“Ailem Güvende” adı altında LGBTİ+’lara ve LGBTİ+ hak savunucularına yönelik yürütülen operasyonlar kapsamında tutuklananların tutukluluk hali devam ederken, beş şehire yayılan soruşturmalardan yalnızca birinde iddianame hazırlanmış durumda. Tutukluluğa yapılan itirazlar reddedilirken cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişim, barınma koşulları ve trans mahpuslara yönelik uygulamalar nedeniyle hak ihlalleri yaşandığı bildiriliyor.
17 Mayıs Derneği avukatı İdil Arslanbaş, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası'ndaki soruşturmaların geldiği aşamayı, iddianamelerdeki gecikmeleri, gözaltı ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ve LGBTİ+ örgütlenmesine yönelik suçlamaları bianet'e anlattı.
Beş kentte en az 80 kişi tutuklu
Arslanbaş'ın aktardığı güncel bilgilere göre, farklı kentlerde yürütülen soruşturmalarda en az 80 kişinin tutukluluğu sürüyor.
İstanbul: 9’u aktivist olmak üzere 20 kişi tutuklu. Tutukluluğa yapılan itirazlar reddedildi. Henüz ifadesi alınmayan kişilerin beklenmesi nedeniyle iddianamenin gecikebileceği belirtiliyor.
Ankara: Kaos GL'nin organlarında görev alan 7 kişi ile gazeteci Tuğba Tekerek’in de aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklu. Ayrıca 5 trans kadının tutuklu bulunduğu ayrı bir dosyada iddianame hazırlandı. İlk duruşma 12 Kasım'da görülecek.
İzmir: 18 trans kadın tutuklu. İtiraz sürecinde bir kişi serbest bırakıldı.
Mersin: 1 kişi tutukluluğa itiraz, 4 kişi tutukluluk incelemesi aşamasında tahliye edildi. 23 trans kadın tutuklu.
Kuşadası: 4 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Serbest bırakılan 1 kişi başka bir dosya kapsamında tutuklandığı için toplam sayı 5.
Arslanbaş, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası'ndaki soruşturmalarda iddianamelerin ne zaman hazırlanacağının belirsiz olduğunu söyledi.

Selin Berghan: Çocuk haklarını en iyi bilenlerden biri LGBTİ+ hareketidir
“Delil toplama aşaması tutuklamadan sonraya bırakıldı”
İddianamelerin gecikmesini değerlendiren Arslanbaş, soruşturmaların yeterli delil toplanmadan, operasyon mantığıyla yürütüldüğünü savundu.
Bu dosyalar yeterli derinlikte soruşturmalar üzerine tutuklama yapılan dosyalar değil. Çok hızlı bir şekilde, operasyon mantığıyla yapılan dosyalar ve bu nedenle delil toplama aşaması tutuklamadan sonraya bırakılmış durumda. Aslında öncelikle kişilerin hedef seçildiği, ardından suç bulunmaya çalışıldığı ve ardından delil bulunmaya çalışıldığı bir durum var. Dolayısıyla ortada somut bir delil yok. Hatta somut delil olmadığı için elde edilen bilgilerin bir kısmının yargı makamları aracılığıyla sosyal medyada yaygınlaştırıldığına dair düşüncelerimiz var.
Tutukluluğun sürdürülmesini doğrudan bir cezalandırma yöntemi olarak değerlendiren Arslanbaş, şöyle devam etti:
“İddianamelerin gecikmesi ve tutukluluğun devamı, bütün bu süreçte tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan ziyade doğrudan bir cezalandırma biçimi olarak uygulandığını bize gösteriyor.Dolayısıyla aslında arkadaşlarımız iktidar tarafından beğenilmedikleri için rehin alındı. Arka planda bunun hukuki altyapısı oluşturuldu ve biz buna dair mücadele ediyoruz.”
Gözaltında avukat kısıtlaması, cezaevinde ayrımcı uygulamalar
Arslanbaş, operasyonların ilk günlerinden itibaren çok sayıda hak ihlali yaşandığını anlattı.
Kişilerin gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alındığını, telefon ve bilgisayarlarına el konulduğunu, bazılarının elleri arkadan birleştirilerek ve görüntüleri alınarak polis araçlarına bindirildiğini söyledi.
Gözaltında kötü nezarethane koşulları ve avukat görüşmelerine getirilen kısıtlamaların ardından cezaevlerinde de ayrımcı uygulamaların sürdüğünü belirtti.
Arslanbaş'ın aktardığına göre, resmi kayıtlarda cinsiyet hanesi erkek olarak görünen LGBTİ+lar damgalayıcı şekilde bulaşıcı hastalık testine götürüldü ve sonuçlar çıkana kadar hücrelerde tutuldu. Mahkeme kararları ve sağlık raporlarına rağmen trans mahpusların yerleştirilmesine ilişkin işlemler uzun süre sonuçlandırılmadı. Cezaevleri arasında nakiller, çıplak muayene uygulaması ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan gecikmeler de aktardığı ihlaller arasında yer aldı.
“Haftalarca her gün revire gitmek için dilekçe yazdılar”
Cezaevlerinde içme suyuna ancak ücret karşılığında ulaşılabildiğini, dışarıdan ilaç verilemediğini söyleyen Arslanbaş, bazı mahpusların revire çıkabilmek için haftalar boyunca her gün dilekçe yazmak zorunda kaldığını anlattı.
Reçete edilen ilaçların dozlarındaki hataların düzeltilmesinin geciktiğini, bazı mahpusların halen gözlüklerine ulaşamadığını belirtti.
Arslanbaş, 24 kişilik koğuşlarda 40, iki kişilik odalarda dört kişinin kaldığı örnekler bulunduğunu; hastaneye sevk edilen mahpusların bütün günü hastane nezarethanesinde geçirebildiğini ve kıyafetlere keyfi kısıtlamalar getirildiğini söyledi.
Hak ihlallerine karşı yapılacak başvurularda misilleme riskini de gözetmek zorunda olduklarını vurguladı:
“Bunlara dair yapılacak başvurularda misilleme riskini de gözetmemiz gerekiyor. Yapılacak başvuruların arkadaşlarımızın durumunu daha da olumsuz etkilememesi adına.”

Yıldız Tar: LGBTİ+’lara sahip çıkmak insanlığımıza, vicdanımıza sahip çıkmaktır
“LGBTİ+ varoluşu suçmuş gibi davranılıyor”
Soruşturmalardaki suçlamaları değerlendiren Arslanbaş, LGBTİ+ görünürlüğünün müstehcenlik kapsamında, yasal olarak faaliyet gösteren derneklerin çalışmalarının ise suç olarak ele alındığını savundu.
LGBTİ+ görünürlüğünün kendisinin bir müstehcenlik suçu oluşturduğu, bunun çocuğun görebileceği yerde müstehcen içerik paylaşmak olarak değerlendirildiği; örgütlenme özgürlüğü kapsamında kurulan ve sürekli denetimlerden geçen derneklerin rutin faaliyetlerinin bu suçun örgütlenmesi olarak görüldüğü, tamamı İçişleri Bakanlığı'na bildirilen gelir ve giderlerin bu suçun finansmanı olduğu gibi tuhaf bir kurguyla karşı karşıyayız aslında.
Çünkü herhangi bir kanun değişikliği de olmadı bu konuda. Buna rağmen Savcılıklar LGBTİ+ teşviki diye bir şey varmış ve bu suç olarak kabul edilmiş gibi davranıyor.
LGBTİ+ varoluşuna ve görünürlüğüne dair herhangi bir faaliyet, çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceği iddiasıyla müstehcenlik suçu oluşturuyormuş gibi davranıldı bir geceden itibaren. Doğrudan aslında LGBTİ+ varoluş hedef alındı.
Operasyonların LGBTİ+’ların örgütlenme özgürlüğünü hedef aldığını belirten Arslanbaş, erişim engelleri ve derneklere yönelik adli ve idari işlemlere dikkat çekti:
“LGBTİ+’ların varoluşu aynı zamanda bir araya gelebilmeleri, seslerini çıkarabilmeleri, örgütlenebilmeleriyle mümkün oldu.
Bunların tamamının engellenmek istendiği bir süreçteyiz. Hem erişim engelleriyle, hem bu alanda çalışan insanların özgürlüklerinden alıkonulmasıyla, hem bu alanda çalışan derneklere yönelik adli ve idari işlemlerle.”
“İleride alacağımız ihlal kararları bugünkü tutukluluğu değiştirmiyor”
Arslanbaş, Türkiye'de ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile ayrımcılık yasağı alanlarında yaşanan sorunlar nedeniyle yargısal süreçlerden beklentilerinin düşük olduğunu söyledi.
Hukuki mücadelenin yanı sıra toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti:
“İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı gibi konular LGBTİ+’lar dışında da ülkemizde çok vahim ve giderek daha da vahimleşen bir hale geldiği için hukuki olarak beklentimizin yüksek olmadığı söylenebilir. En nihayetinde bunlar siyasi operasyonlar. Toplum ve toplumsal muhalefet bunlara ne kadar karşı çıkarsa, sesimizi ne kadar yükseltirsek ancak o şekilde sonuç alabileceğiz. Yoksa şu ana kadarki süreç hukuk ya da kanun temelinde işlemediği için ileride bu sürece dair alacağımız ihlal kararları şu an arkadaşlarımızın hâlâ özgürlüklerinden alıkonulmuş olmaları durumunu değiştirmiyor.”
(NÖ)














