevreye, ormanlara, derelere iyi gelmedi, emekliye, emekçiye, esnafa, köylüye iyi gelmedi. Ama böyle güvenlik konusunda, uyuşturucu konusunda Türkiye'ye, İstanbul'a, bilhassa Sultangazi'ye hiç iyi gelmedi. Dünya, dünya öyle bir noktada ki, öyle bir noktada ki uyuşturucudan, uyuşturucudan bütün dünya yaka silkiyor ve bütün dünyada organize suç endeksi diye bir endeksle, ön planda insan kaçakçılığı, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yakından takip ediliyor. Dün grupta söyledim. Daha birkaç gün önce 2025 yılı raporu yayınlandı. Yüz doksan üç ülkeden, Türkiye yüz seksen üçüncü sırada. En çok suç işlenen onuncu ülkeyiz koca dünyada. Bizden daha çok suç işlenen ülkeler Myanmar, Meksika, Kongo, Nijerya, Lübnan. Hepsi bizim önümüzdeki birkaç ülke. İnanmazsınız. Irak gerimizde. Irak'ta daha az suç işleniyor. Afganistan gerimizde, Afganistan ve Kamboçya da gerimizde. Öyle bir noktada ki, Türkiye insan ticaretinde merkez ülke, silah kaçakçılığında kaynak ülke, geçiş ülkesi, varış ülkesi. Uyuşturucu maddelerde hem transit ülke hem hedef ülke ve ülke içinde Captagon ve metamfetamin kullanımı, yani ucuz sentetik uyuşturucu kullanımı, patlamış noktada. Öyle bir noktadayız ki, bununla mücadele etmek bir yana, ediyormuş gibi yapıp birtakım çetelerin fink atması, korunması, kollanması herkesin dilinde.
“Bu iktidar döneminde mücadele edilen bir tek suç var. O da AK Parti'ye demokratik tehdit olma suçu”
Her gelen yeni İçişleri Bakanı, bir öncekini bununla iyi mücadele etmemekle, çetelere yol vermekle suçlayıp arkadan bilgiler sızdırıyor. Bu da önceki de, daha önceki de. Neden? Hepsini atayan aynı kalem, aynı kişi. Eğer AK Parti'nin, Erdoğan'ın bu konudaki mücadelesi samimi olsa, bu işin kökünü kazımak, bir kararlılık ve acil bir mesele. Ama bir elini bir çeteye, bir omzunu bir suç örgütüne dayamış, adalet yerine, siyaset dizayn etmekle uğraşanlar memleketin bu büyük sorununu görmüyorlar, çözmüyorlar ve maalesef Sultangazi'de büyük bir tedirginlik içinde yaşatıyorlar.
Bu iktidar döneminde mücadele edilen bir tek suç var. O da AK Parti'ye demokratik tehdit olma suçu. Erdoğan'ı yenme suçu. Bu suçun faili Ekrem İmamoğlu. Bu suçu üç kez üst üste İstanbul'da işledi diye, dördüncüsünde de Tayyip Erdoğan'ı yenecek, emekliye sevk edecek diye o bu gece burada değil, Silivri'de yatıyor işte. AK Parti'yi yenenler içeride. AK Parti'yi eleştiren gazeteciler içeride. AK Parti'yi protesto eden gençler içeride. Ama uyuşturucu baronları dışarıda, torbacılar köşe başında, torbacılar köşe başında, baronlar yatta, kotrada. Ekrem Başkan Silivri'de iki bin üç yüz elli iki yıl istiyor Ekrem Başkana tek suçu onu yenmek oldu diye, tek suçu onu yenmek oldu diye.
“AK partinin kara düzenini yıkacağız”
Dün söyledim, bir kez daha söylüyorum. Erdoğan yıllar önce "Biz bu ülkeyi şirket yönetir gibi yöneteceğiz" demişti. Hakikaten de bu konuda dediğini yaptı. Ülkeyi 2018 yılında ülkenin yönetimini bir tek adam rejimine çevirirken, örneğin sağlık bakanı atadı, özel hastanesi var. Turizm bakanı atadı, otelleri var, tur şirketleri var. Döndü, milli eğitim bakanı atadı, özel okul zincirleri var. Ülkeyi gerçekten bir şirket gibi yönetmeye başladı. Şirketinin adı Kadaş. Duydunuz mu? Kadaş. Kara düzen anonim şirketi. AK Parti'nin kara düzeninin anonim şirketinin adı Kadaş. Dur. Yarısı yuhalıyor, yarısı alkışlıyor. İlk önce Kadaş ismi iyi oturmuş deyip alkışlayanlara iştirak edelim. Kadaş iyi mi? AK Parti'nin kara düzeni. Şimdi bu kara düzeni canınızın istediği gibi yuhalayın. AK Parti'nin kara düzenini. Bu kara düzen anonim şirketinin, kara düzen anonim şirketinin yönetim kurulu başkanı Sayın Erdoğan. Yönetimi besledikleri, atadıkları, sermayesi verginin yüzde seksen dokuzunu topladıkları emekliler, emekçiler, çalışanlar, maaşını eline almadan vergisi kesilenler, elektriğe, suya, doğal gaza, ete, süte, sigaraya, suya, aldığı her şeye yüzde altmış sekize varan dolaylı vergi ödeyenler bu şirketin gelirini elde ettikleri. Gelir vergisine üç maaşını veren emekliler bu şirketin gelirini elde ettikleri. İşçiler seksen altı milyon hepimiziz.
Bu kara düzenin birileri zengin, birileri fakir, birileri güvende, birileri güvende değil. Kara düzende, AK Parti'nin kara düzeninde kadınlar şiddete karşı güvende değil. AK Parti'nin kara düzeninde gençler uyuşturucuya karşı güvende değil. Her gün iş kazasında ölen işçilerimiz güvende değil.Para hırsı, para hırsı için doğdukları gibi küvezlerde para için öldürülen yeni doğanlar güvende değil. Metan gazından, kazadan, sıcak havadan şehit olan askerler güvende değil. Yanan ormanlar güvende değil. Sele kapılanlar güvende değil. Depremde üstüne şehirler yıkılanlar güvende değil. Metro inşaatına kurban olanlar güvende değil. Gidip iki çocuğuyla birlikte karısından karınını doyurmaya kalkan gariban güvende değil. Açlık sınırının altında maaş verilen emekli güvende değil. Yoksulluk sınırının altındaki on milyonlar güvende değil. Kim güvende? Sadece zenginlerin çıkarları ve beyefendilerin yapıştıkları koltukları güvende. Buradan Sultangazi'den söylüyoruz. Ant olsun ki değiştireceğiz. Ant olsun ki değiştireceğiz. AK Parti'nin kara düzenini yıkacağız. Bakan evlatlarının devri bitecek. Bu vatan evlatlarının devri başlayacak. Vatan evlatlarının devri. O koltukları bu millet altınızdan çekip alacak. Görevi, vazifeyi hak edene verecek. Paraları sıfırlayanları değil, ayakkabı kutucularını değil, elbise torbasında para taşıyan bakara makaracıları değil, bütün kaynakları Sultangazi için kullananları, o paralarla kreş yapanları, yurt yapanları, anne kart verenleri, sosyal desteği beşe katlayanları, Sultangazi'yi sevenleri göreve getirecek millet. Sultangazi'yi sevenleri.
Ekonomik kriz
Türkiye bitmeyen, kronik hale gelen bir ekonomik krizin içinde. […] Diyorlar ki bizde ekonomi kötü ama bütün dünyada kötü. Bu hayatımda duyduğum en büyük yalan. Enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Faizde Avrupa'da birinci, dünyada ikinci sıradayız. Gıda enflasyonu dünyanın yedi kat üzerinde. Kırmızı et dünya ortalaması yedi dolar. Türkiye'de kırmızı et yirmi bir dolar. Yani euroyla para alan Alman Hans üç yüz elli liraya dana kıyma alıyor. Bizim yirmi iki bin lira maaş alan Hasan'ımız dokuz yüz liraya dana kıyma alıyor. Bu kara düzendir. AK Parti'nin kara düzenidir. Eninde sonunda yıkılacak, yerine adaletli, hakça bir düzen gelecek. Çok yakında gelecek. Sultangazi çok değerli canlarımızın, Alevi vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bir ilçe. Bütün canlara selam olsun.
“Bir Sünni olarak söylüyorum: Bu ülkede Alevilerin eşitlik sorunu vardır”
Biz Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Boşnağı biriz. Alevisi Sünnisi gönülde biriz. Ama uygulamaya geldi mi vallahi bir değiliz. Yıllardır söylerim, bugün söylemiyorum, konjonktürel söylemiyorum. İlk genel başkan olduğum grupta da söyledim, yıllardır mecliste de söyledim. Bir Sünni olarak söylüyorum. Bu ülkede Alevilerin eşitlik sorunu vardır. Bu sorunu görmeyen, bu sorunu görmeyen ahmaktır, alçaktır. İşine gelince Alevilere gel canım, gel canım. Hizmete gelince bana var, sana yok canım. Cami ne kadar ibadethaneyse cemevi o kadar ibadethanedir, nokta. Alevilik kültür değildir. Kültür Bakanlığına bağlayasın. Alevilik inançtır. İnanç olduğu için de tüm inançlara eştir, saygındır, saygı duyulacaktır. Cemevine cümbüş evi diyenler aynı kafayla kurdukları yapıyı Kültür Bakanlığına bağlıyorlar. Alevilik kültür değil, inançtır. Sema müzik değil, ibadettir. Aleviler eşit yurttaştır. Haklarını alana kadar bu mücadele sürecektir. Bizim iktidarımızda herhangi bir Alevi “tam olarak eşit yurttaşlığımı hissettim” diyene kadar o duyulacak, gereği yapılacak. Ve açıkça söylüyorum ki, açıkça söylüyorum. Madımak Utanç Müzesi yapılacak, cemevleri ibadethane yapılacak. Aleviler kanunda da, anayasada da eşitliği altı kalınca çizilerek yazılacak. Net söylüyoruz.
"Tayyip istifa"
Kışın ortasında, kasımın kaçı on dokuzunda, gecenin bir yarısında on binlerce kişi bağırıyor "istifa, istifa" diye. Bunun bir sebebi var. Gelirken bindiğiniz demokrasi treninden ilk kaybettiğiniz seçimde inmenizdir. Yoksa bu insanlar evlerinde otururlar, hizmetlerinize bakarlar, sandık gelince karar verirler. Millet kimi seçerse o gelir, millet kimi seçmezse o gider. Ancak artık Adalet ve Kalkınma Partisi siyasi rekabeti bıraktı. Bir kere yenildi, bir anda şanzımanı dağıttı. Sokakta onlardan güçlüyüz, sandıkta onlardan güçlüyüz. AK Parti'nin kadın kollarına, Sultangazi kadın kollarına güveni yok. AK Parti'nin AK Gençlik dedikleri Sultangazi gençlik kollarına güven yok. Ana kademeye inanç yok. Partinin milletvekiline inanç yok. Seçimi kazanamayacaklarına karar vermişler. Demokratik siyasette havlu atmışlar. AK Parti'nin yargı kollarını kurmuşlar. Bir cumhuriyet başsavcısı eliyle Tayyip Erdoğan minderden kaçarken, yıllardır oynadığı, kazandığı müsabakayı kaybettiği için sahadan kaçarken mindere, sahaya cüppeli savcıları sürüyorlar ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne 19 Mart günü başlattıkları darbe sürecini ilerleterek, ilerleterek CHP'yi geriletebileceklerini sanıyorlar. İşte bütün darbelerin kendine ait süreçleri, sonuçları olur. 19 Mart darbesinin başındakini biliyorsunuz, kimi kullandığını biliyorsunuz, yöntemlerini biliyorsunuz. En sonunda parti kapatmaya kadar geldiler. Meselenin ne kadar siyasi olduğunu biliyorsunuz. Ama şunu da bilin bütün dünya otoriter liderlerin nasıl yükseldiğini, ülkelerine ne yaptığını, demokrasiye neler ettiğini yazan kitaplarla dolu. Ama dünyada bu otoriter popülist liderlerin nasıl yenildiklerini, yerine nasıl demokrasinin geldiğini yazan bir kitap yok. Var mı? Var ama yazım aşamasında. Kim yazıyor? Siz yazıyorsunuz, siz. O kitabı siz yazıyorsunuz. Bu meydanlar yazıyor. Bu on binler, yüz binler, milyonlar yazıyor.
Üçüncü ayda başladılar. Daha öncesinden belliydi gelişleri. Üçüncü ayda başladılar. On birinci ayın ortasındayız. Sekiz aydır gece gündüz TRT dahil A Haber'inden TGRT'sine, merkez medyasından yandaşına, irisine ufağına kadar hep birlikte haksızca saldırdılar. Sürekli attıkları yalanları servis ettiler. Onlar yalan atmaktan yılmadı. Biz doğrusunu anlatmaktan asla geri durmadık. Ve hep dedik hadi iddianameyi getirin. Yargılanmak için değil, yargılamak için bekliyoruz. Bu yalanların hepsini tek tek çürütmek için bekliyoruz dediler ve üç tane gizli tanıkla 19 Mart günü başladılar. İddianame çıktı. On beş gizli tanık, yetmiş altı tane itirafçı, iftiracı ve bir tek kanıt olmadan sadece “ben böyle duydum, ben şuna vermişler diye biliyorum, böyle tahmin ediyorum ve ellerine verilen kağıtlarla şirketine el koydum. At imzayı, çık dışarı kurtar şirketini. Evladından seni ayrı koydum. At imzayı, kavuş evladına.” Bu tip zorlamalarla aldılar, yazdılar, söylediler. Arkadaşlarımız da dedi ki, “kendimizden eminiz bir kör kuruş ispat edemezler.”
Kış geçer, yaz gelir kurt yediği ayazı unutmaz
Şimdi güya üç bin altı yüz sayfalık iddia-- üç bin dokuz yüz sayfalık iddianame çıktı. Ancak o iddianamede, o iddianamede ilk gün savcılığın bilgilendirmesiyle TRT dahil on iki kanal, on dört kanal, beş yüz altmış milyar lira yolsuzluk dediler. Yalan çıktı. İftira-- iddianamede yok. İBB'den bin iki yüz tane cep telefonu alındı, CHP delegelerine dağıtıldı dediler. Bir tekinin bile ispatı yok. İddianamede iddiası yok. Ekrem İmamoğlu'nun lüks arabaları dediler, MHP'lilerin çıktı. Fatih Keleş'in evindeki parkenin altından iki milyon dolar çıktı dediler. İki lira bile çıkmadı. Bunu söyleyen gazeteci "İnsan bazen yalan atar" dedi, işin içinden çıktı. İçerideki arkadaşlarımızın toplandıklarını, toplantı yaptıklarını, ellerinde bavullarla, paralarla gittiklerinin videosu var dediler. Kuyruklu yalan çıktı. İddianamede o da yok. Jammer'ları taşınan çantalara içi para dolu dediler. Özgür Başkan açtı gösterdi, jammer var dedi. İddianame geldi, jammer taşındığını orada itiraf etti. Şimdi dün bir video gösterdik. Bugün de çıkışta söyledim. Bu yalanları atanlar bir yerde duruyorlar, hâlâ utanmadan televizyonda konuşuyorlar. Dünden itibaren her yalanı atanın alnına yalan damgasını vuruyoruz. Beş yüz altmış milyar mı dedin? Yalan. Al sana dan diye koyuyoruz. Üç-- bin iki yüz telefon mu dedin? Yalan. Dan diye alnına vuruyoruz. İki milyon euro parke altı mı dedin? Yalan. Al sana dan diye alnına vuruyoruz. Buradan söylüyorum, bir kez daha söylüyorum. Ben, ben bu yapılan sekiz aylık zulmü unutmam. Kış geçer, yaz gelir. Kurt yediği ayazı unutmaz. Hesabını soracağız. Kolay mı öyle? Kolay mı öyle? Çoluk var, çocuk var, eş var, eş var, dost var, konu var, komşu var. Herkesin çocuğunun okulunda sıra arkadaşının onun çocuğuna soracak sorusu var. Çık sekiz ay boyunca yalan at. Çık insanların eşlerine, babalarına, evlatlarına iftira et. Sonra kanıt bulama. Ee ne yapalım? Bazen de yalan olur. Ben o zaman söyledim. Bu savcılar kendini kurtarır, siz açıkta kalırsınız dedim. Bir kez daha söylüyorum. Bunların gazına gelip iftirayı yayanlara da, önüne imzalatılan kağıda imza atıp iftira atıp kenara çekilenlere de teker teker kanıtlar sorulacak. Bu iddialar çökecek. Aha da bu kadar kendimize güveniyoruz. TRT yayınlasın, televizyonlar yayınlasın. İftirayı da göreyim, iftiracıyı da göreyim. Aslan gibi arkadaşlarımızın cevaplarını da millet görsün.
Gizli tanıklar
Şimdi Sultan Gazi'ye, Sultan Gazi'ye bir şeyi bir kez daha buradan bütün Türkiye'ye bir şeyi hatırlatalım. 19 Mart günü geldiler, Ekrem Başkanı aldılar, götürdüler, açtılar. Dediler ki bir gizli tanık var. Bu her şeyi itiraf etti. Gizli tanığımızın adı Meşe. O böyle diyor. Ne diyorsun? Ekrem Başkan dedi yalan. Meşe böyle diyor, böyle diyor, böyle diyor. Ne diyorsun? Hepsi yalan. 19 Mart'ta üç tane gizli tanık vardı. Meşe, Ladin, Çınar. Üç odun. Bunlar bir sürü şeyi söylemiş. Ekrem Başkan hakkında ifadeleri Meşe vermiş. Yirmi üçünde tutukladılar. Sekiz ay sonra iddianame yazdılar. İddianamede Meşe yok. Nerede bu Meşe? Meşe kafayı yemiş. Kimi diyor intihar etti, kimi diyor öldü, kimi diyor kaçt��, kimi diyor anlaştığını alamadı, parça kırdı. Meşe'yi...Bu iftiraların hepsini attırdıkları Meşe'yi iddianameye koymadılar. 19 Mart günü ortada olmayan İlke diye birine Meşe'nin söylediğini kopyalayıp yapıştırdılar. Bakın Sultan Beyli-- Sultan Gazi'nin güzel insanları. Gizli tanık bir gerçek kişidir. Sadece yüzü gizlenir, sesi gizlenir. Söylediğine göre kanıt bulunursa işlem yapılır. Olmazsa onun da söylediğinin kıymeti yoktur. Ama gerçek kişi olacak tanık sekiz ay önce konuşup ona göre içeriye insanları atıp sekiz ay sonra ben tanık değiştirdim. Aynı lafları Meşe demedi, İlke dedi. Yahu futbol maçında oyuncu değiştirilir, oyundur. Basket maçında oyuncu değiştirilir, oyundur. Tiyatroda bir oyuncu hasta olur, yerine başkası oynatılır, oyundur. Mahkemede tanık değiştirilir mi? Aynı kişi gidip yerine başka isimle aynı kişi gelir mi? Demek ki savcı oyuncu değiştiriyorsa bu da oyundur, bu da kurgudur, bu da yalandır. Suçüstü yakalanmışsındır.
Özel Erdoğan'a selsndi: "Şimdi bir kez daha aynı kumpasın içindesiniz"
Buradan Sayın Erdoğan'a bir kez daha sesleniyorum. Bir kez daha. Biz de milletimiz de ailelerimiz de adaletin samimi duacılarıyız. Adalet için dua ediyoruz, başka bir şey için değil. Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Nasıl FETÖ'de, FETÖ'de baltayı taşa vurduysan, ben Ergenekon dedim, Balyoz dedim, kumpas dedim, kitap yazdım. Sen ben bunların savcısıyım dediysen, arkasında durduğun Zekeriya Öz, Mustafa Balbay'ı, Mehmet Haberal'ı hapse attı. Genelkurmay başkanını terör örgütünün başı yaptı, hapse attı. Biz o gün orada duruyorduk. Sen savcının arkasında duruyordun. Bugün o Zekeriya Öz, darbecilerin Zekeriya Öz'ü sıçan gibi yurt dışına kaçtı. Benim Mustafa Balbay da, Mehmet Haberal da, Genelkurmay Başkanı da aramızda alnı açık, başı dik geziyorlar İlker Paşa da. Şimdi bir kez daha aynı kumpasın içindesiniz. İddianame yazıldı. Aktör Osman çetesinin arkasında duramadığını görüyorum. Bugün iddianameye çıkana kadar böyle kürsüyü tuta tuta Ekrem Başkana hırsız, rüşvetçi, yolsuz derken bugün diyor ki vallahi Özgür Bey savunuyor, ben bir şey demiyorum, yargının işidir. Belli ki o bomboş iddianameyi savunamayacak hale geldin. Buradan davette bulunuyorum. Aktör Osman çetesini dağıtın. Bu işlerde baltayı taşa vurdunuz. Millet iddianameyi de gördü, iftirayı da gördü, oyunu da gördü. Tutuksuz yargılama yapın. TRT'den canlı yayınlayın. Artık bu millet bu dertten kurtulsun. Bu milletin derdine odaklanılsın. Hizmet yarışı olsun. Bu yargı kollarını çekin. Tutuksuz yargılamayı başlatın.
Bak Sultan Gazi ne diyor? Ey Erdoğan!
Ben milletim. Ben milli iradeyim. Adayımı bırak. Sandığı getir. Adayımı yanımda. Sandığı önümde istiyorum. Buradan sonra sandıktan kaçamazsın. Sandıktan kaçamazsın. Hadi meydan. Hadi meydan. Erdoğan, Sultan Gazi sandığı istiyor, adayını istiyor, erken seçim istiyor. Bu kara düzenden kurtulmak istiyor. Sultan Gazi de bıçak kemikte, bıçak kemikte.
"Siz bir yandan barış diyeceksiniz, bir yandan başka bir süreç yürüteceksiniz"
Evet de biz terörsüz bir Türkiye istiyoruz. Ama terörsüz ve demokratik bir Türkiye istiyoruz.Bunun sorumluluğunu samimiyetle üstlendik, üstlenmeye devam ediyoruz. Ama bir yandan birileri barış diyecek, bir yandan bizim üç belediyemiz, demin on belediyesi, on üç belediye kayyımla yönetilecek. Kürtlerin belediye meclislerine girmesi suç sayılacak. Kent uzlaşısından tutuklular hala içeride olacak. AYM kararına göre Tayfun Kahraman hapiste duracak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına göre Selahattin Demirtaş, Osman Kavala içeride olacak. Siyasi tutsaklar içeride olacak.
Siz bir yandan barış diyeceksiniz, bir yandan başka bir süreç yürüteceksiniz. Kimse bizden şunu beklemesin. Biz bugün orada burada bir partinin içine nifak sokacak, o partinin, o siyasi hareketin aktörlerinin arasına girecek, orada sinsilik yapacak bir parti değiliz, olmadık, olmayız. Meşru siyaseti takip ederiz. Meşru muhataplara sonuna kadar saygı duyarız. Ama diğer yandan barış isterken bunu getirmeyen, daha derenin boyunu görmek için bile ben girmeyeyim MHP önden girsin, boğulursa o boğulsun, derenin boyunu o ölçsün diyen Erdoğan'a söylüyorum. Böyle mecliste yürürken bir karış mesafeden sorulan soruyu duymayan Erdoğan'a söylüyorum. Ülkeyi sen yöneteceksin, rektörü sen atayacaksın, valiyi sen atayacaksın, emniyet müdürünü sen atayacaksın, yol yapıp sen açacaksın, her şeyle sen övüneceksin. Sıkışınca MHP'yi öne süreceksin. Sıkışınca soruyu duymazdan geleceksin. İyi olursa rant elde edeceksin, kötü olursa sen sıyıracaksın, başkalarından hesap soracaksın. Bu siyaset çok gerilerde kaldı.
Sırrı Süreyya’dan naklen Akın Gürlek hikayesi
Buradan, buradan ilk kez Sultangazi'de rahmetli Sırrı Süreyya Önder'in bana da pek çok arkadaşına da anlattığı bir hikâyeyi milletimizle paylaşayım. Sırrı Süreyya Önder dedi ki:
"Bu Akın Gürlek'i sen bilmezsin, ben bilirim" dedi. "Biz" dedi "2015'te Dolmabahçe sürecine girdik. Git dediler, gittik. Gel dediler, geldik. Nevruz'da mektubu sen okuyacaksın dediler. Barış olsun diye çıktım, okudum. Sonra Erdoğan zoru görünce Dolmabahçe'den haberim yoktu dedi. Duracak bayrağın yerine kadar telefonda konuşuyordu, haberim yoktu dedi. Beşir Atalay'ı, kendi heyetini siyaset dışına attı, bizim tarafı da mahkemelerin önüne attı" dedi. "Ve ben 2015'te okuduğum mektuptan üç buçuk yıl hapis cezası aldım" dedi. Cezayı veren hakim kim? Akın Gürlek o zaman. Bakın rahmetli dedi ki "Allah gani gani rahmet eylesin. Kürsüye yürüdüm, Akın Gürlek'e işaret ettim. Uzattı başını, ne diyorsun dedi. Dedim ki bana buradan ceza verme, başka bir maddeden iki katını ver, buradan verme. Niye demiş? Bir daha barış için inisiyatif alacak kimseyi bulamaz bu devlet dedim diyor. Sırıttı, bastı üç buçuk yıl cezayı hiç acımadı. "
"Bir tarafta zulüm bir tarafta barış olmaz"
Şimdi bugün bir yandan bir tarafta komisyon, süreç, barış, öbür tarafta Sırrı Süreyya'yı bir önceki dönem üstlendiği şeyden işler değişince hapse atan Akın Gürlek'in bizimle uğraşışı. Bu çelişki burada durdukça, bu adam burada durdukça nasıl ilerleyecek bu süreç dediğiniz şey? Açıkça söylüyorum. Bir tarafta zulüm, bir tarafta barış olmaz. Bir tarafta haksızlık, bir tarafta hakkaniyetli bir iş olmaz. Kendi cesaret edemediği işi başkasına yaptıran Erdoğan denen kişiye ya hükümet gibi hükümet ol ya da yapamıyorsan getir sandığı, yapacaklar göreve hazır diyorum. Açıkça söylüyorum, yönetemeyenden cumhurbaşkanı olmaz. Paçayı sıvamadan başkasının boyuyla derenin boyu ölçülmez. Burada kaçak dövüşerek, milleti öne atarak saçma sapan bir siyaset olmaz. Ben bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi'nin kardeşliğe, barışa olan inancının altını çiziyorum. Aldığımız sorumluluğun altını çiziyorum. Ancak ilk gün dedim, fikrimizdir gireriz. CHP'nin olduğu değil, olmadığı komisyondan korkun dedim.Bundan sonra da Cumhuriyet Halk Partisi doğru bildiği yerde doğru bildiğini söyleyecek, doğru bildiğini yapacak. Bu milleti hiç kandırmadı, hiç kandırmayacak. Hiç aldanmadı, hiç aldanmayacak. Hiç aldatmadı, hiç aldatmayacak. Neredeysek orada duruyoruz. Erdoğan'ın tiyatrosunu da görüyoruz, samimi olanları da görüyoruz. Bütün samimiyetimizle de diyoruz ki hiç kimse korkmasın. Her şeyin var bir çaresi. Onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi.
Şimdi sona doğru geliyoruz. Sultangazi keyfinden, keyfi yerinde mi? Mücadeleye devam mı? Hep birlikte direnişe devam mı? Çağrıldığınız yere gidin. Mücadeleyi sonuna kadar verin. Çünkü eğer, eğer siz evde televizyon başında oturursanız, oradan izleyip birileri yapsın kurtarsın derseniz bu memleket kurtulmaz. Televizyonu başında izleyip buraya gelebilecekken gelmeyen pijamalı kardeşime söylüyorum. Ya o pijamayı çıkarıp aramıza katılacaksın ya da geleceğin karartılacak, memleket satılacak, oturup orada ağlayacaksın. Biz meydandayız aslanlar gibi.
"Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz"
Talan edilen dünyaya katlan diyorlar. Hakkını almayı, acıyı paylaşmayı biliriz. Bu hayatın canlarıyız biz. Neresi bir hayat istemez. Orada kalsın. Ezmeden ezilmeden yan yanayız biz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber. Kurtuluş yok tek başına ya hiçbirimiz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber. Kurtuluş yok tek başına.
(AEK)
