“Gezi zamanındaydı” diye başlıyor Özgür Çelik.
“Yaşadığımız ilçede bir yürüyüş olduğunu öğrendim, oraya da gideyim dedim. Derken bir haber geldi: ‘Saldırı olacak.’ Kapalı kasa bir kamyon, içinde gençler, ellerinde bıçaklar… Doğru mu değil mi diye araştırdım. Doğruydu.”
Elinde megafonla kalabalığa dönüyor o an. Özellikle kadınlara sesleniyor:
“Bu alana saldırı olabilir. Lütfen bayraklarınızı toplayın, sessizce evlerinize gidin. Biz erkekler burada kalacağız.”
Arkasını dönüyor, bir gazetecinin sorusuna yanıt veriyor. Döndüğünde gördüğü manzara hâlâ aklında:
“Bir kişi bile yerinden kıpırdamamıştı. Kadınlar en öndeydi. Bana kızıyorlardı. ‘Anca beraber kanca beraber’ diyorlardı. ‘Buradayız, gelsinler.’”
Geliyorlar. Kavga çıkıyor, yaralananlar oluyor, gözaltılar yaşanıyor.
“Ama” diyor Çelik, “bir tane kadın alanı terk etmedi.”
Bu anı, Özgür Çelik’in siyaset anlayışını da bugün omuzladığı görevin ağırlığını da anlatan bir eşik aslında. Çünkü onun için siyaset, güvenli salonlarda yapılan bir müzakere değil, sokakta, barikatlarda, cezaevi önlerinde, adliye koridorlarında omuz omuza sürdürülen bir mücadele. Ve bugün Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı olarak yürüttüğü görev, Türkiye’nin en ağır siyasal baskı dönemlerinden birinde, en zor pozisyonlar arasında.
Özgür Çelik ile İstanbul İl Başkanlığı binasına yönelik polis baskınlarının, kayyım tartışmalarının, Silivri’de görülen duruşmaların, tutuklu belediye başkanlarının ve İBB iddianamesinin yarattığı direnç ve dayanışma hattında bir araya geldik.
Çelik, hem kendisine hem de partisine yönelen davaların zamanlamasına dikkat çekerken, yaşananları muhalefeti kuşatma altına almaya dönük, tesadüflerden ibaret olmayan daha geniş bir siyasal müdahalenin parçası olarak değerlendiriyor.
Bu tabloyu anlatırken, Türkiye’nin en yakıcı ve çözümsüz bırakılmış meselelerinden biri olan Kürt sorununa da özellikle işaret ediyor.
Çelik’e göre sorun, güvenlikçi politikalarla, yargı sopasıyla ya da kayyım uygulamalarıyla bastırılabilecek bir başlık değil. Aksine, demokrasiyle, eşit yurttaşlıkla ve siyasetin alanını genişleten bir çözüm iradesiyle ele alınması gerekiyor. CHP’nin savunduğu çizginin de tam olarak bu olduğunu vurguluyor: Meclis’in merkezde olduğu, toplumun tüm kesimlerinin muhatap alındığı şeffaf bir süreç.
“Biz makamdan değil sokaktan yönetmeye geldik” diyen Özgür Çelik’in anlattıkları, bir il başkanının rutin siyasi gündeminden daha fazlası.
CHP’nin seçilmiş İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’i dinliyoruz.
Bu bina Eylül’de büyük bir polis saldırısına maruz kaldı. Hem sizler hem CHP parti üyeleri yaralandı, gazeteciler yaralandı. Şimdi de bu binadayız yeniden. Ne hissediyorsunuz? Bir yandan kayyım da buraya geliyor diye duyuyoruz. Sizi bu nasıl etkiliyor?
Tabii şu an burası Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in çalışma ofisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi kayıtlarında geçen bir yer. Çok sık gelmiyorum bir kere. Yani o il binasına yapılan o beş bin kişilik polis baskınından önce de çok sık gelmiyordum.
Çünkü iki sene önce İstanbul İl Kongresi’nde seçildiğimde bir şey söylemiştim. “Biz makamdan değil sokaktan yönetmeye geliyoruz” demiştim. Dolayısıyla bu binanın önünde gazeteciler bana sormuştu, “İl başkanlığı binasına bir kayyım kararı var, nasıl olacak şimdi binanın kullanımı, nasıl olacak?”
Orada da ifade etmiştim. Benim İstanbul’da 40 tane makam odam var zaten. Çünkü bir tanesi burası, 39 tane ilçe başkanlığı ve sokaklar, cezaevi önü, adliye önü, emniyet müdürlükleri önü, mesaimizin çok büyük kısmı buralarda geçiyor. Pazarlarda, esnaflarda, sivil toplum kuruluşlarında İstanbullularla buluşuyoruz ya da herhangi bir noktada adalet, özgürlük, demokrasi mücadelesi veriyoruz ya da bir meydanda büyük buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Sürekli sahada ve sokaktayız. Çok sık gelmiyoruz.
Bir ara şöyle bir durum vardı. Binanın giriş kısmında işte hâlen polisler var burada. Yani hâlen bir biçimiyle bu karar ortadan kalkmış değil. O kayyım garabeti bir biçimiyle devam ediyor. Binanın giriş kısmı böyle terk edilmiş bir alan gibiydi bir zamanlar. Üçüncü kata çıkıyorduk, biz buradaydık. Diğer katlarda, üst katlarda Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi var. Üst katları kullanıyoruz ama işte birinci kat, ikinci kat gibi kayyım tarafından kullanılan bir takım alanlar var. Misafirlerimizi ağırladığımız zamanlarda burayı kullanıyoruz. İlginç bir gündü bizim için o günler.
“Yargılandığımız gün Rıza Akpolat ilk kez cezaevinden çıktı”
Tam da sizin bahsettiğiniz davalardayız, mahkemelerdeyiz kısmıyla ilgili de bir şey merak ediyorum. Siz de bir iki gün önce Salı günü hâkim karşısına çıkmıştınız. Hem sizin beyanlarınızı tekrar dinlemek isteriz hem de mahkemenin tavrını nasıl buldunuz? Nasıl bir mahkeme heyeti vardı orada? Ne hissettiniz orada yargılanırken?
Tek hâkimli bir mahkeme, bir ceza davası duruşması, İstanbul İl Başkanlığı ile ilgili. Bir kere mahkemenin Silivri’ye taşınmış olması. Çünkü orası bir adliye değil, orası bir cezaevi. Cezaevi kampüsünün içerisine duruşma salonları yapmışlar. Duruşmayı Silivri’ye taşıdılar. Bu zaten doğru bir şey değil. Çünkü günün sonunda bizim yargılandığımız ceza davasının hâkimi savcısı Çağlayan’daki adliyede görev yapıyor.
Çağlayan Adliyesi’nde görülmesi gereken bir duruşma Silivri’ye taşındı. İnsanlar İstanbul’un dört bir yanından, Tuzla’dan Silivri’ye gelmek zorunda kalanlar, işte Sultanbeyli’den Silivri’ye gelmek zorunda kalanlar. Çünkü Silivri İstanbul’un en ücra noktası, sınır ilçesi. Bu bile başlı başına aslında adil yargılanma hakkının önündeki engellerden bir tanesi.
Çağlayan’dan duruşmanın Silivri’ye taşınması. Tabii öncelikle şunu ifade etmek isterim. Mahkeme heyetinin bize karşı tavrında bir negatif durum söz konusu değildi.
Hâkim gayet başlangıç kısmında iddianameyi okudu, iddianamenin içerisine yönelik uzunca değerlendirmeler yaptı, anlattı. Sonrasında savunmalara başladık ve bizim savunmalarımızı hâkim dinledi, her birimizi ayrı ayrı, savunma yapan arkadaşları. Mahkeme heyetinin tavrıyla ilgili bir durum yoktu ortada.
Ne vardı peki?
Şöyle güzellikler vardı mesela Rıza Akpolat tam bir yıldır cezaevinde. Bir yıldır ilk defa cezaevindeki hücresinden, tabii ki avukat görüş kabinlerine gidip geliyor ama ilk defa Silivri Cezaevi’nde bulunduğu 9 No’lu Cezaevi’nden, hücresinden çıktı ve çok sayıda insanın olduğu bir ortamda, o da bu davada benimle birlikte yargılanıyor.
En azından ailesiyle, komşularıyla, partili yol arkadaşlarıyla İstanbul’un dört bir yanından gelenlerle karşılaşmış oldu. Onlar onu coşkuyla karşıladılar. Yine aynı şekilde Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney altı aya yakın bir zamandır tutuklu.
O da Rıza Akpolat’la beraber geldi ve başka tutuklu birisi daha var, o da geldi ve hem ailelerini görmüş oldular hem avukatlarını orada hem çok kalabalık ortamı görmüş oldular. Onlar açısından da uzun tutukluluk süresinden sonra aslında değişik bir atmosfer oldu. Onu da dile getirdiler.
“Uzun zamandır hücrelerimizdeyiz. Birbirimizle bile konuşamıyoruz aynı cezaevinde kalmış olmamıza rağmen. Burada da bizi coşkuyla karşıladınız. Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Bizim için de uzun tutukluluk süresinden sonra anlamlı bir gün oldu” tarzında ifadeler oldu.
Tabii iki tutuklu belediye başkanının orada olması, bir bölüm ilçe başkanının orada olması salon atmosferi açısından da ilginçti. Basının ilgisi çok yoğundu. Uluslararası konuklar vardı, yurt dışından gelen insanlar takip ediyorlardı, başka ülkelerin temsilcileri takip ediyorlardı.
Ben uzun bir savunma gerçekleştirdim. Yaklaşık bir saate yakın, 57-58 dakikalık bir savunma yaptım. Üç aşamalı bir savunma yaptım Salı günü Silivri’de.
Neydi bu üç aşama?
Birinci aşamada neden hâkim karşısında olduğumuzu anlattım. Beni, belediye başkanlarını, ilçe başkanlarını aslında o hâkimin karşısına çıkartan neden nedir? Bunun toplam sürecini anlattım.
Ve sürecin aslında İBB operasyonlarından bağımsız olmadığını, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından bağımsız olmadığını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine yönelik saldırılardan bağımsız olmadığını, hatta öğrencilerin tutuklanmasından, gazetelere, televizyonlara kayyım atanmasından, gazetecilerin tutuklanmasından, sendikacıların, sanatçıların yargılanmasından bağımsız olmadığını, bu toplam toplumsal muhalefeti susturma çabası içerisinde ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü durdurma üzerine bir sürecin parçası olduğunu anlattım. Bu dava ve biz bu yüzden hâkim karşısındayız dedim birinci aşamada.
İkinci aşamada kanıtlarıyla ve delilleriyle somut bir biçimde üzerimize isnat edilen suçlarla ilgili bütün gerçeklikleri anlattım tane tane, teker teker. Belki birazdan konusu açılırsa bir bölümünü sizinle de paylaşırım. Öyle enteresan şeylerle suçlanıyoruz ki hepsini kanıtlarıyla anlattım.
Ve son aşamada da hem Türkiye’de yaşayan 86 milyon yurttaş için, hepimiz için, tabii kendimiz için adalet talebimizi uzun cümlelerle dile getirdik. Bizim açımızdan kendimizi çok iyi ifade ettiğimiz bir duruşma oldu.
Peki yargılanan diğer kişiler açısından durum neydi?
Duruşmada Rıza Akpolat çok güzel bir savunma yaptı, İnan Güney güzel bir savunma yaptı, ilçe başkanımız, diğer arkadaşlar savunmalarını yaptılar.
Bizim açımızdan etkili savunmalarımızı yaptığımız ve derdimizi mahkemeye anlattığımız, basına anlattığımız, topluma anlattığımız bir süreç oldu.
Sonrasında zaten hâkim, daha dinlenmeyen sanıklar olduğu için 9 Haziran 2026 tarihine ertelemiş oldu mahkemeyi.
Bu hakkınızdaki iddiaların zamanlaması da çok manidar geliyor bana. Siz de bunu çok fazla söylüyorsunuz. CHP biraz ilerliyor, bir dava açılıyor. CHP biraz daha ilerliyor, anket sonuçları açıklanıyor, başka bir dava daha geliyor. Siz bu iddialara ne diyorsunuz ve hakkınıza kaç dava var?
Salı günü mahkeme salonunda da söyledim. Şu anda 44 yaşındayım, 45. yaşa doğru gidiyoruz 2026 ile beraber. 44 yıllık yaşantımda ikinci kez Salı günü hâkim karşısına çıktım. Orada da söyledim. Birinci hâkim karşısına çıkışım ne zamandı? Bundan birkaç ay önce Ekrem Bey daha tutuklu değilken Çağlayan Adliyesi’ne ifadeye gitmişti. Kapının önünde tarihi bir kalabalık vardı. Orada bir basın açıklaması yapılacak. Yani ya bir ses sistemi lazım, ya bir ses aracı lazım, ya bir platform, üzerine çıkacağı bir sandalye, bir şey lazım.
Bu süreci organize etme çabamız, hiçbir insana tek bir temasımız bile olmamasına rağmen, bunu organize etmeye, hani Ekrem Bey gelsin, Mansur Yavaş da Ankara’dan gelmişti, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız, Mansur Bey, Ekrem Bey konuşmalarını yapsınlar diye bir ses sistemi mi bulalım, ne yapalım, nasıl yapalım konusunu kendi aramızda konuştuğumuz ve polislerle müzakere ettiğimiz bir süreçte 15,5 yıl hapis cezasıyla yargılanıyorum.
İlk defa o zaman hâkim karşısına çıkmıştım geçtiğimiz aylarda, o Çağlayan Adliyesi meselesinden kaynaklı. İkinci kez de Salı günü çıktım. Dedim ki hâkime, “Sayın hâkim, 44 yaşındayım, hayatımda ikinci kez hâkim karşısına çıkıyorum. Birincisi de Çağlayan Adliyesi meselesiyle ilgiliydi ve İstanbul’a il başkanı seçildiğim günden bugüne kadar üç ayrı davadan toplam 22,5 yılla yargılanıyorum.”
Birisi Çağlayan davası, bir tanesi İstanbul Kongresi davası, bir tanesi de haftaya gidiyoruz şimdi, hafta içerisinde Ankara’ya, Kurultay davası.
“Ama” dedim, “44 yaşında ikinci kez hâkim karşısına çıkıyorum. İstanbul İl Başkanı olduğum güne kadar hiçbir mahkeme yüzü görmedim ama İstanbul’a il başkanı seçildiğimde bir gün yolumun buraya düşeceğini biliyordum. Çünkü kongre kazanmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz.
Kurultay kazanmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. Seçim kazanmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. Türkiye’nin birinci partisi olmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. Bir de Cumhuriyet Halk Partili olmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. Biliyorduk zaten dikensiz bir gül bahçesinde yürümediğimizi” diyerek anlattım. Sorduğunuz soruya cevap olarak, İstanbul İl Başkanı seçildikten sonra üç ayrı davadan 22,5 yılla yargılanıyorum.
“Bir gram bile endişe yaşamadım, neyin mücadelesini verdiğimizi biliyoruz”
Çok fazla biz gazetecilere sorarlar sizi anlatırken benim de aklıma geldi. Hiç aklınıza gelir miydi bir CHP’li olarak böyle suçlarla yargılanabileceğiniz, eski dönemi düşünerek söylüyorum ve korkuyor musunuz hiç, bazen ne oluyor bu, bu nedir dediğiniz zaman oluyor mu?
Bir kere bu binaya beş bin polisle geldiklerinde de Esenyurt’taki barikatlarda da Bozdoğan Kemeri’nde de Saraçhane’de öğrencilerin içindeyken de, genel başkanımız otobüsün üstünde konuşurken birinci gün yanındaydım. İkinci gün dedim ki, “Genel başkanım, aşağıda bir şey oluyor.”
Bizim vatandaşın arasına inip bu atmosferi görmemiz lazım. Bozdoğan Kemeri’ne indim ve daha hiç çıkmadım otobüsün üstüne. Genel başkan bir hafta boyunca konuştu. Bozdoğan Kemeri’nde öğrencilerin içindeyken de Beyazıt Meydanı’nda öğrencileri polis ablukasının içerisinden elli öğrenciyi çıkarttığımda da, herhangi bir barikatta mücadele ettiğimde de, Ulus’tan TRT’ye yürürken de, orada da önümüzü kesmeye çalıştıklarında, buraya beş bin polisle geldiklerinde de, inanın bir gram endişe, bir gram korku yaşamadım.
İnsanın duyguları içerisinde her şeyi barındırır. Korku da bir duygudur, sevinç de bir duygudur, üzüntü de bir duygudur, neşe de bir duygudur. Her insanın içerisinde korku da vardır, üzüntü de vardır, sevinç de vardır, neşe de vardır, kahkaha da vardır, gözyaşı da vardır.
Bunlar belirli zamanlarda ortaya çıkabilir ama son yaşadığımız bir, bir buçuk yıllık dönemde hangi konu olursa olsun, hiçbir tanesinde tek bir gram korku, endişe asla yaşamadım. Bir an bile paniğe kapılmadım. Çünkü niye biliyor musunuz? Ben şunu çok iyi biliyorum.
“Demokrasi mücadelesi verenler çok ağır bedeli verdiler”
Neyin mücadelesini verdiğimizi biliyoruz. Haklılığımızı biliyoruz. Biz Türkiye’de adaletin, özgürlüğün, demokrasinin mücadelesini veriyoruz. Bunun tarihin her döneminde çok ağır bedelleri oldu. 103 yılına girdi cumhuriyet. Bu yıl 103. yılını kutlayacağız cumhuriyetin.
Bizim bu topraklarda bin yıllık maceramız var. Bin yıldır bu Anadolu topraklarında maceramız var. Bizim bu topraklardaki bin yıllık maceramızın, 103 yıllık cumhuriyetimizin her aşamasında demokrasinin mücadelesini verenler çok ağır bedeller ödedi. Kimisi canıyla ödedi demokrasinin bedellerini.
“Bağımsız Türkiye için mücadele edenler idam edildi bu ülkede”
68 kuşağının gençleri 6. Filo’yu denize döktüler, onlar bir an endişe duydular mı, tereddüt ettiler mi? Niye? Bağımsız bir Türkiye’nin mücadelesini verdikleri için. Ve o mücadeleyi verdikleri için gencecik yaşlarında, kimisi 24 yaşında, kimisi 25 yaşında, kimisi 23 yaşında idam edildiler bu ülkede.
Ya da Gezi’de arkadaşlarımız canıyla bedel ödediler. Bugün bir adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyoruz. Biz bu mücadeleyi dışarıda veriyoruz. Arkadaşlarımız 10 metrekarelik, 15 metrekarelik hücrelerde bedel ödüyor. Dolayısıyla demokrasi mücadelesinin her zaman ağır bir bedeli vardır. Biz yargılanıyoruz, genel başkanımız hakkında fezlekeler var ama şunu biliyoruz. Demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi bir insan yaşamının en onurlu mücadelesidir. Bir gram endişe duymam. Asla korkmam. Asla endişe duymam.
İBB iddianamesi asıl uzun zamandır hepimizin gündeminde. Topluma nasıl anlatacaksınız iddianameyi?
İBB iddianamesine gelmeden önce bu İstanbul Kongresi ile ilgili, açılan davayla ilgili birkaç örnek vermek isterim. Çünkü çok sıcak bir konu. Biz orada neden yargılandık? Ve neler söyledik? Kanıtlarımızı nasıl ortaya koyduk? Çok uzun ama birkaç cümleyle ifade edeceğim.
Elbette, lütfen…
Şimdi İstanbul Kongresi 2023 tarihinin, 2023 yılının 8 Ekim’inde yapıldı. İki gün itiraz süresi vardır parti seçimlerinde. Parti seçimlerinde ilçe seçim kuruluna iki gün itiraz süresi vardır.
İki gün içerisinde kaybeden listeden, kazanan listeden ya da partililerden herhangi birisi gidip itiraz edebilir. O süre içerisinde seçim kurulu itirazı değerlendirir ve bir karar verir. İki günlük itiraz sürecinde hiçbir itiraz yok. İki gün sonra gidip mazbatamızı almışız. Devam eden süreçte YSK’ya hiçbir itiraz yok.
YSK’ye ne zaman hakkımızda ilk dava açılmış biliyor musunuz? Hani zamanlamaya vurgu yapıyorsunuz, çok önemli dediniz ya. İstanbul İl Kongresi’ne birinci dava 19 Mart 2025’te açılmış. Ekrem İmamoğlu’nun. Bizim haberimiz bile yok. Bizim niye haberimiz yok? Çünkü biz Saraçhane’deyiz. Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildikten bir gün sonra, gözaltına alındığı gün, Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatandaşın önüne sandığı koyup ön seçimle cumhurbaşkanı adaylığını belirlediği günden beş gün önce. O kadar manidar bir tarih.
Şimdi belediye operasyonlarıyla belediye başkanlarını tutukladık. CHP’nin iktidar yürüyüşünü durduramadık. Şimdi ne yapalım? Partinin kurumsal kimliğine saldıralım. Önce İstanbul Kongresi’ne dava, sonra kurultaya dava, sonra kayyım garabeti. Yetmedi.
19 Mart’ta birincisini açtılar, sonra ikincisini açtılar, üçüncüsünü açtılar, dördüncüsünü açtılar. Hiçbirinden bir şey tutturamadılar. Yetkisizlikle Ankara’ya gönderdi bazı mahkemeler, Ankara reddetti. Bazı mahkemeler İstanbul’da reddetti. Bir tane 45. Asliye Hukuk Mahkemesi buldular.
Siyasallaşmış yargı düzeninin içerisinde 145. Asliye Hukuk Mahkemesi tedbir kararı, kayyım kararı verdi. Bir de sonra bu ceza davası açıldı. Bu ceza davası ne zaman açılmış? İddianamesi Ağustos ayında yazılmış, 2025’in. Bizim İstanbul’da tutuklamalara karşı en etkili, en çetin, en hararetli mücadeleyi verdiğimiz esnada. Ne yapacaklar? CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i butlan tartışmalarıyla durduralım. İstanbul Başkanı Özgür Çelik’i kayyımla susturalım.
“Türkiye halkının ekmeğini küçülttüler”
Neyle suçladılar sizi tam olarak?
Şöyle, vatandaş bir belediye operasyonu kapsamında gözaltına alınmış, tutuklanmış, uzun süre cezaevinde kaldıktan sonra bir etkin pişmanlık ifadesi vermiş.
Demiş ki, kongre zamanı Özgür Çelik beni aradı. Benden destek istedi. Makul bir konuşma yaptı. Sonra kapattı, FaceTime’dan aradı, şu kişiyi ara dedi. Ağustos ayında, 2023’te beni aradı. Dedi ki, “FaceTime’dan ikinci kez aradı, şu kişiyi ara, onunla konuş.” Dediği kişi de bana menfaat teklif etti. Ama ben bu menfaati kabul etmedim. Bunun için yargılanıyoruz.
Diyor ki bu arkadaş, Özgür Çelik beni Ağustos’ta aradı. Ben Ağustos’ta ilçe başkanlığına adaydım. Görevdeki ilçe başkanıydım, ilçe başkanlığına adaydım. 20 Ağustos’ta Bahçelievler İlçe Başkanı seçildim. Ben İstanbul İl Başkanlığına Eylül sonunda aday oldum. Bunları anlattık mahkemede.
Biz mahkemede bunu anlatınca, o kişiye de bizim avukatlar sorunca dedi ki, “Ben Ağustos diye bir tabir kullanmadım” dedi. “Nasıl?” dedi bizim avukatlar. “Ağustos demedim, öyle yazmışlar, savcı onu kendi yazmış” dedi. Bakın nasıl bir olay. Bizim arkadaşlar bu konu üzerine çalışıyorlar. Başka bir şey. “Ben” dedi, “ifadelerimde belediye başkanlarının adını da kullanmadım, onu da savcı yazmış” dedi.
“Tanık ben öyle demedim, savcı yazmış diyor”
Kendi ağzıyla diyor ki, “Ben Ağustos diye bir tabir kullanmadım” diyor. “Savcı öyle yazmış.” “Ben” diyor, “belediye başkanlarının ismini vermedim” diyor. Bu duruşmada yargılanan Rıza Akpolat’la İnan Güney’in. Savcılık oraya yazmış.
Ben Melda’nın kardeşiyle ilgili biraz sonra anlatacağım. Melda Hanım var, Çekmeköy İlçe Başkanımız, eski, şimdi parti yöneticisi. Ben onunla ilgili öyle demedim dedi, öyle yazmışlar dedi. Hızlı hızlı almış falan. Şimdi bakın bu ne demek biliyor musunuz?
Bir insanın cezaevi koşullarında verdiği ifadenin ne kadar doğru olduğuna inanmak zor. İnanamadık biz buna. Kişinin iradesi dışında bir şey mi yazıldı oraya? Sonra imzalattırıldı. Kişinin iradesi dışında. Cezaevi koşullarında. Şimdi bu Ekim ayında aramışım kendisini, destek istemişim. Aslında orada da o ifadelerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmış oldu.
“Buradan sadece CHP’liler zarar görmedi”
Bir başka şey diyor ki, Çekmeköy İlçe Başkanı Melda Tanışman’ın kardeşi diyor, il delegesi yapıldı. 2023 seçimlerinde Özgür Çelik’e oy verme karşılığında işe sokuldu diyor. Fakat şöyle bir durum var Evrim Hanım. Söz konusu kişi Mehmet Ali Tanışman, o tarihte partiye üye değil.
Gittim, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından üyelik evrakını aldım. 2024’ün Temmuz ayında üye olmuş. Yani İstanbul Kongresi’nden 8-9 ay sonra üye olmuş. Ve işe ne zaman girmiş? Bir mühendis, kendisi başvurmuş, girmiş. İstanbul Kongresi’nden bir sene sonra işe girmiş. 2024 Aralık ayında.
İşe giriş bordrosunu mahkeme heyetine sundum. Şimdi parti üyesi değil. İstanbul Kongresi’nin yapıldığı tarihte üye olmayan delege olamaz. Delege olmayan oy kullanamaz. Zaten mahkemeye delege listesini kanıt olarak sundum, delege listesinde de adı yok.
Ve bununla İstanbul Kongresi’ne kayyım atandı. Beş bin polis buraya geldi. Bu yüzden dedim bunu anlatmak istiyorum. Burada gazetecileri yaraladılar. Kadınları yerlerde sürüklediler. Gençlerin, milletvekillerinin suratına biber gazı sıktılar. Camı çerçeveyi darmadağın ettiler.
O gün borsa yüzde 6 değer kaybetti. O gün Merkez Bankası rezervden 6 milyar 600 milyon dolar para sattı. Devam eden süreçte Merkez Bankası rezervinden 10 milyar dolardan fazla para satıldı. Borsa ciddi değer kaybı yaşadı. Sadece CHP’liler mi zarar gördü buradan? Hayır.
Türkiye halkının ekmeğini küçülttüler. Bu milletin ekmeğini küçülttüler bu uygulamalarla.
“Amaç sandığı sembolik hale getirmek”
Başka ne gibi çelişkiler tespit ettiniz?
Başka bir şey, efendim işte İstanbul İl Kongresi’nde Pendik İlçe Başkanı Niyazi Güneri’ye Kiptaş’tan iki tane daire verilmiş.
Yahu Niyazi Güneri dairenin bir tanesini 2002 yılında kurayla satın almış, 2005’te tapusunu almış, 2008’de satmış. Belediye AK Parti’de. İstanbul Kongresi’nden 20 sene önce.
İkinci daireyi de 2024 yılında 7 milyon 500 bin liraya almış. 1 milyon 500 bin lira Vakıfbank’a peşinat yatırmış. 500 bin, 500 bin, 12 taksitle de geriye kalanını ödemiş, 750 bin lirayı ve hepsinin banka dekontlarını mahkemeye sundum. Ve o dairenin bugünkü fiyatına baktım, kaç para biliyor musunuz?
İki yıl sonra dairenin fiyatı, emlak sitelerine girip bakıyorsun, 8 milyon 250 bin lira. Dedim ki mahkemede, ya bu vatandaşa pahalı satmışlar burayı. Gitmiş parasını ödemiş yani. Dolayısıyla şimdi öyle bir şey ki, tamamen bir biçimiyle gerçeği yansıtmayan iddialar üzerinden bir soruşturma. Ne yapacaklar? İstanbul’un kongresine kayyım, yetmedi kayyım, bilmem ne falan gibi meseleler.
Amaç ne biliyor musunuz? Şimdi sizin sorunuza gelecek olursak, İBB iddianamesi. Amaç CHP’yi kapatmak. Amaç sandığı sembolik hale getirmek. Sembolik olarak sandığı kuralım, birileri gitsin oyları kullansın ama sandıktan biz çıkalım. Muhalefetsiz bir Türkiye hedefi kuruyorlar.
“Darbe mağduriyeti ile iktidara geldiler”
Gerçekten CHP’yi kapatmak hamlesi olarak mı okuyorsunuz iddianameyi?
İddianamenin içerisine koymuş savcılık, yazıyı da göndermiş. Böyle bir şey olamaz tabii ki ama niyetleri bu. Sonuçta yıllarca bu ülkede parti kapatılmasın diye de bir demokrasi mücadelesi verildi.
Bir de kendileri parti kapatmalardan şikayet ederek, darbelerden mağduriyet edebiyatı çıkartarak, darbe mağduriyeti üzerinden iktidara gelerek, onun üzerinden iktidarlarını koruyarak bir süreç yürüttüler. Şimdi CHP kapatılmalıdır. Niye? Çünkü Türkiye’nin birinci partisi. Çünkü belediyeleri kazandı.
Cumhurbaşkanı adayını ön seçimle belirledi, eyvah CHP iktidara gidiyor. Belediye operasyonlarıyla durduramadık. Cumhurbaşkanı adayını tutukladık, Ekrem İmamoğlu’nu durduramadık. E şimdi il binasına 5 bin polisle girdik, bunları teslim alamadık. Teslim olmadılar. Ne yapalım?
Kökten kapatalım, sandığı da sembolik hale getirelim. Yazmış iddianamenin içerisinde, CHP kapatılmalıdır diye.
“İftiracı ifadeleri ile yazılmış bir iddianame”
Evet şimdi asıl konumuz İBB iddianamesine gelelim, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tamamen siyasetin kalemiyle yazılmış bir iddianame. Yargı mensuplarının kalemiyle değil bakın, siyasetin kalemiyle yazılmış bir iddianame. Niye biliyor musunuz? Binlerce sayfa. Mümkün olduğu kadar okuyoruz, belli bir noktaya kadar okudum.
Avukatlar okuyor, her bölümünü ayrı okuyan avukatlar var, bizlere raporlar gönderiyorlar. Bunlar hep İBB iddianamesinin raporları gönderiyorlar. Genel merkez okutuyor, Ekrem Bey’in ekipleri okutuyor, biz okutuyoruz, İstanbul İl Hukuk Komisyonu çalışıyor. Harıl harıl şu anda iddianameye çalışıyoruz. Neden siyasetin kalemiyle yazılmış diyorum? Ne diyor daha iddianamenin giriş kısmında? Bir ahtapotun kolları gibi sarmışlar diyor.
Yani bir kişinin, bir siyasi partinin genel başkanının Ankara’daki grup toplantısında tabir ettiği ifadeyi getirmiş, iddianamenin içerisine koymuş savcılık. İşte bu yüzden siyasetin kalemiyle yazılmış. Peki ortada somut bir kanıt var mı? Elle tutulur somut bir kanıt.
Delil var mı? Yok. Ortada elle tutulur bir somut delil yok. Ne var biliyor musunuz iddianamenin içerisinde? Tamamen gizli tanık ifadeleri, bir de iftiracı ifadeleri. Ve biz o ifadelerin hangi koşullarda alındığını çok iyi biliyoruz.
Bakın ben size bir şey anlatayım. Ben bir gün, bir bayram günü, ben bunu defalarca anlattım. Ben bir bayram günü Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’le beraber cezaevine gittim. Ekrem Bey’i ziyaret ettik. Öğrenciler daha tutukluydu. Saraçhane sürecinin mücadelesini en önde yürüten gençler, öğrenciler halen tutukluydu.
3-4 öğrenciyle konuştuk. Ekrem Bey’le konuştuk, bir iki belediye başkanıyla konuştuk, sonra bir de İBB bürokratlarından bir iki kişiyle konuştuk. Bir kadın bürokrat geldi, bayramınız kutlu olsun, nasılsınız, nasılsınız? Genel başkanımıza da dedi ki ne oldu biliyor musunuz? “Genel başkanım” dedi. “Beni aldılar sağlık muayenesi diye bir odaya götürdüler. Bir baktım odada benim ifademi alan savcı.” Dedi ki biz senin ifadeni beğenmedik, bunu değiştir. Dedim ki diyor, ne sorduysanız yanıtlarını verdim. Emniyette de savcılıkta da. Başka soru varsa sorun cevaplayayım.
Yok demiş, sorular aynı ama sen bu ifadeyi değiştir. Ya soru aynı, soruya ben başka nasıl cevap verebilirim? Doğrusu neyse onu anlattım. Yalan mı söyleyeyim? Ben yalan söylemem, yalan mı söyleyeyim demiş. Sen bu kafayla uzun süre özgürlüğüne kavuşamazsın. Uzun zamanda çocuklarını göremezsin.
Bakın iftiracılar türetiyorlar. Nasıl? Çocuklarıyla tehdit ediyorlar. Nasıl? Aileleriyle tehdit ediyorlar. Mal varlıklarıyla tehdit ediyorlar. Özgürlükleriyle tehdit ediyorlar.
Tamamen iddianame gizli tanık ifadeleri, ki onların da bazıları geri kaçıyor biliyorsunuz, çekiliyorlar. İftiracı ifadeleriyle bir iddianame oluşturmuşlar.
Peki iddianame Ekrem İmamoğlu’nu neyle suçluyor? CHP’yi ele geçirmekle. Özgür Özel’i neyle suçluyor? CHP kurultayını kazanmakla. Bizi neyle suçluyor? İstanbul Kongresi’ni kazanmakla. Yani parti için seçimlerde yarışa girip yarış kazanmayı suç sayıyor iddianame.
“Amaç İmamoğlu aday olmasın”
İddianameye göre suçlar ne?
Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasını suç sayıyor iddianame. Ne diyor biliyor musunuz iddianamenin içerisinde? Diyor ki bu işleri taa gençlik yıllarında planlamış diyor.
Sonra gitmiş diyor, Beylikdüzü’nde CHP ilçe başkanı olmuş diyor. Sonra gitmiş Beylikdüzü Belediyesi’ni kazanmış diyor. Sonra İBB’yi kazanmış diyor. Yetmemiş bir daha kazanmış 2019’da. Yetmemiş 2024’te bir daha kazanmış diyor. Şimdi de Cumhurbaşkanı olmak istiyor diyor. Açık açık yazmışlar bunları.
Şimdi AK Parti’ye karşı 4 kere seçim kazanmayı suç sayıyor. Parti içerisinde benim kongre kazanmamı, genel başkanımın kurultay kazanmasını suç sayıyor. İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasını suç sayıyor.
Neyi hedefliyor? Amacı ne iddianamenin? İmamoğlu aday olmasın. Çünkü kendisine karşı 4 kere seçim kazandı. Bir de CHP kapatılsın. Az önce dediğimiz gibi.
Ne var iddianamenin içerisinde? Bakın hepsini tek tek söylemeyeceğim. Sadece 969 kez hatırladığım kadarıyla var. Hatırladığım kadarıyla. 774 kere bilmiyorum var. 691 kere mış mış. 546 kere duydum. Bak gördüm demiyor, duydum diyor. Biri öyle konuşuyordu diyor. Bildiğim kadarıyla, olabilir. Öğrendim, söylemişti, düşünüyorum. Öyle olduğunu düşünüyorum diyor.
Yani ben yolsuzluk yapıldığını düşünüyorum. Düşünüyor yani. Herkes herkes hakkında her şeyi düşünebilir. 235 kere düşünüyorum. Duyduğuma göre... Düşünmekteyim... Bilmemekteyim... Muhtemelen diyor. Muhtemelen öyle olmuştur. 37 kere muhtemelen. Ya bunun üzerine iddianame yazılır mı ya? Hadi bunun üzerine iddianameyi yazdın. Bunun üzerine İnsanlar 1 yıl cezaevinde bekletilir mi?
“Bunun adı yargılama değil, peşin cezalandırma"
Şimdi en önemli noktalara gelmek istiyorum. Ekrem İmamoğlu 19 Mart’ta gözaltına alındı. 4 günlük gözaltı süresi sonrası tutuklandı. İddianame yazıldı. 1. mahkeme ne zaman? Mart ayında. Tutuklandıktan bir yıl sonra. Bu kadar uzun tutukluluk süresi olur mu?
Rıza Akpolat bir yılı geçkin zamandır cezaevinde. Bir yıl oldu. Cezaevinde ilk duruşmasına çıkmadı daha. Bu ayın sonunda çıkacak. Bu kadar uzun tutukluluk süresi olur mu? Belediye başkanlarımız var içeride.
“Mahkemeleri Silivri’ye kaçırıyorlar”
Beyoğlu Belediye Başkanı 6 aya yakın cezaevinde. Bayrampaşa Belediye Başkanı, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı, Büyükçekmece Belediye Başkanı, Şile Belediye Başkanı aylardır cezaevindeler, daha iddianameler yazılmadı. Bunun adı yargılama mı? Bunun adı yargılama değil, peşin olarak insanları cezalandırma bu. Bu kadar uzun tutukluluk süresi olmaz. Onun için bağırıyoruz meydanlarda. Tutuklamalar, yargılamalar tutuksuz yapılmalıdır.
İki, şunu söylüyoruz. Diyoruz ki ya çok güveniyor musunuz iddianamenize? Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’na da güveniyoruz, belediye başkanlarımıza da, bürokratlarımıza da, meclis üyelerimize de güveniyoruz biz. Onlar da iddianamelerine güveniyorlarsa TRT’den canlı yayınlayalım. Siz de bütün yayın organları olarak alın linkini. Sizler de yayınlayın.
Bütün Türkiye’nin gözünün önünde bu duruşmalar yapılsın. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın, bir bakalım, bir görelim yani. Milletin vicdanında da bu yargılamalar yapılsın. Ne yapıyorlar? Şimdi mahkemeleri Silivri’ye kaçırıyorlar. Çağlayan’da görülecek dava Silivri’de.
Benim Ekrem İmamoğlu’nun gitmediğim bir tane duruşması yok. Bütün duruşmalarına gidiyorum. Onun gelmediği duruşmalara da gidiyorum mesela. Eskiden görevdeyken Büyükçekmece’de bir davası var. Ekrem Başkan mesela Beylikdüzü ihale davasının Büyükçekmece’deki duruşmalarına katılmazdı. Ben gidiyordum, takip ediyordum. Şimdi Ekrem Bey bütün duruşmalara geliyor. Bir tane hakimin değişmediği duruşma yok.
Bakın örnek. 2015 yılında Beylikdüzü’nde bir ihale yapılmış. Toplam bedeli 180 bin lira. Rakam 180 bin TL. Ortada Ekrem Bey İBB’ye başkan olana kadar ne bir soruşturma var ne bir dava var. Ekrem Bey İBB’yi kazanıyor. 2021 yılında bir soruşturma açıyorlar. Üst mahkeme diyor ki soruşturmaya yer yok. Kapatıyorlar. Ne zaman davaya dönüştürüyorlar?
Tam böyle 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin aday tartışmaları başladığında, 2022’nin sonunda, biz buna bir tane dava yapıştıralım, siyaset yasağı falan gündeme getirelim, bu aday olmasın 2023’te Ekrem İmamoğlu için. Davaya dönüştürdüler. 2,5 sene süründürdüler davayı.
Hakim en son savcıya dedi ki savcı bey mütalaayı verin yoksa biz bir sonraki duruşmada karar vereceğiz dedi. O hakimi Diyarbakır’a sürdüler. Bir tane yeni hakim geldi. Hakim savcıya dedi ki “Sayın savcı mütalaayı verir misiniz”. “Veremem” dedi. Şu gerekçelerle beraat kararı verdi Ekrem Bey’e.
Çünkü her şey apaçık ortada. 2015 yılında yapılmış bir ihale. Ortada bir kamu zararı yok, usulsüzlük yok. İki tane bilirkişi raporu var, usulsüzlük yapılmamıştır diye, ihalede fesat yoktur diye. Hakim beraat kararı verdi. O hakimi nereye sürdüler? Kahramanmaraş’a.
Peki Beylikdüzü davasının, Büyükçekmece’de görülen davanın hakiminin birini Diyarbakır’a, birini Kahramanmaraş’a sürdüler. Ahmak davasında, hakim bir yerde herhalde demiş ki ya bu ahmak davasıyla ilgili böyle şey mi olur anlamında bir şeyler konuşmuş yanlış hatırlamıyorsam. Bu hakimi nereye sürdüler biliyor musunuz? Samsun’a.
Şimdi diploma davasının hakimini nereye sürdüler? Diploma davasının hakimi mahkemeyi yönetti. Sonra ikinci mahkemede bir daha yönetti. Ekrem Bey uzun uzun konuşurken, demek ki biraz ağzının kuruduğunu falan düşündüyse dedi ki Ekrem Bey su içebilirsiniz, orada var dedi. Hatırlıyorum onu. Ya su içebilirsiniz dedi. Ekrem Bey de dedi ki “Hakim Bey biz ilk defa böyle şeyler gördük ya, bize birisi su teklif etti falan”. Bu Silivri’de falan dedi. Hakimi hop sürdüler Kahramanmaraş’a.
Şimdi İBB iddianamesinin davası 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne düştü. Heyetin başkanı yerinde duruyor, heyeti değiştirdiler. Bu yüzden diyoruz TRT’den canlı yayınlansın. Çünkü yargılama milletin vicdanında da yapılsın. Bu yüzden TRT canlı yayını çok önemsiyoruz. Ve bir nokta daha var. Çok önemli noktalardan bir tanesi. Tüm bunları yaparken bunun adı zalimlik. Ama bu kadar da zalimleşemezler dediğimiz şeyler de oldu.
Mesela?
Mesela ne oldu biliyor musunuz? Belediye başkanlarının içerisinde ailesinin herhangi bir ferdinin, arkadaşlarının içeriye alınıp bırakılmadığı yok biliyor musunuz? Mesela bir tane belediye başkanının ne eşini bıraktılar, ne baldızını bıraktılar, ne eniştesini bıraktılar, ne akrabasını, ne anasını. Beşiktaş Belediye Başkanı’nın. Beşiktaş. Yedi sülalesini sorguya aldılar.
Şimdi Ekrem İmamoğlu’nun çocuğunu ifadeye çağırdılar, oğlunu. Emniyete çağırdılar. Yetmedi adliyeye çağırdılar. Ne yaptılar biliyor musunuz? Hasan İmamoğlu’nun kırk yıl, elli yıl, altmış yıl dişiyle tırnağıyla çalışıp biriktirdiği mal varlığına tedbir koydular. Şirketlerin yönetimine TMSF’yi getirdiler. Ticari faaliyette bulunamıyor. Şirketleriyle ilgili herhangi bir adım atamıyor. Mal varlığında tamamen tedbir var.
Öyle gözleri dönmüşler ki emekli maaşına tedbir koydular. Gidip bankadan emekli maaşını çekemiyor. Biliyor musunuz? Bir kuru ekmeğe muhtaç kalsın diyor ya. Bu kadar zalimleştiler.
Siz İmamoğlu’nu en son ne zaman gördünüz?
Çok kıymetli bir yol arkadaşımız. Türkiye siyaseti açısından da çok değerli bir insan. Çok müthiş bir yönetme becerisi vardır Ekrem İmamoğlu’nun. Çok üst düzey bir yönetme becerisi vardır. Çünkü İstanbul yanı başımızdaki ülkelerden büyük bir şehir. Yani yanı başımızda komşu ülkelerimiz Bulgaristan’ın, Yunanistan’ın nüfusundan daha fazla nüfusa sahip.
Çok ciddi bir deprem sorunu, çok ciddi bir trafik sorunu, çok ciddi bir kent yoksulluğu sorunu, çok ciddi bir uyuşturucu sorunu, çok ciddi bir güvenlik sorunu olan bir kent ve Ekrem Bey 2019’dan itibaren İstanbul’da çok üst düzey çalışmalar yürüttü. Biz de uzun süredir kendisiyle yakın bir mesai yürütüyoruz.
Bizim için, Türkiye için, İstanbul için çok kıymetli ve değerlidir ama bizim için çok kıymetli, çok değerli, çok deneyimli bir yol arkadaşımız Ekrem Bey cezaevinde. İki hafta önce görüştük. Yani benim biraz sınırlı izin alabiliyorum. Bakanlık izniyle ancak görüşü yapabiliyoruz. En son iki hafta önce görüştük. Çok morali yerinde, çok dirençli, çok çalışkan. İçeride de sürekli çalışıyor.
Hem bu iddianame süreçlerini çalışıyor, hem de CHP iktidarında Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi çalışıyor. Genel Başkanımız zaten düzenli olarak Sayın Başkanımızla görüşüyorlar. Ekrem Bey çok moralli.
“Millet gerçekleri görüyor”
Teşekkür ediyoruz bu yanıt için de. Millet iradesi. Millet iradesi deyince neyi anlamalıyız? Millet iradesi mitingleri. Siz nasıl tanımlıyorsunuz mesela?
Şunu anlamamız gerekir. Millet iradesi mitingleri dediğimizde. Şimdi biz neyin mücadelesini veriyoruz? Günün sonunda iki güç arasında bir mücadele var. Bir tarafta yargıyı siyasallaştırmış bir ceberut iktidar var. O ceberut iktidar yargıyı siyasallaştırmış. Medyanın yüzde 98’ini hatta yüzde 99’unu kendi tahakkümü altına almış, yandaş medya haline getirmiş, sosyal medyada karartmalar yapıyor, gazeteciyi tutukluyor, iş dünyasına soruşturma açıyor, sendika başkanını tutukluyor, sanatçı menajerini tutukluyor, tweet atanı cezaevine gönderiyor.
Asgari ücret 28 bin lira, açlık sınırı 30 bin lira. Tarihte ilk defa açlık sınırının altında asgari ücret açıklanmasını protesto eden Kadıköy’deki CHP’li genci tutuklayıp cezaevine gönderiyor.
Şimdi bu ceberut iktidar ve emperyalist güçlerden de destek alıyor. Uluslararası konjonktür, dünyayı yöneten otoriter popülist liderler de kendisini destekliyor. Hem yargıyı siyasallaştırmış, hem medyayı tekelleştirmiş, hem bürokrasiyi kendi tahakkümü altına almış. Valilikler, kaymakamlıklar sanki bir seçim, bir siyasi partinin seçim ofisine dönüşmüş. Elinde sosyal medyada trol ordularının gücü var.
Bizim arkadaşların sosyal medya hesaplarını karartıyor. Onların elinde bunlar var. Siyasallaşmış yargı var, tahakküm altına aldığı medya var, bürokrasi var, trol orduları var. Bir de emperyalist güçlerin desteği onun arkasında. Peki bizim elimizde ne var?
Bir tane seçim otobüsü, bir iki tane televizyon kanalı, onuruyla gerçeklerin peşinde koşan gazeteciler bu tarafta. Kimler var? Bir bölüm. İki tane kırmızı mikrofon, bir tane sarı siyah mikrofon, ondan sonra üç tane televizyon kanalıydı. Bir tanesine kayyum atadılar. Şimdi ne var başka?
Bu tarafta millet var, vatandaş var. Orada bir avuç oligark var, bir avuç otokrat var. Burada da millet var. İşte millet iradesi tam olarak bu demek.
Bu zulmün başladığı günden itibaren biz İstanbul’da her çarşamba bir yerdeyiz. Dün biz Beykoz’daydık. Beykoz’da normalde biz Paşabahçe Meydanı’nda bir miting yapıyorduk. Biraz ufak bir alan orası. Arkadaşlar dedi ki ya başkanım buraya sığmayız, büyük bir yerde yapalım falan. Ya dedim yağmur yağacak, fırtına kopuyor falan. Nasıl yapacağız? Biz yaparız dedi arkadaşlar. Beykoz’da bir miting yaptık.
“CHP’yi değil halkı cezalandırıyorlar”
Ben otobüsün üzerinden kalabalığın sonunun nerede bittiğini göremiyorum. Alana sığmayan insanlar otobüsün önüne, arkasına, yan taraflarına. İstanbul’un 34 ilçesinde mitinglerimizi tamamladık. Her gittiğimiz yerde bakın Sultanbeyli’de biz bir miting yaptık. Sultanbeyli’de. Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’da en az oy aldığı yerde Sultanbeyli’de bir miting yaptık. Sultanbeyli Meydanı hınca hınç dolu.
Ne demek milli irade biliyor musunuz? Millet gerçekleri görüyor. Millet diyor ki burada sandığı sembolik hale getirip muhalefeti etkisiz hale getirmeye çalışan bir iktidar var ve bunu kime karşı yapıyor? Bunu bana karşı yapıyor diyor. Millet ne diyor biliyor musunuz? Cezalandırılan evet belediye başkanları ama aynı zamanda biziz diyor.
Çünkü benim seçme hakkıma darbe yapıyor diyor. Ben seçmişim İmamoğlu’nu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Ben seçmişim Utku Caner Çaykara’yı Avcılar Belediye Başkanı. Ben seçmişim Hasan Mutlu’yu Bayrampaşa Belediye Başkanı. O benim seçtiğime darbe yapıyor diyor yargı yoluyla. Yetmiyor yerine seçtiğine de darbe yapıyor.
Şimdi Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’yu tutukladılar. Yerine başkan vekilliği seçimi yapıldı. Gittiler bir mahkemede, siyasallaştırdıkları bir mahkemede bir karar çıkarttılar. Başkan vekilliği seçimini iptal ettiler. Belediye meclis üyelerine teklif falan, makam mevki, şu bu, korku. Bayrampaşa halkının iradesine çöktüler.
Şimdi millet bunu görüyor. Milli irade. Bundan 106-107 yıl önce bu toprakların bağımsızlık mücadelesi ne için verildi? Atatürk diyor ki CHP’nin ilk kongresi Sivas Kongresi’dir. Sivas Kongresi’nde çok önemli kararlar alındı. Emperyalist güçler Anadolu topraklarını işgal ettiğinde Sivas Kongresi’nde yurdun dört bir yanında dağınık direniş hareketleri vardı. Sivas Kongresi tek çatı altında topladı. Anadolu Rumeli ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti diye.
En kritik kararlardan bir tanesi buydu ama en kritik kararlardan bir tanesi de şuydu. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir dendi. Yani saltanattan cumhuriyete geçiş. Kademeli biçimde demokrasiye geçiş. Dolayısıyla bu toprakların bir kere 150 yıllık anayasa deneyimi var. 103 yıllık cumhuriyet deneyimi var.
1950’lerden itibaren hatta cumhuriyet ilan edilmeden önce de bu ülkede iki partili seçim yapıldı. 1950’lerden itibaren Türkiye’nin çok partili hayat deneyimi var. Önemli bir demokrasi deneyimi var. Darbeler görmüş bu ülke. 60’ta görmüş, 70’te, 80’lerde görmüş, 2000’li yıllarda görmüş. Darbeler görmüş. Buralardan dersler çıkarmış bir toplum var. Halk var, millet var.
Şimdi ne demek milli irade? Ben seçeceğim, sen benim seçtiğime yargı yoluyla darbe yapacaksın. E ben seçeceğim, darbe yapacaksın. Kimi cezalandırıyorlar? Cumhuriyet Halk Partilileri mi cezalandırıyorlar? Hayır. Biz direnmeye devam ediyoruz. Ekrem Bey 12 metrekare hücrede direniyor. Başı dimdik. Belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz, bürokratlar direniyorlar. Bizim başımız dimdik. Kim cezalandırılıyor? Yurttaş cezalandırılıyor.
Kim cezalandırılıyor biliyor musunuz? 2019’dan önce bu İstanbul’da bir tane İBB yurdu yoktu. Hatırlar mısınız? Takip ediyorsunuz siz, deneyimli bir gazetecisiniz. Çocuklar İstanbul’a geliyordu, parklarda yatıyorlardı. Siz de onların haberini yapıyordunuz. Gelmiş İstanbul’da ev tutamıyor, yurt yok, parkta yatıyordu.
2019’dan itibaren bu kentte yeni yurtlar kazandırdı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları. Şimdi Nuri Aslan devam ettiriyor. Daha biz bundan birkaç ay önce Şişli’de yurt açtık. Ondan önce Kadıköy’de yurt açtık. Öğrenci yurdu. O yurtlara giden öğrencileri cezalandırıyorlar.
İBB CHP’ye geçmeden önce İstanbul’da bir tane çocuk kreşi yoktu. Şimdi İstanbul’un her ilçesinde çok sayıda çocuk kreşi var. O kreşlere giden çocukları cezalandırıyorlar. O kreşlere çocuklarını gönderen anneleri cezalandırıyorlar.
O kreş ne demek biliyor musunuz? Çocuk orada çağdaş, bilimsel, laik bir eğitim almaya başlıyor. Ama annesi de gidiyor, bir iş yerine girip çalışıyor, evin ekonomisine katkı sağlıyor. Ve o kreşe bazı ailelerin çocukları bedava gidiyor. Bazı ailelerin çocukları düşük rakamlara, bazı ailelerin çocukları da piyasanın çok çok düşük rakamlarına gidiyor. Ne demek biliyor musunuz?
Hani diyorlar ya bu CHP, sol, sosyal demokrasi falan filan. Hep istiyorlar ki kavramsal terimler üzerinden bir solculuk, sosyal demokrasi tartışması yürütelim. E şimdi bundan daha büyük bir sosyal demokratlık, solculuk var mı?
Kimi cezalandırıyorlar mesela kimi? Emekli evlerinde 1 liraya çay içenleri cezalandırıyorlar. Milletin simit alacak parası yok. Arkadaşıyla gidip dışarıda bir kafeteryada çay içemiyor emekli. Bizim belediye başkanlarımız emekli evi açıyor. Onlar gidiyor orada 1 liraya çay içiyorlar. Hiç olmazsa sosyalleşiyorlar.
Yani tamamen belediyelerimizden hizmet alan vatandaşları cezalandırıyorlar ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş diyor ki bir dakika kardeşim bana hizmet etsin diye ben seçiyorum, sen benim seçtiğime darbe yapıyorsun. Milli irade mitingi bu yüzden diyoruz.
Aslında tüm bu süreç Ahmet Özer’le başlamıştı. Ahmet Özer özelinde Esenyurt Belediyesi, Kent Uzlaşısı çok gündem oldu. Oradaki söylem çok kıymetliydi. “Kenti Kürtlerle birlikte yöneteceğiz.” Ahmet Özer’in yerine kayyım atandı, tahliye edilmesine rağmen görevine döndürülmedi. Hukuki kısmı tam net bilmiyorum ama sonuçta seçilmiş irade kendisi. Fakat kayyım devam ediyor bir yandan. Hem kent uzlaşısını merak ediyorum, nasıl yorumluyorsunuz? Hem de bu söylemi acaba Türkiye geneline yaymak mümkün mü? Türkiye’yi Kürtlerle birlikte, bütün halklarla birlikte eşit demokratik bir şekilde yöneteceğiz" CHP’den böyle bir söz gelecek mi? Bunu duyacak mıyız?
Şimdi tabii kavram olarak kent uzlaşısı terimi, DEM Parti’nin 2019 seçimleri öncesi gündeme getirdiği ve bunun üzerine süreç yürüttüğü bir kavramdı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun Türkiye’deki ismine Türkiye İttifakı dedik. İstanbul’daki ismine İstanbul İttifakı dedik. İlçelerdeki ismine de örneğin diyelim ki Çekmeköy’ü adayımız Çekmeköy İttifakı dedi.
Şimdi bu Türkiye İttifakı ya da İstanbul İttifakı’nın içerisinde bir kere tüm siyasi partiler var. Şimdi bizim 9 meclis üyemizi tutukladılar. 9 meclis üyemiz uzun süre cezaevinde kaldı. 7'si tahliye edildi.
2'si halen cezaevinde. Neden? Sizin ve DEM Parti’nin kent uzlaşısı diye ifade ettiği, bizim Türkiye İttifakı, İstanbul İttifakı diye ifade ettiğimiz süreç kapsamında.
Ama önce şunu ifade edeyim. Cumhuriyet Halk Partisi listelerinden sadece DEM Partililer mi meclis üyesi yapıldı? Hayır.
Bakın Cumhuriyet Halk Partisi listelerinden daha önce DEM Parti’de siyaset yapmış meclis üyeleri var. Daha önce AK Parti’de siyaset yapmış meclis üyeleri de var. Daha önce Milliyetçi Hareket Partisi’nde siyaset yapmış meclis üyeleri de var. İYİ Parti’de siyaset yapmış meclis üyeleri de var. Saadet Partisi’nde siyaset yapmış meclis üyeleri de var daha önce. Farklı farklı siyasi partilerde görev yapmış isimler var. Adı Türkiye İttifakı.
Biz bir Türkiye İttifakı, bir İstanbul İttifakı kurduk. Kiminle kurduk? Bir kere seçmen tabanlarıyla kurduk. Siyasi partiler arasında görüşmeler olur mu? Olur. E Cumhur İttifakı? Daha önce vardı Millet İttifakı. E şimdi? Siyasi partiler birbiriyle görüşür, siyasi partiler birbiriyle konuşur. Seçim stratejisi üzerine konuşmalar yaparlar. Bundan daha doğal bir şey olamaz.
Burada asıl konuşulması gereken mesele şudur. Savcılık bu davalar kapsamında bir tutukluluğa sevk yazısı yazmıştı. Hatırlar mısınız? Demişti ki meclis üyeleriyle ilgili, batı illerinde yerel seçimlerde seçimi kazanamayacak olsalar bile CHP listelerinden meclis üyesi adayı gösterilerek Kürtlerin batı illerinde yerel yönetimlerde söz sahibi yapılması yoluyla diyerek devam ediyor.
Bakın ne diyor. "Batı illerinde Kürtlerin yerel yönetimlerde söz sahibi yapılması..."
Hani hep diyorlar ya bölücülük, bölücülük, bölücülük üzerinden hamaset, hamaset, hamaset falan. Anlatabiliyor muyum? Siyasi partileri kriminalize ediyorlar. İnsanları kriminalize ediyorlar.
2023 seçimlerinde bize neler yaşattılar ya. Sahte videolar yayınladılar, montaj videolar yayınladılar. Neler neler konuştular yani. Akşama kadar terör, terör, CHP terör, CHP terör. Su faturalarını teröristler toplayacak dediler, bilmem ne yapacaklar dediler. Neler yaptılar, neler söylediler. Bölücülükle suçladılar CHP’yi, başka siyasi partileri.
Asıl bölücülük nedir biliyor musunuz? Asıl bölücülük budur. Batı illerinde Kürtlerin meclis üyesi yapılmasıyla yerel yönetimlerde söz sahibi yapılmaz. Biz bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaş, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Ermenisi, Rum’u, Alevisi, Sünnisi, Roman’ı birlikte yaşamıyor muyuz? Farklılıklarımız Türkiye’nin zenginliği değil mi? Bu ülkenin bağımsızlık mücadelesini emperyalistlere karşı hep birlikte vermedik mi? Çanakkale’de birlikte mücadele etmedi mi Türkler ve Kürtler? Aleviler ve Sünniler? Anadolu’nun bağımsızlık mücadelesini emperyalist güçlere karşı birlikte vermediler mi Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Lazlar, Çerkezler...
Birlikte yaşasınlar ama birlikte yönetmesinler mi demek istediler acaba?
Kürtler sadece Türkiye’nin belli yerlerinde aday olabilirler demek istiyor bu ifade. İstanbul’da aday olamaz demek istiyor. Sonra büyük hamaset cümleleriyle kardeşlik hikayeleri anlatıyorlar. Bunun adı bölücülüktür. Asıl temel konuşulması gereken mesele budur. İşte bundan korkuyorlar.
Hani siz diyorsunuz ya bu Türkiye ölçeğinde konuşulabilir mi? Biz zaten ittifak halindeyiz Türkiye’deki 86 milyon yurttaşla. Ve biz Diyarbakır’da başka cümleler kullanıp Rize’de başka cümleler kullanmıyoruz. Kimse yanlış anlamasın. Bizim çizgilerimiz çok nettir. Sınırlarımız bellidir. Her yerde de büyük bir açıklıkla konuşuruz. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü içerisinde, Türkiye’de 86 milyon yurttaşın eşitlik, özgürlük mücadelesini veriyoruz. Eşit yurttaşlık. Ama öyle sözde eşit yurttaşlık değil, sözde çözümler değil.
İşime geldiği zaman bir çözüm meselesini Türkiye’nin gündemine getirip, işime gelmediği zaman buzdolabına kaldırmak değil. Samimi bir şekilde Türkiye’nin bütün meselelerini biz çözeriz diyoruz. Kürt sorununu da biz çözeriz. Bakın çok açık ve net olarak söylüyoruz.
Bu iktidar, bir süreç var ortada. Süreç konusunda iktidarın samimiyetine dair endişelerimiz var. Biz bu süreci Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz. Biz tarihsel süreç içerisinde Türkiye’nin Kürt sorunu, Kürt meselesi vardır diyen partiyiz. Bu konuda rapor yazan partiyiz. Tarihin her döneminde de çözüm olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni göstermiş bir partiyiz.
Türkiye’nin Kürt meselesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çözülmelidir. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi sivil topluma da açılmalıdır, toplumun bütün kesimlerine açılmalıdır. Herkesi dinlemeliyiz. Sivil toplum kuruluşlarını da, şehit ailelerinin derneklerini de. Herkesi dinlemeliyiz. Ve herkesin üzerinde mutabık kalacağı, ortak müştereklerde buluşabileceği bir çözümü gerçekleştirmeliyiz.
Biz hep samimiyiz. Dün de samimiydik, bugün de samimiyiz, yarın da samimiyiz. Bugün bir süreç var. Dolayısıyla bu manada iktidarın samimiyetsizliğine yönelik sınırlı cümleler kuracağım.
Bir önceki çözüm sürecinde ne yaptılar? Bir süreç ortaya çıkarttılar. Kapalı kapılar arkasında yürüdü bir süreç. Bir süre sonra dediler ki buzdolabına koyduk. Sonra iki bin on beş seçimleri oldu. Tek başına iktidar olmayı kaybettiler. Ne oldu sonra? 2015 iki seçim arası Türkiye’nin belli illerini savaş alanına çevirdiler. Korkunç bir dönem yaşadık. Türkiye çok ağır bedeller ödedi. Ankara Gar patlaması oldu. Suruç Katliamı oldu.
Bugün yine aynı şeyi söylüyoruz. Biz samimi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sürecin yürütülmesi gerektiğini ifade ettik. Komisyon önerisi bize aittir. Komisyon kuruldu. Belli çerçevelerde belli konuşmalar yapılıyor. Bir süreç devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi samimidir. İktidarın samimiyetine yönelik endişelerimiz var.
Amaçları ne biliyor musunuz? Amaçları tamamen siyaset mühendisliği yaparak Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir biçimiyle yalnızlaşmasını sağlamak.
Biz çok samimi bir şekilde Türkiye’nin bütün sorunlarına talibiz. Kürt sorunu bu ülkenin önemli sorunlarından bir tanesi. Bu ülkenin yoksulluk sorunu var. Bu ülkenin kadınlarının sorunları var. Gençlerin sorunları var. Çocukların sorunları var. Sokakta yaşayan canlının sorunları var. Çevre sorunları var. Ekoloji açısından çok ciddi problemler var. Çok ciddi bir güvenlik krizi var Türkiye’nin. Hem iç güvenlik krizi var hem dış güvenlik krizi var.
Tüm bunlara yönelik Cumhuriyet Halk Partisi çok önemli çalışmalar yürütüyor. Aynı zamanda Kürt sorununun çözümüne yönelik de çok samimi bir süreç içerisindeyiz.
“İstanbul Sözleşmesi CHP iktidarında yeniden yürürlüğe girecek”
Başka bir mayınlı bir konuya daha geçmek istiyorum izninizle. Uzun yıllardır DEM Parti’yi ve CHP’yi de takip eden bir gazeteci olarak ekranı açtığım zaman ya da CHP’deki mitinglere geldiğim zaman, bir gazeteci olarak biraz çok erkek bir parti görüyorum. Şunu demek istiyorum. Aslında kadınların da olduğu, kadın milletvekillerinin, kadın yöneticilerinin çok fazla olduğu CHP’de kadınların görünür olmadığı gibi bir durum var. Kadın siyasetçilerden görüş alıyorum, takip ediyorum. Ama sanki çok yansımıyor gibi. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Bu konuda karnesi iyi olan siyaset içerisindeki insanlardan bir tanesiyim. Önce onu ifade etmek isterim. Ben İstanbul’a il başkanı seçilmeden önce İstanbul’da tek bir kadın belediye başkanı yoktu. Şu anda İstanbul’un üç kadın belediye başkanı var. Kazanamadığımız yerler var, kadın adayı gösterip ama şu anda İstanbul’un üç kadın belediye başkanı var.
İkincisi, İBB Meclisi’ndeki kadın belediye meclis üyesi sayısını biz üç dört katına çıkartmış olduk. İki bin on dokuz, iki bin yirmi dört arası olan sayıyı üç dört katına çıkartmış olduk.
Çok sayıda genç belediye başkanı var. Seçildiğinde 30 yaşında olan, şimdi 32 yaşında. Mesela Utku Caner Çaykara şu anda 33-34 yaşında, Silivri’de tutsak. Tuzla’da, Silivri’de, Gaziosmanpaşa’da, İstanbul’un dört bir yanında, Kartal’da genç belediye başkanlarımız var. Kadın belediye başkanlarımız var. Genç meclis üyelerimiz var.
Tabii partinin belli kotaları var. O kotalar çerçevesinde parti meclis üyeleri seçiliyor, genel başkan yardımcıları seçiliyor. Sayın Genel Başkan bu konuda çok hassas. MYK’sında çok sayıda kadın yol arkadaşımız var. Mitinglerde de aslında kadınlar ciddi bir biçimde mitinglere katılıyorlar. Özellikle belli bir yaşın üzerinde kadınlar Cumhuriyet Halk Partisi mitinglerine yoğun ilgi gösteriyorlar. Emekliler yoğun ilgi gösteriyorlar. Gençler ilgi gösteriyorlar.
Ancak ben size bir şey anlatayım. Tabii ki tüm bunlara rağmen hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de ne yazık ki kadınlar hak ettiği temsil oranına ulaşamıyorlar. Şimdi en son dönemde Saraçhane direnişini değerlendirelim ya da daha geriye gidip Gezi’den de konuşabiliriz. Orada da benzer bir tablo vardı.
Şimdi Saraçhane direnişinde en önde kimler vardı? Bizim Cumhuriyet Halk Partililer Vatan Emniyet Müdürlüğü’nün önünde toplanmıştı. Üniversite öğrencileri Beyazıt İstanbul Üniversitesi’nin önünde toplanmışlardı. Gençler gelip barikatları devirip Saraçhane’ye geldiler.
Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri Vatan Emniyet’ten Saraçhane’ye geldiler. Sonra yüz binler Saraçhane’ye doğru gelmeye başladı. Bakın size bir şey söyleyeyim. Mücadelenin en önünde hep gençler ve kadınlar var. Ben sahada ve sokakta görüyorum. Bu konuda bir anım var benim. Bunu da böyle kapalı toplantılarda anlatıyorum.
Ancak siyasette ne yazık ki yeteri kadar temsil edilemiyorlar. Sadece siyasette değil, hayatın her alanında. Bir kere eşit işe eşit ücret meselesi var. Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi. Aynı işi yapan erkek farklı maaş alıyor. Aynı işi yapan kadın daha düşük maaş alabiliyor.
Hayatın içerisinde şiddet var, cinayetler var, kadın cinayetleri var. İstanbul Sözleşmesi bir gece yarısı iptal edildi. İstanbul Sözleşmesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin en önemli vaatlerinden bir tanesidir. İktidara geldiği ilk anda imzalayacağı meselelerden bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’dir. İstanbul Sözleşmesi’ne Türkiye mutlaka geri dönecek ve uygulanacak.
Fakat siyasetteki temsillerinin artması konusunda kadınların kendilerinin de bir mücadelesi var. Hepimize düşen görev ve sorumluluklar var bu noktada.
Hakikaten İBB iddianamesini hukukçu gözüyle okumak başka, gazeteci gözüyle bakmak başka, partili olarak bakmak başka…İddianameye dair de son olarak ne söylemek istersiniz?
Bir kez daha tekrar ediyorum en önemli noktaları. İddianame kanıtlardan değil, gizli tanık ifadelerinden ve iftiracı ifadelerinden oluşuyor.
İddianamenin amacı en güçlü cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını engellemek, CHP’yi kapatmak, sandığı sembolik hale getirmek.
Dolayısıyla bu iddianame Cumhuriyet Halk Partisi’nde seçim kazanmanın suç sayıldığı bir iddianamedir. Siyaset kalemiyle yazılmış bir iddianamedir.
Yargılama süreçleri başlıyor. Beşiktaş başta olmak üzere bir bölüm belediyenin duruşmaları başlıyor.
Mart ayında Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun ve belediye bürokratlarının yargılanacağı duruşma süreçleri başlıyor.
Biz Silivri’de bu duruşma süreçlerini çok dikkatli bir biçimde takip eedeceğiz.
Buradan sizin aracılığınızla şunu söyleyeyim. Uzun tutukluluk sürelerinin bir an önce sona ermesi lazım. Yargılamaların tutuksuz yapılması lazım. Yargılamaların TRT’den canlı yayınlanması lazım. Yazılmayan iddianamelerin bir an önce yazılması lazım.
Çağrım şudur. TRT’den canlı yayınlansın diye güçlü bir talep içerisindeyiz.
Yayınlanmaması durumunda yurttaşlarımız lütfen Silivri’de yapılacak duruşmalara gelsinler. Yeni bir adliye demeyelim adına, bir duruşma salonu inşa etme çabası içerisindeler. Yurttaşlarımız bu davaları orada takip etsinler ve bizim haklılığımızı orada görsünler istiyorum.
Size de sormadan geçmek istemedim. Yanıt vermek zorunda değilsiniz. Hayatta bir mottonuz var mı? Sizin için olmazsa olmaz dediğiniz bir kavram gibi düşünebilirsiniz.
Adım Özgür. Adım Özgür olduğu için tabii ki benim mottom özgürlük. Hayatın her alanında herkes için özgürlük.
Zaten bütün çabamız da özgürlük ve adalet mücadelesi. Çünkü çok sık ifade ederim. Adaletin, özgürlüğün olmadığı yerde demokrasi olmaz. Demokrasinin olmadığı yerde ekonomik refah olmaz. Ekonomik refahın olmadığı yerde barış olmaz. Barışın olmadığı yerde huzur olmaz. Huzurun olmadığı yerde de yaşam olmaz.
Dolayısıyla bunlar bir zincirin halkası gibi birbirine bağlı meselelerdir. Bu yönüyle bütün mücadelemiz budur.Ama hani adım Özgür, mottom özgürlük. Ne ile kendinizi ifade ederseniz derseniz, mücadele. Asla vazgeçmeyiz mücadeleden.
(EMK)






