Muş'un Varto/Gimgim ilçesine bağlı Çalıdere/Xwarik köyünde, ABD şirketi IGNIS H2 Enerji Üretim AŞ'nin jeotermal kaynak arama projesine karşı çadır nöbeti, Jinnews'ın haberine göre 180. gününe girdi.
3 Mayıs'ta başlatılan direnişte köylüler, projenin su kaynaklarına, meralara, hayvancılığa ve doğal yaşama zarar vermemesi için sondaj faaliyetlerinin durdurulmasını istiyor.
Varto Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi öncülüğünde sürdürülen nöbeti cuma günü Segiran, Dapak ve Muzuran köylüleri devraldı. Nöbet alanında "Varto halkı jeotermal enerji santrali istemiyor. Suyuma, toprağıma dokunma" pankartı taşındı.
2 Kasım'da gerçekleştirilecek bilirkişi keşfi öncesinde direnişin 180'inci gününe ulaşması, bölgedeki hareketliliği artırdı. Köylüler ve ekoloji örgütleri, Bingöl İdare Mahkemesi'nin yaptıracağı incelemede bölgenin doğal ve toplumsal özelliklerinin dikkate alınmasını istiyor.
Bakanlık: Jeolojik ve hidrojeolojik veriler eksik
Köylülerin su kaynaklarına yönelik kaygıları, Tarım ve Orman Bakanlığının 21 Ekim'de TBMM'ye gönderdiği resmî yanıtta yer alan eksikliklerle de gündeme geldi.
DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz Çakı'nın 27 Şubat tarihli yazılı soru önergesine sekiz ay sonra yanıt veren Bakanlık, jeotermal arama projesinin tanıtım dosyasında bölgeye ait ayrıntılı jeolojik ve hidrojeolojik verilerin bulunmadığını bildirdi.
Bakanlık, yeraltı su kaynakları ve içme suyu rezervleri üzerindeki olası etkileri değerlendiren hidrojeolojik raporun da sunulmadığını belirterek eksikliklerin giderilmesini ve su temini ile çevre mevzuatına ilişkin gerekli taahhütlerin dosyaya eklenmesini istediğini açıkladı.
Yanıtta, proje alanının Güllüce Regülatörü ve Hidroelektrik Enerji Santrali'nin iletim hattı güzergâhıyla doğrudan etkileşim içinde bulunduğu da belirtildi. Bakanlık, çalışmaların ilgili iletim hattını etkilemeyecek biçimde sınırlandırılması ve sondaj sonrasında Devlet Su İşleri'nden yeniden görüş alınması gerektiğini bildirdi.
Bakanlık, mera tahsislerinde çiftçilerin görüşlerinin dikkate alındığını ve faaliyetlerin çevresel etkilerinin mevzuat çerçevesinde değerlendirildiğini savundu.
Köylüler ise karar süreçlerine yeterince katılamadıklarını ileri sürüyor.
4 bin hektarlık sahada 10 sondaj kuyusu
Şirketin Güzelkent sahası için hazırladığı projede, yaklaşık 4 bin 38 hektarlık ruhsat alanında toplam 10 jeotermal arama kuyusu açılması öngörülüyor. Sondajlar için belirlenen ÇED alanı ise 8 hektar.
2025 tarihli proje bilgilerine göre yaklaşık 95 milyon lira yatırım bedeli öngörülen arama çalışmalarının 20 ay sürmesi, 30 kişinin istihdam edilmesi planlanıyor.
Proje dosyasından aktarılan verilere göre bir sondaj noktası Küçüktepe köyündeki bir konuta yaklaşık 160 metre, bir diğeri Mengeneç Çayı'na 103 metre uzaklıkta bulunuyor. Bazı sondaj noktaları orman alanları içinde yer alıyor.
IGNIS, kendi internet sitesinde Güzelkent sahasının Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu faylarının kesişimine yakın bir bölgede bulunduğunu belirtiyor. Şirket, jeolojik ve jeofizik araştırmalar yürüttüğünü, rezervuar özelliklerini belirlemek amacıyla yeni sondajlar planladığını açıklıyor.
Henüz faaliyette bir elektrik üretim santrali bulunmuyor. Tartışma, ileride santral yatırımına dönüşebilecek jeotermal kaynak arama ve sondaj aşamasında yoğunlaşıyor.
Köylüler jeotermale neden karşı çıkıyor?
Bölgenin başlıca geçim kaynakları hayvancılık, küçük ölçekli tarım ve arıcılık. Köylüler sondaj sahalarının yalnızca kapladıkları alanla değil, su dolaşımı, otlaklar ve doğal yaşam üzerindeki olası etkileriyle değerlendirilmesini istiyor.
Jeotermal enerji, fosil yakıtlara alternatif yenilenebilir bir kaynak olmakla birlikte, çıkarılan sıcak ve mineralli akışkanların yönetimi özel önlemler gerektiriyor. Kuyuların sızdırmazlığının sağlanamaması, sondaj atıklarının uygunsuz depolanması veya kullanılmış jeotermal akışkanın güvenli biçimde yeniden yeraltına basılamaması halinde su ve toprak kirliliği riski doğabiliyor.
Jeotermal akışkanların kimyasal bileşimi sahadan sahaya değişiyor. Bazı alanlarda bor, arsenik ve çözünmüş başka minerallerin çevreye yayılması tarımsal üretim açısından sorun oluşturabiliyor. Bu risklerin Varto'da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise saha ölçümleri ve bağımsız bilimsel incelemelerle belirlenmek zorunda.
Sondaj ve akışkan enjeksiyonunun fay sistemleri üzerindeki olası etkileri de bölge halkının itirazları arasında. Jeofizik uzmanları, deprem tehlikesi bulunan alanlarda doğal sismik hareketliliğin ölçülmesini ve faaliyet süresince izlenmesini gerekli görüyor.
Jeofizik Mühendisleri Odası: Bilimsel araştırma ön koşul olmalı
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası, 23 Temmuz'da yayımladığı açıklamada Varto-Karlıova bölgesinde planlanan jeotermal faaliyetlerin su kaynakları, meralar, tarım, hayvancılık ve doğal çevre üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesini istedi.
Oda, yalnızca mevcut deprem kataloglarının incelenmesinin yeterli olmadığını, mikro-sismik izleme ağları kurulmasını, risklerin ölçülmesini ve faaliyetleri gerektiğinde durduracak eşiklerin önceden belirlenmesini önerdi.
Jeofizik Mühendisleri Odası değerlendirmesini şöyle sonuçlandırdı:
"Bölge yurttaşının itirazları yok sayılarak, teknik belgeler tamamlanmadan veya süreç yalnızca idari izinlere indirgenerek toplumsal kabul sağlanamaz.
Meslek örgütü, jeotermal yatırımların yalnızca enerji üretimi ve ekonomik getirileri bakımından değil, su varlığı, biyolojik çeşitlilik, kırsal geçim kaynakları ve deprem tehlikesi açısından da incelenmesini istedi.
Köylüler: Atalarımızın toprağını koruyoruz
30 Ekim'de Evrensel'e konuşan Vartolu Zübeyde Tepe, şehirlerde yaşayan hemşehrilerine de direnişe katılma çağrısı yaptı:
"Bugün sahip çıkmazsak topraklarımız da hayvanlarımız da elimizden gidecek. Bu saatten sonra nereye gideceğiz?"
Direnişin öncülerinden Sibel Akdeniz de 26 Ekim'de Gazete Perperik'e yaptığı açıklamada tarım ve hayvancılığın bölge halkının temel geçim kaynağı olduğunu vurguladı:
"Biz burada tarımla uğraşıyoruz, hayvancılık yapıyoruz, bağ bahçe işleri yapıyoruz ve bunlarla hayatımızı idame ettiriyoruz."
Akdeniz, bilirkişilerin yalnızca teknik belgeleri değil, bölgedeki üretim ve yaşam koşullarını da yerinde görmesi gerektiğini belirtti.
Köylülerin itirazlarında Aydın'daki jeotermal tesislerin çevresinde yaşayan üreticilerin deneyimleri de etkili oldu. Bölge halkı, Ege'deki çevre örgütlerinin raporlarını incelediklerini ve benzer zararların Varto'da ortaya çıkmasından endişe ettiklerini belirtiyor.
2 Kasım'da 13 başlıkta bilirkişi incelemesi
Jeotermal arama projesine verilen "ÇED gerekli değildir" kararının iptali istemiyle açılan davada Bingöl İdare Mahkemesi, bilirkişilerden 13 ayrı konuda değerlendirme istedi.
Mahkemenin inceleme konuları arasında su kaynakları, tarım ve mera alanları, arıcılık, hayvancılık, koruma altındaki yaban hayvanları, sondaj atıklarının yönetimi ve proje tanıtım dosyasındaki çevresel önlemlerin yeterliliği bulunuyor.
Bilirkişiler ayrıca proje için kapsamlı bir çevresel etki değerlendirmesi yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda görüş bildirecek.
İlk olarak 8 Ekim'de yapılması planlanan keşif, bilirkişi heyetindeki uzmanlıkla ilgili sorun nedeniyle ertelenmişti. Yeni keşif 2 Kasım Pazartesi günü saat 13.30'a alındı.
Mahkeme, yürütmenin durdurulması talebini bilirkişi raporu ve tarafların itirazlarını değerlendirdikten sonra karara bağlayacak.
Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, keşif öncesinde yaptığı açıklamada mücadelenin kritik bir aşamaya ulaştığını belirterek şöyle dedi:
"Mücadelenin kazanılması açısından adeta Sırat Köprüsü'ndeyiz."
Dursun, keşif için Varto'ya gelecek bilirkişilerin bölge halkının itirazlarını doğrudan görmesinin önemini vurgulayarak 2 Kasım'da kitlesel katılım çağrısında bulundu.
(AEK)







