Suriye geçici hükümetine bağlı güçlerin, Halep’in kuzeyindeki Kürt mahalleleri Şeyh Maksud/Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’ye yönelik saldırıları üçüncü gününe girdi.
Londra merkezli muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), saldırılarda ölen sivillerin sayısının 10’a yükseldiğini açıkladı.
Reuters’a göre, Geçici Şam Yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmaları sonlandırmak için Washington arabuluculuk yapıyor; ancak Şam’ın saldırıları artarak devam ediyor.
Saldırıya dair açıklama yapan Millî Savunma Bakanlığı da (MSB), “Suriye talep ederse Türkiye gerekli desteği sağlayacaktır,” dedi.
bianet’e konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, SDG’ye yönelik suçlamalara dair “Şam Hükümeti ve Özerk Yönetim arasında Halep’te Kürt mahalleleriyle ilgili anlaşma var. Özerk Yönetim bu anlaşma gereği 2025 sonbaharında ağır silahlarıyla birlikte bölgeden çekildi. Mahalledeki güvenliği yerel halktan oluşan asayişe devretti. Bu bağlamda da geçici Şam yönetiminin ihlali söz konusu,” değerlendirmesinde bulundu.

Şam yönetimi, Halep’teki Kürt mahallelerini ‘askeri hedef’ ilan etti
İnsani krize dönüşen abluka
Öncelikle, Şam ile SDG arasındaki görüşmeler sürerken yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Çatışmanın hemen öncesinde, ABD arabuluculuğunda İsrail ve Suriyeli yetkililer arasında istihbarat paylaşımı ve ekonomik işbirliğini kapsayan bir mutabakat imzalanmıştı.
Öncelikle bu ablukanın insani krize dönüşen boyutuna değinmek gerekiyor; Geçici Şam Yönetimi’ne bağlı grupların Halep’te Kürt mahallelerine yönelik ablukası uzun süre devam ediyordu. Halkın gıda temini, ısınma, eğitim gibi birçok gündelik yaşam ihtiyaçları ablukalarla engelleniyordu. Amacın bölgeyi Kürtsüzleştirme, insansızlaştırma olduğunu buradan anlıyoruz zaten. Yerinden edilenlerle birlikte 200 bin nüfusun üzerinde sivilin bu ablukaya rağmen evlerini terk etmemesi, bu çete gruplarının aylardır süren abluka siyasetini boşa düşürdü. 6 Ocak’tan itibaren de havan, top atışları ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenleyerek bölgeyi insansızlaştırmayı denediler. En son “İnsani koridor açıldı” duyurusuyla bunu denediler. Fakat kendi yayınladıkları videolardan da anlıyoruz ki mahalleyi terk eden bir nüfus yok. Zaten gidebilecekleri bir yer yok. Hatırlatmakta fayda var, o mahallede yaşayan nüfusun azımsanmayacak bir bölümü Afrin’de ve Tıl Rifat’ta yerinden edilen yurttaşlardan oluşuyor.
Dün itibarıyla, Geçici Şam Yönetimi’nin her şeyi göze alarak mahalleye ağır silahlarla saldırması elbette kabul edilemez. Bunu birkaç başlıkta ilkesel olarak kabul etmek mümkün değildir. Birincisi, orası bir sivil yaşam alanı. Uluslararası kamuoyu başta olmak üzere bütün kesimler yüz binlerce sivilin yaşadığı alana yönelik aleni saldırıya tepki göstermeli. İkinci olarak Şam Hükümeti ve Özerk Yönetim arasında Halep’teki Kürt mahalleleriyle ilgili anlaşma var. Özerk Yönetim bu anlaşma gereği 2025 sonbaharında ağır silahlarıyla birlikte bölgeden çekildi. Mahalledeki güvenliği yerel halktan oluşan Asayiş’e devretti. Bu bağlamda da Geçici Şam Yönetimi’nin ihlali söz konusu.

6 Ocak Suriye-İsrail Mutabakatı
Fransa’da ABD-İsrail-Geçici Şam Yönetimi arasındaki istihbarat paylaşımı, ekonomik işbirliğine dair atılan adımları biz de takip ediyoruz. Halep’teki saldırıyla bu anlaşma arasında ilişkiyi doğrudan kurmak bizler açısından mümkün değil. Fakat ABD’nin ve bölge ülkelerinin sessizliği veya cılız tepkileri kaçınılmaz olarak toplumu da bizleri de şüpheye düşürüyor.
Nihayetinde, Halep’e yönelik saldırılara sessiz kalındığı takdirde Suriye’de sadece Halep’te değil, ülkenin her noktasında çatışma riski barındırmaktadır. Böylesi bir çatışma ortamı ise Suriye halklarının en son isteyeceği şeydir. Bundan fayda sağlayacak olan başta IŞİD olmak üzere Suriye dışı aktörler olacaktır.

İsrail’den Halep açıklaması: Uluslararası toplum, IŞİD’le mücadele eden Kürtlere karşı borçlu
“İktidar medyasının iddiaları psikolojik harbin parçası”
İktidara yakın isimler ve medya, çatışmadan SDG’yi sorumlu tutarak 10 Mart Mutabakatı’na uymadıklarını iddia ediyor. Sahadaki gerçek durum nedir? Mutabakat’a kim uymadı ve Mutabakat’ta ilerleme sağlanamayan konular nelerdi?
Bizim bağımsız medya kuruluşlarından ve yapılan resmî açıklamalardan anladığımız 10 Mart Mutabakatı görüşmelerinin devam ettiğidir. Geçici Şam Yönetimi’nin nihai anlaşmaya yanaşmak istemediğine dair izlenime de sahibiz. Bu yeni bir izlenim de değil. 10 Mart Mutabakatı’nın 1. ve 2. maddelerine bakalım: “Tüm Suriyelilerin siyasi süreçte temsil ve devlet kurumlarına katılım hakkı ve Kürtlerin Suriye devletinin asli unsuru olarak tanınması ve hakların güvence altına alınması.” Bu iki maddeyi yerine getirme sorumluluğu Geçici Şam Yönetimi’ne aittir. Aradan geçen 10 aya rağmen Şam bu maddelere dair en ufak somut bir adım atmamış ya da atacağına dair işaret vermemiştir. Bu sebeple, iktidar medyasının bu iddiaları asılsızdır ve bunu psikolojik harbin bir parçası olarak görüyoruz. Meşru olmayan hükümetin, meşru halka saldırısını meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir.
Bize göre, Mutabakat’ın en önemli maddeleri bunlardır. Referans gösterdiğimiz maddeler sadece Kürtleri değil bütün Suriyelileri ilgilendiriyor. Bu sivil maddelerin önüne askerî maddeler koymaya çalışması ise zaten Geçici Hükümet’in niyetini gösteriyor. Kaldı ki, SDG’nin Şam ordusuna entegrasyonunun da belli bir aşamaya geldiğine dair bilgiler var. Ama Geçici Şam Yönetimi’nin sorumluluğundaki sivil maddelerin hayata geçmesine yönelik hiçbir adım yok.

Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı
Dikkat ediyoruz, Anadolu Ajansı (AA) Arapça servisi, sizin de bahsettiğiniz şekilde ellerinde hiçbir somut veri olmaksızın sorumsuzca SDG’nin saldırdığını söylüyor. Fakat hatırlayalım, nisan ayında bütün kamuoyu gözleri önünde SDG güçleri, ağır silahlarıyla birlikte bölgeden çekildi. Şam Hükümeti de bunu teyit etti. Bunu “dezenformasyon” olarak değerlendirmiyoruz, aksine daha tehlikeli bir şekilde “provokasyon haber” olarak görüyoruz. AA Arapça servisi Arap kamuoyunu da yalan haberle yanıltmaya çalışıyor. Bir haberine örnek vereyim; SDG’nin Şam Havaalanı’na saldırdığını iddia ediyorlar. Hatırlayalım, HTŞ Şam’a girmeden önce Halep’i almıştı ve Halep Havaalanı’nın kontrolünü SDG sağlamıştı ve barışçıl bir şekilde orayı geçici hükümete teslim etmişti.

“Türkiye’de milyonlarca Kürdün kalbi Kuzey-Doğu Suriye’de atıyor”
1 Nisan Anlaşması kapsamında da Şam’ın ihlâl ettiği noktalar nelerdir?
10 Mart Mutabakatı çerçevesinde 1 Nisan’da SDG bölgeden ağır silahlarıyla birlikte Halep’teki mahallelerden çekilecek, mahalle içerisinde güvenliği mahalle sakinlerinden oluşan Asayiş, birliği sağlayacak ve mahalle dışı güvenliğini de Şam Yönetimi sağlayacaktı. SDG kendi payına düşeni yapmasına rağmen Geçici Şam Yönetimi aylardır mahalleye yönelik provakasyonlar ve ablukalarla yanıt verdi. Bu durum anlaşmanın başlı başına açık ihlalidir.
Bu ihlalleri gözlemleyen garantör tarafların, daha çatışmalar başlamadan yapıcı ve denetleyici bir rol alması gerekirdi. Ancak bu tarihi sorumluluk hâlâ yerine getirilmiş değil.

Halep’teki Kürt mahalleleri ve 1 Nisan Anlaşması
Dün partiniz, Suriye’deki uluslararası garantörlere çağrı yaptı. Ancak onların açıklamaları “izliyoruz” ve “kaygılıyız” ifadeleriyle sınırlı kaldı. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Garantörler izleyebilir, kaygılanabilir; ama Kürt halkı da öfkeli. O yüzden kamuoyunun beklentisini karşılamayan açıklamalar bunlar. Arabuluculuk ve garantörlüğün getirdiği sorumluluklar var. Bizler bu çağrıyı yaparken yardım çağrısında bulunmadık. Kendi üstlendikleri bu sorumluluğu yerine getirmesi çağrısında bulunduk. Umarız, sorumlulukları olduğunu hatırlayıp hızlıca harekete geçerler.
Bu vesileyle Geçici Şam Yönetimi içerisinde IŞİD’in Kobanî kuşatmasının rövanşı olarak gören IŞİD kalıntısı çetelerinin nasıl ortaya çıktığına herkes tanıklık ediyor. IŞİD ile El-Kaide tehdidinin Şam’a, Hama’ya, Lazkiye’ye, Süveyda’ya nasıl etki ettiğini şimdi, Halep’te gözlemliyoruz. Uluslararası garantör güçlerin sürecin nasıl bir krize evrilmekte olduğunu daha sağlıklı analiz etmeleri ve buna göre önlem almaları en acil görevlerden biridir bize göre.

DEM Parti'den Suriye’deki garantörlere çağrı: Sorumluluklarınızı yerine getirin
Çatışmaların Türkiye’deki süreci etkileyeceğini düşünüyor musunuz?
Toplumsal açıdan doğrudan etkileyeceği açık. Sonuçta Türkiye’de milyonlarca Kürdün kalbi Kuzey-Doğu Suriye’de atıyor. Özellikle AKP hükümetinin doğrudan dahiliyeti toplumda ciddi anlamda kırılma yaratabilir. Kürt kentlerinde birkaç saat dolaşan herkes bunu rahatlıkla görebilir.
Sonuçta, AKP hükümeti bu süreci yürütürken devletin Kürtlere yönelik bakışını perspektifini değiştirmesi beklentisi var. Türkiye’de Kürtlerle yeni bir sayfa açıp Suriye’de mevcut siyaseti yürütmesi halinde bunun Kürtler açısından bir anlamı olmaz. Devletin bütünüyle Kürtlere yönelik perspektifinin değişmesi gerekiyor o yüzden. (TY)















