Küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler, yalnızca güvenlik politikalarını değil, iklim değişikliğiyle mücadeleyi de doğrudan etkiliyor.
3 Ocak’ta Venezuela’ya askeri bir operasyon düzenleyerek Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini yargılanmak üzere New York’a getiren ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’yı ve ülkenin petrol rezervlerini yönetme isteğini açıkça dile getiriyor. Trump, Danimarka’ya bağlı özerk bir ada olan Grönland’ı ilhak etme fikrini de giderek daha sık gündeme taşıyor.
Belirsizliğin ve kuralsızlığın giderek arttığı bu jeopolitik ortamda, askeri harcamalar da yükselişte. Trump’ın ısrarlı taleplerinden bir diğeri de, NATO üyesi ülkelerin gayri safi yurt içi hasılalarının yüzde beşini savunma bütçelerine ayırmaları. Oysa savunma harcamalarındaki bu artış, büyük ölçüde fosil yakıta dayalı bir sektör olan askeriyenin emisyonlarını da yükseltecek.
Savaşların ve askeri faaliyetlerin iklim üzerindeki etkileri bugüne dek büyük ölçüde göz ardı edildi. Küresel askeri emisyonlar şeffaflıkla raporlanmıyor; ancak yapılan çalışmalar, orduların küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 5.5’inden sorumlu olduğuna işaret ediyor.
Savaşın Sera Gazı Muhasebesi Girişimi (IGGAW) Başyazarı Lennard de Klerk de bu nedenle askeri emisyonları, ‘‘karbon muhasebesinde bir kör nokta’’ olarak tanımlıyor.
IGGAW’ın Ukrayna Savaşı üzerine yürüttüğü çalışmalar, çatışma emisyonlarını ilk kez sayısal olarak ortaya koydu. Hesaplamalara göre savaşın ilk üç yılında ortaya çıkan emisyonlar, 237 milyon ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu miktar, örneğin İspanya’nın bir yıllık toplam emisyonlarına yakın. Benzer bir tablo, yüzölçümü çok daha küçük olmasına rağmen neredeyse yüzde 80’i yok edilen ve özellikle yeniden inşa emisyonları son derece yüksek hesaplanan Gazze için de geçerli. Çatışmalardan kaynaklanan emisyonların tüm dünyayı etkilediğini vurgulayan De Klerk, ‘‘Savaşın iklim üzerindeki etkileri sınır tanımıyor,’’ diyor.
Savaşın Sera Gazı Muhasebesi Girişimi (IGGAW) Başyazarı Lennard De Klerk’in konuyla ilgili değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:
Çatışma emisyonları ilk kez Ukrayna’da hesaplandı
Askeriyelerin emisyonundan söz ederken aslında iki farklı emisyon türünden söz ediyoruz. İlki, çatışma kaynaklı emisyonlar. Bunlar silahlı bir çatışmanın yol açtığı emisyonlardır. Bu kapsama, savaşın bizzat kendisinden — yani askeri çatışmalardan — kaynaklanan emisyonlar girdiği gibi; orman yangınları, mülteci hareketleri gibi çatışmayla bağlantılı tüm süreçler de dahildir. Ukrayna’daki büyük ölçekli askeri çatışmaya dair yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde ilk kez bir savaşın yol açtığı emisyonları sayısal olarak ortaya koyabiliyoruz.
İkinci tür ise askeri emisyonlar. Bu, orduların kendilerinden ve askeri sanayiden kaynaklanan emisyonlardır. Bu emisyonlar yalnızca savaş dönemlerinde değil barış zamanlarında da ortaya çıkar. Hiç değilse çoğu zaman barış hâlinde olan Avrupa açısından böyle. Nitekim ordular tatbikat yaptığında, gözetleme faaliyetleri gibi rutin operasyonları gerçekleştirdiğinde de emisyon üretirler.
Askeri emisyonların gerçekten karbon muhasebesinde bir kör nokta olduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerinden biri, orduların doğası gereği gizliliğe önem veren yapılar olması ve veri paylaşmaya istekli olmamaları. Diğer bir neden ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında askeri emisyonlara tanınan bazı muafiyetler.
Savaşın iklim etkileri sınır tanımıyor
Yaklaşık 20–25 yıl önce Ukrayna’da yaşamıştım. Savaş başladığında ise Macaristan’da, Ukrayna sınırına yakın bir bölgede yaşıyordum. O dönem Avrupa’ya doğru yola çıkan çok sayıda Ukraynalı mülteciyi ağırladık. Bu sırada kendime, Ukrayna’ya başka nasıl yardımcı olabileceğimi, savaşın yol açtığı zararı nasıl daha görünür kılabileceğimi sordum. Uzmanlık alanım iklim değişikliği ve karbon hesaplaması olduğu için, savaşın iklim üzerindeki etkisini inceleyebileceğimi düşündüm.
Elbette savaşın en büyük etkisi Ukrayna’nın kendisi üzerinde: Ukrayna halkı, Ukrayna’nın altyapısı, çevresi üzerinde. Ancak meselenin iklim boyutuna baktığımız zaman, bu artık yalnızca Ukrayna’nın sorunu olmaktan çıkıyor ve hepimizi etkileyen bir sorun haline geliyor. Çatışmadan kaynaklanan emisyonlar, dünyadaki herkesi etkiliyor. Anlatmak istediğimiz de buydu: Savaşın iklim üzerindeki etkileri, sınır tanımıyor.
Gazze’de yeniden inşa, en büyük emisyon kaynağı olacak
Gazze’deki savaşın Ukrayna ile benzerlikleri ve farklılıkları var. En önemli fark, Gazze’deki çatışmanın son derece asimetrik olması. Bir yanda yüksek teknolojili, oldukça mekanik, uçaklar ve tanklar kullanan İsrail ordusu; diğer yanda ise düşük teknolojili savaş yürüten Hamas var. Bu nedenle fosil yakıt kullanımı büyük ölçüde İsrail tarafında yoğunlaşıyor.
Ayrıca Gazze’deki nüfus yoğunluğu nedeniyle peyzaj yangınları da Ukrayna’ya göre yok denecek kadar az. Fakat Ukrayna’ya benzer, hatta daha da yüksek olan emisyonlar, yeniden inşa emisyonları.
Gazze, alan olarak Ukrayna’dan çok daha küçük olsa da, burada yaşanan yıkım çok daha büyük. Gazze’nin yaklaşık yüzde 80’i yok edilmiş durumda. Dolayısıyla yeniden inşa emisyonları da Ukrayna’dan çok daha yüksek olacak.
Tanklar, savaş uçakları, gemiler çok fazla fosil yakıt tüketiyor
Askeri teknolojilerde karbon yoğunluğunu azaltmaya yönelik bazı pilot projeler var. Bazı faaliyetlerde elektrikli araçların kullanılması, kışlaların ve askeri binaların enerji verimliliğinin artırılması gibi adımlar atılıyor. Ancak bunlar sorunun ölçeğiyle karşılaştırıldığında yeterli değil.
Aslında bu sektör son derece enerji yoğun. Tanklar, savaş uçakları ve gemiler büyük miktarda fosil yakıt tüketiyor ve bu alanlarda emisyonları azaltmak çok zor. Bu durum, sivil havacılıkla karşılaştırılabilir: Uçaklar hâlâ tamamen fosil yakıta bağımlı ve emisyonları ciddi ölçekte azaltacak teknolojiler henüz yaygınlaşmadı. Ordular ise bu konuda düşünmeye henüz yeni başladı ve önlerinde uzun bir yol var.
İklim Masası, iklim kriziyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarından oluşur.
(TY)

