Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Temmuz-Aralık 2025 tarihleri arasındaki "Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu"nu İstanbul Beyoğlu’nda bulunan dernek binalarında basın toplantısıyla duyurdu.

İHD, Halep'teki saldırılara karşı nöbet eylemi başlattı
Dernek, aylık olarak ziyaret ettikleri Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı, Edirne Kadın Kapalı, Çorlu Yüksek Güvenlikli Kapalı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı, Marmara 5 Nolu L Tipi Kapalı, Marmara Kapalı, Bakırköy Kadın Kapalı, Metris R Tipi Kapalı, Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı, Ümraniye T Tipi Kapalı, Gebze Kadın Kapalı, Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı, Düzce T Tipi Kapalı, Sakarya 2 Nolu L Tipi Kapalı ve Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini raporlaştırdıklarını söyledi.
"İhlaller azalmadı, arttı"
Toplantıda konuşan ÖHD üyesi Şeyma Önal, mahpusların kış aylarında ısınma sorunu yaşadıkları ve cezaevlerindeki etkinliklere katılmalarının engellendiğini ifade etti:
"Hastaneye sevk sorunlarının olduğu, çıplak aramaların sürdüğünü, kitaba erişimin sınırlı olduğu, yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutsakların tek kişilik hücrelerde kaldığı, tutsakların tahliyelerinin engellendiği ve infazlarının yakıldığı, Kürtçe yayınlara izin verilmiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin devam ederken Meclis’te kurulan komisyonun bir beklenti’ yarattı ancak görevini yeterli düzeyde yerine getiremedi. 27 Şubat itibariyle başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirme yapılırken, hapishanelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir yılı aşkındır bir süreç yürütülmesine karşın maalesef hapishanelerde süregelen hak ihlallerinin azalmadığı görülmektedir. Oysaki hapishaneler geçmişle hesaplaşmanın en somut ve simgesel alanlarıdır. Dolayısıyla hak ihlallerinin devam ediyor olması yalnızca mahpusları değil; tüm toplumu ve barış umudunu olumsuz etkilemektedir."
"ATK'ler tek otorite"
Hapishane yönetmeliklerinde ulusal ve uluslararası hukuka uyulmadığını belirten Şeyma Önal, şunları söyledi:
"Hasta mahpuslara ilişkin mevzuatta hiçbir değişiklik yapılmaması, hasta mahpusların cezasının tehirine ilişkin süreçte ayrımcılık yapılması, hasta mahpusların uygun ve yeterli tedavi olanaklarına sahip olmaması, tedavi süreçlerinin ayrı bir cezaya dönüşmesi, idarenin ve Bakanlıkların sorumluluklarını yok sayamayacağı bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Maalesef son yargı paketiyle birlikte yapılması umut edilen değişiklikler yapılmamış ve hasta mahpuslar gibi İnsan hakları açısından son derece önem arz eden bir hususta bile siyasi mahpuslar kapsam dışı bırakılarak süregelen ayrımcı infaz sistemi mevcudiyetini korumuştur. Bir an önce hasta mahpusların tedaviye erişimlerinin önündeki engeller kaldırılmalı, ağır hasta mahpusların infaz erteleme talepleri kabul edilerek, derhal tahliye edilmelidir. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) tek otorite olması uygulamasına son verilmeli, bilimsel ve tarafsız kurulların görüşleri esas alınmalıdır."
"İGK kararları somut değil"
Şeyma Önal, koşullu salıverilme tarihi gelen mahpusların "soyut ve delillere dayanmayan nedenler" ile "sübjektif" görüşlerin dayanak yapıldığı İdare ve Gözlem Kurulu kararları ile tahliyelerin engellendiğine dikkat çekti:
"Bir kişi hapishaneye girdiği andan itibaren onun hangi koğuşta ya da hücrede kimlerle kalacağına, kimlerle spor/sohbet gibi etkinliklere çıkacağına hapishane idareleri karar vermektedir. Mevzuat kapsamında idarenin belirlediği bu hususlar yine idare tarafından iyi halli olmama gerekçesi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsız koğuş, pişmanlık gibi dayatmalar, mahpusun su/elektrik tasarrufu yapmadığı, daha önce disiplin cezası aldığı, hapishane kütüphanesinden yeterli sayıda kitap okumadığı, göndermek istediği mektuplar hakkında sakıncalı mektup kararı verildiği, infaz koruma memurlarına daha fazla kolaylık sağlamadığı, personelle mesafeli olduğu gibi gerekçeler idare ve gözlem kurulu kararlarında çok sık karşılaşılan gerekçelerdendir.
"74 mahpusun tahliyesi engellendi"
"Marmara Bölgesi Hapishanelerinde koşullu salıverilme süreleri dolmuş, tahliye edilmesi gereken birçok mahpus, infazlarının yakılmış olması sebebiyle veya İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla tahliye edilmeyerek özgürlüklerinden alıkonulmaktadır. Edirne F Tipi Hapishanesinde 1, Karatepe(Çorlu) Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde 2, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde 7, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde 9, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde 15, Kocaeli 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde 3, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde 2, Marmara Kapalı(9 nolu) Hapishanesinde 1, Düzce T Tipi Hapishanesinde 3, Maltepe 2 Nolu L Tipi Hapishanesinde 6 ve Bolu F Tipi Hapishanesinde 25 olmak üzere toplam 74 mahpusun şartlı tahliyesi engellenmiştir."
"Koşulların yaratılması mümkün"
Barış ve demokratik toplum sürecini işaret eden Önal, son olarak şu çağrıyı yaptı:
"Sayın Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıda belirttiği ‘demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması’ konusundaki sözleri ile ısrarlı ve kararlı çözüm iradesini ortaya koymaktadır. Sayın Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit uygulaması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil; Türkiye’nin demokratik geleceği ve barış süreci açısından da ciddi bir engel oluşturmaktadır. Bu çağrının karşılık bulabilmesi, İmralı tecrit sisteminin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşulların yaratılmasıyla mümkündür” ifadelerini kullandı.
"Süreç bağlamında kamuoyunun gündeminde olan ve yargı alanında “reform” adı altında sunulan 10’uncu Yargı Paketi Kanun Teklifi 4 Haziran 2025 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiğini ve paketin yetersiz olduğunu söyleyen Şeyma Önal, barışın konuşulduğu mevcut süreçte siyasi tutsakların paketin dışında bırakıldığını ifade etti. Şeyma Önal, “Sonuç olarak, Türkiye’de barışçıl çözüm yollarının önünü açmak, toplumun tüm kesimlerinin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamasını sağlamak ve hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etmek için, başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform süreci başlatılmalıdır. Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Devlet, Anayasa ve kanunlarda kendisine yüklenen yükümlülüklerini ve sorumluluklarını yerine getirmeli, mahpuslara yönelik uygulanan başta tecrit olmak üzere tüm hak ihlallerine son vermelidir."
(AB)

