Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Pendik’te gerçekleştirilen, İstanbul 1’inci Bölge, Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, mitingin 19 Mart darbesinin yıldönümüne bir hafta kala yapılan 97’nci eylem olduğunu söyledi. Pendik ve Anadolu yakasındaki katılıma vurgu yaptı; seçme iradesine sahip çıkanlara seslendi. Konuşmasını, hem İstanbul’daki siyasi mücadeleye hem de ülke çapındaki ekonomik ve siyasal sorunlara bağlayan bir çerçeve içinde sürdürdü.
“On binleriz ama bir yanımız yine eksik”
Özel, meydandaki kalabalığın karanlığın değil direnişin ve cesaretin kazanacağına dair inancı gösterdiğini söyledi. Konuşmasında tutuklu belediye başkanlarına, meclis üyelerine, bürokratlara ve çalışanlara selam gönderdi. Pendik’te uzun süredir seçim kazanılamadığını, buna rağmen ilçeye küsmediklerini ve eksiklerini görerek çalıştıklarını anlattı. Son seçimde Pendik’in küçük farkla kaybedildiğini, ancak yüzde 43 oyla önemli bir başarı elde edildiğini belirtti. Tarık Balyalı’nın adaylığı etrafında yürütülen kampanyayı başarılı bulduğunu ifade etti. İlçe örgütüne ve destek veren seçmenlere teşekkür etti. Bölüm boyunca örgütsel kararlılık ve moral üstünlük vurgusu yaptı.
“Karanlık değil, direnenler kazanacak”
“Sizlere bakınca ben görüyorum ki hiçbir zaman karanlık kazanamaz. Güneş doğar, aydınlık kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Korkaklar değil, cesurlar kazanır. Kötüler değil, iyiler kazanır. Size bakınca görüyorum ki biz kazanacağız.”
“Ak parti’ye bakın, yolsuzluğun kitabını yazmış”
CHP lideri, daha önce dayanışma amacıyla kamuoyuna sunulan kitapların gelirlerinin mücadele sürecinde zarar görenlere aktarıldığını hatırlattı. Bu çerçevede Tarık Balyalı’nın yazdığı “Hesap” adlı kitabı tanıttı ve gelirinin yine aynı dayanışma ağına aktarılacağını söyledi. Kitabın, AK Parti dönemindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi yolsuzluklarını somut belgelerle anlattığını savundu. Mevcut soruşturmalarda somut delil bulunmadığını, buna karşılık bu kitapta belgeli örnekler yer aldığını ifade etti. Gizli tanık anlatımlarına dayanan suçlamalarla, belgeli yolsuzluk dosyaları arasında karşıtlık kurdu. Bu nedenle kitabı hem siyasi hem hukuki bir belge olarak sundu. Bölümün ana ekseni, iktidarın muhalefeti delilsiz suçlarken kendi dönemine ilişkin iddiaların belgeli olduğuydu.
“Somut delil burada”
“Bugün Ekrem Başkan’ı ve arkadaşlarımızı sözde yargılayanların ellerinde tek bir delil yokken, burada Tarık Balyalı’nın kitabında somut deliller var. Her sayfası ibretlik, her sayfası skandal. Şu AK Parti’ye bak yahu, yolsuzluğun kitabını yazmış.”
“Cami temizliğinde yarım milyarlık yolsuzluk yapmışlar”
CHP lideri Özel, kitaptan bir örnek vererek 2018’de açılan cami temizliği ihalesinin 100 milyon liraya sonuçlandığını, aynı işin 2019’da 35 milyon liraya yapılabildiğini anlattı. Aradaki farkın büyük bir kamu zararı ve yolsuzluk göstergesi olduğunu söyledi. İhalenin cami temizliği gibi dini sembolik değeri yüksek bir alanda yapılmasının çelişkiyi büyüttüğünü savundu. Bu konuda hazırlanan dosyanın savcılığa gitmek üzereyken dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından istendiğini ve sonrasında işlemez hale geldiğini öne sürdü. İktidarın, muhalefeti iftiralarla hedef alırken kendi dönemine ait ciddi dosyaların üstünü örttüğünü belirtti. Eldeki belgeler açıldığında tüm bu hesapların sorulacağını söyledi. Bölümde hem yolsuzluk iddiası hem de bunun siyasal koruma altında tutulduğu iddiası öne çıktı.
“O dosyalar açılacak”
“2019’da belgeler hazırlandı, dosya hazırlandı. Savcılığa yollanmak üzere harekete geçildi. O günün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hırsızların imdadına yetişti. Geldi, dedi ki ‘O dosyanın tamamını bana vereceksiniz.’ Ama ant olsun ki o dosyalar açılacak, o hesaplar sorulacak.”
“Ak parti herkesin belini büktü, emeklinin belini kırdı”
Özgür Özel, Türkiye’de gelir dağılımının ağır biçimde bozulduğunu ve özellikle emeklilerin büyük bir kayba uğradığını söyledi. Açlık ve yoksulluk sınırı ile asgari ücret ve en düşük emekli aylığı arasındaki farkı rakamlarla anlattı. 2002 yılına göre emeklinin altın ve ücret karşılığı alım gücünün ciddi biçimde düştüğünü savundu. Emekli maaşının geçmişte asgari ücretin üzerinde bir düzeyde olduğunu, bugün ise bunun çok altına gerilediğini belirtti. CHP’nin asgari ücret ve emekli maaşı konusundaki vaatlerini hatırlatarak aradaki farkı gösterdi. Mevcut düzeni, emeklileri tarihsel ölçekte ağır bir haksızlığa uğratan bir sistem olarak tanımladı. Bölümün ana fikri, ekonomik krizin en sert yükünü emeklilerin taşıdığıydı.
“Emekli en büyük haksızlığa uğradı”
“Bugün en düşük emekli maaşı 20 bin lira, 1,5 çeyrek altın alamıyor. Kendileri gelmeden önce verilen en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kırmıştır.”
“Yazıklar olsun böyle müjdeye”
CHP Genel Başkanı, iktidarın emeklilere yönelik bayram ikramiyesi politikasını sert biçimde eleştirdi. Emekli ikramiyesinin ilk verildiği dönemdeki alım gücü ile bugünkü değeri arasında büyük fark olduğunu anlattı. Geçmişte bir kurbanlık ya da yüksek miktarda et alınabilen ikramiyenin bugün son derece düşük bir satın alma gücü yarattığını söyledi. Buna rağmen Cumhurbaşkanı’nın ödemeyi bayramdan önce yapmayı “müjde” diye sunmasını eleştirdi. Emeklinin yaşadığı yoksullaşmanın artık siyasal bir hesaplaşma konusu haline geldiğini vurguladı. Meydandaki öfkenin seçimde sonuç doğuracağını savundu. Bu bölümde emeklilerin ekonomik kaybı ile siyasi tepki arasında doğrudan bağ kuruldu.
“Olmaz olsun öyle müjde”
“Utanmadan ve sıkılmadan emekliye müjde diye ne söylüyor biliyor musunuz? Bu 4 bin lirayı bayramdan önce verecekmiş. ‘Müjde’ diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye. Olmaz olsun öyle müjde. Olmaz olsun öyle ikramiye.”
“O kadar laf ettin, cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın”
CHP lideri Özel, siyasette meşruiyetin halkın karşısına çıkabilme ve kamuoyu önünde hesap verebilme kapasitesinden geldiğini söyledi. Kendisinin sürekli meydanlarda olduğunu, Erdoğan’ın ise halkın doğrudan karşısına çıkmadığını savundu. Cumhurbaşkanı’na Pendik meydanında halkın karşısına çıkma çağrısı yaptı. 25 milyon imza ile erken seçim ve adayın serbest bırakılması talebinin dile getirildiğini belirtti. Bu nedenle tartışmanın sandıkta çözülmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan’ın sözlü suçlamalar yerine seçim meydanında rekabet etmesi gerektiğini vurguladı. Bölümün ana ekseni, siyasal iddianın sandık ve halk önünde sınanması çağrısıydı.
“Hodri meydan”
“Ben 97’nci kez milletin içindeyim. Bugün Pendik’in bağrındayım. Sen neredesin Erdoğan? Haydi kendine güvenen meydana çıkar. Hodri meydan. Cesaretin varsa erken seçim sandığıyla artık bu tartışmayı bitirelim.”
“Millet sefalet çekiyor”
Özgür Özel, "19 Mart darbesi" diye tanımladığı sürecin ekonomik etkilerinin toplumun tamamına yansıdığını söyledi. Enflasyonun, faizlerin ve fiyatların bu siyasi müdahale sonrasında daha da yükseldiğini savundu. Türkiye’deki aylık enflasyon oranının birçok ülkedeki yıllık enflasyondan yüksek olduğunu belirtti. Faize ayrılan kamu kaynağının emekliye ya da halka aktarılmadığını, bunun iktidarın tercihinden kaynaklandığını söyledi. Ocak ve şubat aylarında ödenen faiz miktarının emeklilere bölünmesi halinde herkesin önemli bir ek gelir elde edebileceğini anlattı. Buna rağmen kamu kaynağının darbenin maliyetine ve faiz düzenine aktarıldığını ifade etti. Bölümün ana fikri, siyasi baskının ekonomik sefalet ürettiği ve bu bedelin halka ödettirildiğiydi.
“Bedeli millet ödüyor”
“Bir yanda ezilen millet, sefalet çeken emekliler, emekçiler, çiftçiler, esnaflar; bir yanda sırf iktidarda kalacağım diye darbeye kalkışan sen. Ve bedeli millet ödüyor. Bu bedel 19 Mart darbesinden sonra enflasyonu yükselterek, fiyatları yükselterek, faizleri yükselterek milletin sırtına biniyor.”
“Emekliye birer asgari ücret ikramiyeyi biz vereceğiz”
Özel, vergi sisteminin adaletsiz olduğunu ve yükün büyük ölçüde dar gelirli kesimlerin omuzlarına bindirildiğini söyledi. Dolaylı vergilerin ve maaşlardan yapılan kesintilerin çok yüksek olduğunu, buna karşılık kâr eden büyük sermayenin görece az vergi verdiğini anlattı. CHP iktidarında verginin az kazanandan az, çok kazanandan çok alınacağını belirtti. Emekli maaşının önce asgari ücret düzeyine, ardından onun üstüne çıkarılacağını söyledi. Ramazan ve Kurban bayramlarında emeklilere birer asgari ücret ikramiye verileceğini açıkladı. Bu vaatleri iktidar değişikliğiyle mümkün olacak vergi reformuna bağladı. Bölüm, ekonomik adalet ve yeniden dağıtım vaadine dayanıyordu.
“Vergi adaletini kuracağız”
“Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu iktidar değişecek, vergi; çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacaktır. CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret düzeyine çıkacaktır. Emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramı’nda birer asgari ücreti bizim iktidarımız verecektir.”
“Çiftçi, dolmuşçu, taksicinin mazotundan vergi kalkacak”
CHP lideri iktidara geldiklerinde tarımda planlı ve alım garantili üretim modeline geçileceğini söyledi. Çiftçiye verilmesi gereken desteklerin eksiksiz sağlanacağını, borç faizlerinin silinip ana paranın taksitlendirileceğini belirtti. Çiftçinin, taksicinin ve dolmuşçunun kullandığı mazottaki ÖTV ve KDV’nin kaldırılacağını ifade etti. Süt ve et üretiminde maliyetleri düşürecek ve üreticiyi koruyacak önlemler vaat etti. İş bulamayan yurttaşlara temel vatandaşlık geliri sağlanacağını açıkladı. Eğitimde ücretsiz öğün, temiz su, öğretmen ataması ve mülakatın kaldırılması gibi sosyal politika hedeflerini sıraladı. Sağlıkta katkı payları ve ilaç farklarının kaldırılacağını da ekledi. Geniş bir sosyal devlet ve kamusal destek programı çerçevesi sundu.
“Bu ülke bunu başaracak”
“Çiftçinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi; dolmuşçunun, taksicinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız. 100 gününde iktidarımızın iş bulamadığı vatandaşa onuruyla yaşayacağı bir Temel Vatandaşlık Geliri vereceğiz. Bunu Almanya başarıyorsa, Danimarka başarıyorsa, Fransa, İspanya başarıyorsa; bu güçlü ülke, bu zengin ülke, bu güzel ülke başaracak. Halkın iktidarında başaracak.”
“Bekliyorlar ki CHP karışacak”
Özel, iktidarın beklentisinin CHP’nin baskılar karşısında dağılması ve iç karışıklığa sürüklenmesi olduğunu söyledi. Buna karşın partinin bir arada kaldığını ve yürüyüşünü sürdürdüğünü vurguladı. Tutuklu isimlerin serbest kalacağı ve Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olacağı yönünde güçlü bir siyasi iddia ortaya koydu. Bölümde partinin saflarını sık tuttuğunu ve moral üstünlüğü koruduğunu anlatmaya çalıştı. Miting alanındaki kalabalığı ortak bir siyasi ses olarak tarif etti. Cezaevindeki siyasetçilere dayanışma mesajı gönderdi. Ana fikir, baskının CHP’yi çözmek yerine daha sıkı bir siyasal bütünlüğe zorladığıydı.
"Ekrem Başkan çıkacak, Cumhurbaşkanı olacak.”
“Bekliyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi dağılacak, karışacak, meşgul edilecek ve iktidar yürüyüşü engellenecek. Buradan ant olsun ki söylüyorum. O Silivri’nin kapıları açılacak, arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, Cumhurbaşkanı olacak.”
“Ev kadınlarının da sigortası olacak”
Özel, ev içi emeğin Türkiye’de en görünmez emek biçimlerinden biri olduğunu söyledi. Kadınların bakım emeği nedeniyle çalışma hayatı dışında bırakıldığını belirtti. Kreş, istihdam ve sosyal güvenlik politikalarının bu sorunu çözmek için devreye girmesi gerektiğini anlattı. Kadın iş istiyorsa işe erişiminin sağlanacağını, evde kalıyorsa sigorta ve emeklilik hakkı tanınacağını açıkladı. Bu vaatlerin ülke ekonomisi için taşınamaz yükler olmadığını savundu. Kaynağın adaletli vergi, tasarruf ve yeni kalkınma öncelikleriyle yaratılacağını söyledi. Bölüm, kadın emeğini sosyal haklar alanına dahil etmeyi hedefleyen bir çerçeve sundu.
“Evdeki emeğin de hakkı olacak”
“Türkiye’de en görülmeyen emek, evde verilen emek. Eğer biz bir mahalle kreşi ile kadını sosyal hayata ya da çalışma hayatına katamıyorsak, onun sigortasının ödenmesini, gelecekte emekli olmasının önünü açamıyorsak, bu Cumhuriyet olamaz. İktidarımızda eğer kadın iş istiyorsa ya işe yerleşecek, işe yerleşmiyor ve evde emek çekiyorsa onun mutlaka sigortası olacak, emeklilik hakkı olacak.”
“Tutuksuz yargılama tansiyonu düşürür”
Özel, Türkiye’nin dış tehditlerle çevrili kritik bir dönemden geçtiğini, bu nedenle ülke içinde birliğin korunmasının önemli olduğunu söyledi. Ancak iktidarın kutuplaştırıcı siyaset izlediğini ve 19 Mart darbesi sonrasında ülkenin her alanda kaybettiğini savundu. İç cephenin zayıflamasının temel nedeninin iktidarın kara düzeni olduğunu ifade etti. Muhalefetin ülkenin birliği için sorumluluk almaya hazır olduğunu, fakat bunun hukuk ve adalet olmadan mümkün olmadığını belirtti. Arkadaşlarının yargılandığı davalarda tutuksuz yargılamanın toplumsal tansiyonu düşüreceğini söyledi. Davaların canlı yayınlanmasını ve iddiaların halktan saklanmamasını talep etti. Bölümün özü, siyasal gerilimin hukuk içinde ve şeffaf biçimde yönetilmesi çağrısıydı.
“Davaları milletten saklamayın”
“Tutuksuz yargılama bu ülkede tansiyon düşürür. Biz kendimize, partimize, arkadaşlarımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza güveniyoruz. Kendine güveneni kanun teklifimize destek vermeye, davaları televizyondan canlı yayınlamaya, iddiaları da cevapları da milletten saklamamaya davet ediyoruz.”
“Karadeniz’in yiğit evladının alnı açık, başı dik çıktı”
Özel, Ekrem İmamoğlu hakkında ortaya atılan suçlamaların tek tek boşa düştüğünü söyledi. Uçak, araç, para, görüntü ve video gibi başlıklarda ileri sürülen iddiaların sonradan yanlış ya da yanıltıcı çıktığını anlattı. TRT görüntülerinden stok video kullanıldığı ve çeşitli maddi delil iddialarının gerçek olmadığının ortaya çıktığını savundu. Bu nedenle İmamoğlu’na yöneltilen yolsuzluk ve suç isnatlarının çöktüğünü ileri sürdü. Bölümde İmamoğlu’nun kamuoyu önünde temiz kaldığı ve suçlama kampanyasının geri teptiği anlatıldı. Ana eksen, iddiaların çökmesi karşısında muhalefetin moral üstünlüğünü pekiştirmekti.
“Yalanlarının altında kaldılar”
“Aynı kişiye aynı anda hem ‘casus’ diyenler, hem ‘Seçimde hile yaptın’ diyenler, hem ‘Hırsızlık ve yolsuzluk yaptın’ diyenler tüm bu yalanlarının altında kaldılar. Söyledikleri uçak AK Partilinin çıktı. ‘Ekrem’in’ dedikleri arabalar MHP’nin milletvekilinin çıktı. ‘Çantalarda para var’ dediler, jammer çıktı. Ekrem Başkan’a ‘hırsız’ dediler. Karadeniz’in yiğit evladı alnı açık, başı dik çıktı.”
“Olmayan diplomayla olana kumpas kurma”
Özel, Erdoğan’ın diplomasına ilişkin tartışmayı mahkeme süreci üzerinden anlattı. Kendisinin “diplomasız Erdoğan” sözü nedeniyle açılan davada karşı tarafın diploma ibraz etmediğini söyledi. Mahkemenin diplomayı dosyaya sunma talebine rağmen, karşı tarafın hâkimi değiştirmeye yöneldiğini öne sürdü. Bu tavrı, diploma meselesindeki kuşkunun güçlenmesi olarak sundu. Aynı zamanda Erdoğan’ın, kendi diploma tartışması açıklığa kavuşmamışken İmamoğlu’nun diplomasını hedef almasını eleştirdi. Bölüm, karşı tarafın ispat yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiası üzerine kuruldu. Ana fikir, diploma tartışmasının siyasi araç olarak kullanıldığıydı.
“Diploma varsa sun”
“Bizim avukat hala ‘Diplomayı sunun’ diyor. Hakim Bey ‘Sunun’ diyor. Bunlar ‘Diplomayı vermeyiz, hakimi değiştirin’ diyorlar. O yüzden Erdoğan’a sesleniyorum. Eğer diploma varsa diplomayı sun, mahkemeyi kazan. Diploma yoksa sus, olmayan diplomayla diploması olana kumpas kurma.”
“Vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum”
Özel, ABD ve İsrail’in saldırgan bir dünya düzeni kurmak istediğini savundu. Son saldırılarda sivillerin, özellikle çocukların hedef alınmasını bu düzenin sonucu olarak gösterdi. Trump ve Netanyahu çizgisinin meşru kabul edilemeyeceğini söyledi. Erdoğan’ın uluslararası destek ve meşruiyet arayışını bu eksenle ilişkilendirerek eleştirdi. Türkiye’nin dış politikada Anadolu, Filistin, vicdan ve ahlak merkezli bir çizgi izlemesi gerektiğini savundu. Pedro Sanchez örneğini vererek, Filistin meselesinde daha ilkesel bir tutumun mümkün olduğunu söyledi. Bölümün ana fikri, dış politikada emperyal güç merkezlerine değil ilkeli ve Filistin yanlısı bir çizgiye yaslanılması gerektiğiydi.
“Filistin merkezli siyaset”
“Oval Ofis merkezli siyaset yapanları Anadolu merkezli, Filistin merkezli, vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum. ‘Gazze’yi istiyorum’ diyen Trump’a susmak ve sessiz kalmak olmaz. Filistin’in olmadığı masaya Netanyahu’yla birlikte oturanları uyarıyorum. Biz durduğumuz yerdeyiz.”
“15 yıldır tek bir uçak bile alamıyorsun”
Özel, iktidarın dış politikasını tutarsız ve sonuçsuz olmakla eleştirdi. Trump’la kişisel ilişki kurulmasına rağmen F-35 ve F-16 meselesinde sonuç alınamadığını söyledi. Rusya ile yaşanan kriz sonrası S-400 alımının Türkiye’yi yeni yaptırımlarla karşı karşıya bıraktığını anlattı. S-400’lerin alınmasına rağmen etkin biçimde kullanılmadığını belirtti. Bu dış politikanın hem ülkenin savunma ihtiyaçlarına cevap vermediğini hem de Türkiye’yi bağımlı hale getirdiğini savundu. Filistin karşısında sessiz kalınmasının ve ABD eksenli politikaların Türkiye’ye yarar getirmediğini ifade etti. Bölümün ana fikri, dış politikada meşruiyetin emperyal merkezlerden değil halktan ve milli iradeden alınması gerektiğiydi.
“Meşruiyet meydandan alınır”
“15 yıldır tek bir uçak alamıyorsun. S-400 geldi hangarda, füzeler uçuyor tepemizde. Neden kurmadın, neden kuramadın? Trump’tan korkarak, Netanyahu’ya susarak Türkiye’nin hakkını kollamayarak yapılacak dış politikadan memlekete fayda yok. Meşruiyet Trump’tan alınmaz, emperyalist Amerika’dan alınmaz. Meydandan alınır, Pendik’ten alınır, sokaktan alınır, sandıktan alınır.”
“Huzura ve barışa omuz omuza yürüyoruz”
Özel, Türkiye’de farklı toplumsal ve siyasi kesimlerin otoriterliğe karşı ortak bir zeminde buluştuğunu söyledi. Bu birlikteliği Türkiye İttifakı olarak tanımladı ve bunun herhangi bir partiye ait olmadığını belirtti. Sosyal demokratlar, muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, sosyalistler ve liberaller dahil tüm demokratların ortak mücadelede yer alması gerektiğini savundu. İktidarın toplumdaki mesafeleri artırmak istediğini, buna karşılık muhalefetin safları sıklaştırması gerektiğini ifade etti. Bayram döneminde seçmenlerin komşularıyla temas kurarak yoksulluk ve işsizliğin kader olmadığını anlatmasını istedi. Önümüzdeki dönemi kapı kapı, ev ev yürütülecek yoğun bir siyasal çalışma dönemi olarak tarif etti. Ana fikir, geniş demokratik ittifak ve taban örgütlenmesiyle iktidar değişiminin hazırlanmasıydı.
“Mesafeleri kaldırın, safları sıklaştırın”
“Bunun adı Türkiye İttifakı’dır. Bir partiye ait değildir, kimseyi dışlamaz. AK Parti istiyor ki kimse kimseyle yan yana durmasın, herkes birbirine mesafeli olsun. Mesafeleri kaldırın, safları sıklaştırın, yan yana durun, birlikte mücadele edin. Huzura ve barışa omuz omuza, el ele yürüyoruz.”
(AEK)
