Yunanistan çıkışlı müzik grubu No Clear Mind, 25-28 Şubat tarihlerinde İzmir, Ankara ve İstanbul’da sahne almak üzere bir kez daha Türkiye’ye geliyor. Biz de konserler öncesinde grubun gitaristi Lefteris Volanis ile bir araya gelerek müziğin yaşamı bir yük olmaktan çıkaran o “iyileştirici” ve “taşıyıcı” gücünü, Atina’nın soylulaşan sokaklarında bağımsız müzik üretmenin zorluklarını, sahnedeki yeniden yorumlama tutkularını ve Türkiye’deki dinleyiciyle aralarında oluşan güçlü bağı konuştuk.
Müziğiniz çoğu zaman sözden çok atmosfer, yoğunluk ve katmanlar üzerinden ilerliyor. No Clear Mind’ın müzikal dilini kurarken hangi duygular, deneyimler ya da iç gerilimler belirleyici oluyor?
Bence bilinçaltında müziğimiz hep kendini iyileştirmeyle ilgiliydi, sonuca varmaya değil sürece daha çok odaklanan bir şeydi. Diğer sanatçılar çoğu zaman, her şey etraflarında olup biterken, çevrelerini ve duygularını müziklerine yansıtırken biz yalnızlığı, ütopyayı ve dinginliği aramaya meyilliyiz, müziğimizin bir tanıklık olmaktan ziyade bir taşıyıcı gibi işlemesini istiyoruz.
Post-rock ve ambient gibi türler sıklıkla “içe dönüş” ya da “kaçış” müziği olarak tanımlanıyor. Siz kendi müziğinizi bu çerçevede mi düşünüyorsunuz, yoksa yaşadığınız zamana ve gerçekliğe temas eden başka bir ifade biçimi olarak mı?
Çoğunlukla ikincisine daha yakın olduğumuzu söyleyebilirim. Örneğin Covid zamanı müziğimizi çok daha yavaş, ağır ve karanlık bir ruh hâliyle çalma ihtiyacı duyduğumuz dönem buna iyi bir örnek. Ama aynı zamanda müziğimizde her zaman bir içe dönüş ve kaçış alanı da var; en azından dinleyicilerin çoğu bunu böyle duyumsuyor gibi görünüyor.
Bestelerinizde müzik çoğu zaman acele etmeyen, zaman içinde açılan bir yapı izliyor. Bu yaklaşım, dinleyiciyle kurmak istediğiniz ilişkiyle nasıl bağlantılı?
Dinleyiciyle müzikal form veya yapı üzerinden bir bağ kurmaya dair bilinçli bir kararımız yok. Yine de tarif ettiğiniz bu akış, aslında grup üyeleri arasındaki sanatsal ilişkiyi yansıtıyor: Birbirimizin müzikal üretimini asla cepte görmüyoruz ve şu ya da bu yöne doğru agresif bir biçimde ilerlemiyoruz. Bu hâl, grubun dinleyiciyle kurduğu ilişkiye de yansıyor olabilir.
No Clear Mind, Yunanistan’da kriz, belirsizlik ve güvencesizlik duygularının yoğun olduğu bir dönemde ortaya çıktı. Bu toplumsal arka planın müziğinizde bıraktığı izleri nasıl tarif edersiniz?
Bu izler hem şarkı sözlerinin birçoğunda daha belirgin bir şekilde hem de müzikte görülebiliyor; ancak müzikteki yansıma daha farklı ve o kadar doğrudan değil. Bir anlamda müzikal ruh hâllerinde ve formlarda iyileştirici bir taraf var; bu da aslında biraz önceki soruyla bağlantılı. Bu, bir müzisyen olarak elinden gelenin en iyisini yapıp yaşamı olabildiğince ağır bir yük olmaktan çıkarmaya çalışmakla ve bahsettiğiniz koşullar içinde yaşamı yine de ifade edebilmekle ilgili.
Müziğinizde bu deneyimler çoğu zaman doğrudan politik ifadelerden çok bir ruh hâli olarak hissediliyor. Bu duygusal dili bilinçli olarak mı tercih ediyorsunuz, yoksa bu dil kendiliğinden mi oluştu?
Bu tamamen organik bir süreç ve kökeni aslında şarkılarımızın nasıl deneyimlenmesini amaçladığımızla ilgili. Müziği, doğrudan ve keskin fikirlerin aktarıldığı bir araçtan ziyade, çevremizde olup bitenlerin ışığında şekillenen kişisel ve duygusal bir ifade olarak görüyoruz.
Canlı performanslarınızda stüdyo kayıtlarından farklı bir yoğunluk ve doğrudanlık hissi var. Sahneyi bir “yeniden yorumlama” alanı gibi mi görüyorsunuz, yoksa parçaların özünü en çıplak hâliyle kurduğunuz yer mi? Konserde özellikle “değiştirmeyi” sevdiğiniz şeyler neler?
Müziğimizi yeniden yorumlamayı hep sevdik. Bir parçayı, üzerinde biraz oynamadan iki kez aynı şekilde çalmamız pek rastlanan bir durum değil. Sağlam bir temel kuruyor ve etrafında doğaçlama yapabileceğimiz bir alan yaratıyoruz. Stüdyo çalışması ise daha çok zamanın geçişine direnecek yanılsamalar yaratmakla ilgiliydi; kayıtlar sabit kalsa da insanlar kaçınılmaz olarak değişiyor ve 20 yıllık müzikal serüvenimizde her şeyi hâlâ aynı şekilde çalmamızın hiçbir anlamı olmazdı. Bir şarkının kaydına yaklaşmak, özellikle turne yapan bir grubun sürdürülebilirliği gibi kısıtlarla karşılaştığınızda her zaman kolay olmuyor. Ama o an gerçekten yaşandığında ve dört kişi bir şarkının özünü damıtabildiğinde, bu insanı bambaşka bir yerden çarpıyor.
Bugün Yunanistan’daki alternatif ve bağımsız müzik sahnesine baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz? Dayanışma ve birlikte üretme hâlâ belirleyici mi, yoksa şartlar daha mı zorlaştı?
Atina kültürü; kolay paranın, turizmin ve Airbnb’nin o tatsız tuzsuz dünyasına giderek teslim oldu. Bunun yansıması, bir zamanlar pek çok sanatçıya üretim alanı sunan bağımsız müzik mekânlarının yokluğunda, en basit hâliyle karşımıza çıkıyor. Bu mekânların yerini sıkıcı, tek tip kafeler ve fırınlar aldı. Yine de topluluk güçlü ve dayanışma içinde; müzisyenler, dinleyiciyle bağ kurma biçimlerini adeta yeniden icat ediyor. Grupların ve sanatçıların daha fazla ortak üretim yaptığına, etkinlikleri beraber örgütlediğine tanık oluyoruz; bağımsız festivallerin sayısı ve popülerliği de arttı. Ancak tüm bunlar, asıl ihtiyaç duyulan o sahnenin serpilebileceği bağımsız mekânların eksikliğini gidermeye yetmiyor.
Günümüzde müzik üretimi giderek daha fazla dijital platformlara, algoritmalara ve görünürlük baskısına bağımlı hâle geliyor. No Clear Mind bu koşullarda üretimini ve dinleyiciyle temasını nasıl sürdürüyor? “Görünürlük” baskısı müzikal kararlarınıza hiç sızıyor mu?
Hayır, bu tür bir düşünce yapısından tamamen uzaklaştık; acele etmiyoruz, sabırsızlığa kapılmıyoruz ya da odağımızı merkezimizden dışarı kaydırmıyoruz. Bundan sonra her ne yaşanacaksa organik olmalı; abartılı ilgiden, dış koşulların zorlamasından ve “trendler”den arınmış bir şekilde gerçekleşmeli. Hepimizin kişisel projeler yürütmesinin sebebi de bu; grup olarak ihtiyaç duyduğumuz o ortam oluşmadığında kendimizi bireysel olarak anlatmaya devam ediyoruz. Geçmişteki farklı bir yaklaşım üzerimizde gereksiz bir stres yarattı ve sınırlarımızı kopma noktasına kadar zorladı; bu hatayı tekrarlamayacağız. Bir albüm daha yayımlamasak bile bunu, aramızda kötü bir enerji yaratmaya tercih ederiz; bu hâlimizden gayet memnunuz.
Turne yapmak ve farklı şehirlerde/ülkelerde çalmak size ne öğretiyor? Dilin ve bağlamın değiştiği yerlerde, sözden çok atmosfere yaslanan bir müzikle dinleyiciyle bağ kurmayı nasıl deneyimliyorsunuz?
Yurt dışında sahne almak çok tazeleyici; asıl mesele, farklı yerlerin ve kültürlerin hem düşünme biçimimize hem de kendimizi ne kadar “güncel” hissettiğimize dair sunduğu o bakış açısı değişimi. Önceki sorunuzla da bağlantılı olarak; farklı yerler kendi kültürel döngülerini takip ederken, insan bir noktada gündemi yakalamak adına “trendler”in peşine düşme cazibesine kapılabiliyor. Bunun organik bir süreç olmadığını zamanla öğrendik. Biz kendi tarzımızla evrilmek istiyoruz; yeni dinleyici kitlelerine açılmak da kendimizi çok yaratıcı yollarla yeniden tanıtabilmemize imkân sağlıyor.
Türkiye’deki dinleyiciyle daha önce de bir araya geldiniz; bu kez İzmir, Ankara ve İstanbul’da konserleriniz olacak. Türkiye’deki dinleyiciyle kurduğunuz bağ sizce nasıl şekilleniyor? Ortak bir duygudaşlık mı sizi tekrar Türkiye’ye getiriyor?
Kesinlikle; Türkiye’deki insanlarla daha en başından beri kurduğumuz çok güçlü bir bağ var. Birçok açıdan Türkiye’de edindiğimiz deneyimler kendi ülkemizdekileri bile gölgede bıraktı; bu yüzden her zaman geri dönmek ve bu bağı yeniden görmek, ona tanıklık etmek istiyoruz. Bizim için asıl mesele, buradaki dinleyicinin müzisyenlere ve icracılara gösterdiği saygı. Bence onlar o anın içinde olmayı çok iyi başarıyorlar; bu da bize müthiş bir enerji veriyor, bireyselliğimizden sıyrılıp sahnede çok saf bir noktada buluşmamıza yardımcı oluyor.
Söyleşiyi bitirirken No Clear Mind olarak bugünlerde neler dinlediğinizi öğrenebilir miyiz? Şu sıralar sizi besleyen veya iyi hissettiren 8-10 parçalık bir listeyi bizimle paylaşır mısınız?
- Chilly Gonzales - Pretenderness
- Ann Annie - 恋の予感
- Marc Ribot, Los Cubanos Postizos - Aurora En Pekin
- M. Ward - Poison Cup
- JJ Cale - Starbound
- MV & EE - The Burden
- Squarepusher - Tommib
- Hiroshi Yoshimura - Soto Wa Ame - Rain out of Window
- George Harrison - Bangla Desh
- Aphex Twin - #3
- Milan W. - All The Way
- David Byrne - Glass, Concrete & Stone
(DS/AB)






