Merkez çökerken Elif Eralp ve Sol Parti, Almanya’yı AfD korkusuna bırakmamaya kararlı
20 Eylül'deki Berlin Eyalet Parlamentosu seçimlerinde yarış son derece sıkışık: CDU yüzde 20, Elif Eralp liderliğindeki Sol Parti yüzde 19, AfD yüzde 17, Yeşiller yüzde 16 ve SPD yüzde 15 ile başa baş gidiyor. 1980'lerde Türkiye'den gelen devrimci bir ailenin kızı olan hukukçu Eralp, kampanyasını kira krizi, sosyal konut ve kamu hizmetleri üzerine kurarak dikkat çekiyor. Sol Parti, özellikle gençler ve kiracılar arasında destek kazanarak Berlin'in en çok üyeli partisi haline geldi. Sosyolog Klaus Dörre'ye göre Berlin seçimleri, ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluğun mutlaka aşırı sağa değil, sosyal adalet eksenli bir sol siyasete de yönelebileceğini göstererek Almanya'daki siyasal krizin tek yönlü olmadığını ortaya koyuyor. Seçim sonrası üç partili koalisyonlar en olası senaryo olarak görülüyor.
20 Eylül’de yapılacak Berlin Eyalet Parlamentosu seçimleri yaklaşırken yarış giderek sıkışıyor. Son INSA araştırmasına göre Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 20 ile çok az farkla ilk sıraya yükselirken, Elif Eralp’in liderliğindeki Sol Parti yüzde 19 ile hemen onun arkasında bulunuyor. AfD yüzde 17, Yeşiller yüzde 16, SPD ise yüzde 15 düzeyinde. Beş büyük partiyi birbirinden yalnızca 5 puan ayırıyor ve anketler 3 partili koalisyonların en olası senaryo haline geldiğine işaret ediyor.
Ancak sayılar daha büyük bir öykü de anlatıyor.
Almanya’da siyasal kriz tek yönde ilerlemiyor
Son yıllarda Almanya’da merkez partilerin oy kaybı çoğunlukla AfD’nin yükselişiyle açıklanmaya başladı. Göç, güvenlik, ekonomik durgunluk ve hayat pahalılığı, özellikle doğu eyaletlerinde aşırı sağın etkisini büyüttü.
Berlin, aynı toplumsal hoşnutsuzluğun farklı bir siyasal yönelim de üretebildiğini gösteriyor.
Konut krizi, hızla yükselen kiralar, kamu hizmetlerindeki aşınma ve yaşam maliyetleri, Berlin’de önemli bir seçmen kitlesini AfD yerine Sol Parti’ye yöneltiyor. 1980’lerde Türkiye’den siyasi göçle Almanya’ya gelen devrimci anne babanın kızı Elif Eralp'in kampanyasının merkezine "Berlin'i yeniden yaşanabilir ve erişilebilir bir kent haline getirme" hedefini yerleştirmesi bu açıdan dikkat çekiyor.
Almanya: Sol Partili Elif Eralp Berlin Eyalet Başbakanlığına yürüyor
AfD’nin çaresi CDU değil
Berlin seçimlerini Almanya açısından ilginç kılan nokta, AfD’ye karşı tek alternatifin merkez sağ veya büyük koalisyonlar olmayabileceğinin gözle görünür bir ifadeye bürünmesi.
Die Linke, Berlin’de özellikle gençler, kiracılar, kamu çalışanları ve büyük kentte yaşam maliyetinden doğrudan etkilenen kesimler arasında son iki yılda önemli bir destek artışı yakaladı. Parti yalnızca anketlerde yükselmekle kalmadı; üye sayısında da Berlin’in en büyük siyasal örgütü haline geldi. Son verilere göre Die Linke, Yeşilleri geride bırakarak Berlin'in en fazla üyesi bulunan partisi oldu ve yeni üyelerin önemli bölümünü gençler ve kadınlar oluşturuyor.
Berlin’deki güncel yarış yalnızca bir belediye yönetiminin el değiştirmeyeceği ikiliğini çözmekle sınırlı değil. Bu, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluğun mutlaka milliyetçi ya da aşırı sağ bir eksende akmasının kaçınılmazlığı kaderciliğinin de sonunu getirebilir. Bu kriz anında, başka bir Almanya’nın mümkünlüğüne ilişkin iddia ulaştığı kitlesellik üzerinden ülkeyi sahici bir tartışmaya çağırıyor.
Yarış neden yeniden başa baş?
Geçen hafta yayımlanan bazı araştırmalarda Sol Parti ilk sıraya kadar yükselmişti. Son INSA araştırmasında CDU yeniden küçük bir farkla öne geçti.
Ancak bu değişim, Berlin’deki siyasal dengeyi kökten değiştirmiş görünmüyor. Anketlerdeki fark esasen istatistiksel hata payı içinde kalıyor ve yarışın başa baş sürdüğüne işaret ediyor. Sandıklara gitmeye beş hafta kala hangi partinin birinci çıkacağından çok, seçim sonrasında hangi koalisyonun kurulabileceği asıl çözülmesi zorunlu muamma haline geliyor.
Eralp’in kampanyası neden dikkat çekiyor?
Hukukçu Elif Eralp, kampanyasını göç ve nüfus tartışmaları üzerine değil, büyük ölçüde kira krizi, sosyal konut, kamusal hizmetler ve eşitsizlik temaları üzerine kuruyor. Son günlerde ırkçı tehditler nedeniyle iptal edilen siyah çocuklara yönelik yüzme etkinliğine verdiği destek de Eralp’in kampanyasının ayrımcılık karşıtı yönünü öne çıkaran örneklerden biri oldu.
Berlin yalnızca Berlin'den ibaret olmayabilir
Berlin seçimleri yalnızca başkentin yeni hükümetini belirlemeyecek. Jena Üniversitesi'nden sosyolog Klaus Dörre, son yıllarda Almanya'da yaşanan sağa kayışın doğrusal bir süreç olarak okunmasına karşı çıkıyor. Dörre'ye göre Almanya'da "sağa kayış"ı ona karşı gelişen demokratik toplumsal karşı hareketlerle birlikte görmek gerekiyor. AfD'nin güçlenmesi siyasal krizin tek sonucu değil; Die Linke'nin yeniden büyümesi de aynı krizin ürettiği başka bir siyasal olgu.
Bu nedenle Dörre Sol Parti'nin son yükselişini yalnızca AfD karşıtlığıyla açıklamıyor. Ona göre partinin yeniden güç kazanması, barınma hakkı, ücretler, sosyal devlet ve kamusal hizmetler gibi gündelik yaşam meselelerini siyasal merkeze taşıyabilmesine bağlıdır. Bu, merkez partilerden kopan hoşnutsuzluğun zorunlu olarak milliyetçi siyasete yönelmediğini de gösteriyor.
Benzer biçimde Berlin'i izleyen çok sayıda Alman yorumcu da başkentteki yarışın yalnızca bir eyalet seçimi olmadığını vurguluyor. Çünkü Berlin, Almanya'nın başka bölgelerinde AfD'yi büyüten toplumsal sorunların farklı siyasal koşullarda sosyal solu da güçlendirebildiği ilk büyük laboratuvar olarak görülüyor.
Bu nedenle Elif Eralp'in adaylığı yalnızca Berlin'deki bir seçim kampanyasının vitrininden ibaret değil. Sol Parti seçime kadar iktidar alternatifi olma iddiasını koruyabilirse, bu durum Alman siyasetinde uzun süredir kabul gören bir varsayımın yeniden tartışılmasına da yol açacak: Merkezin çözülmesi, gerçekten her durumda yalnızca otoriter sağın önünü mü açıyor; yoksa güçlü bir sosyal adalet siyaseti aynı krizin içinden demokratik ve kurucu bir alternatif de üretebiliyor mu?
Dörre'nin işaret ettiği gelişme tam da bu bağlama oturuyor. Ona göre Almanya'da yaşanan siyasal kriz, Weimar Cumhuriyeti'nin son yıllarını hatırlatan tek yönlü bir çöküş olarak okunamaz. Aynı kriz, otoriter sağ kadar sosyal adalet eksenli yeni bir sol siyasetin yeniden kitleselleşmesine de alan açıyor. Berlin'de Elif Eralp'in kampanyası bu olasılığın ilk ciddi sınamalarından biri olarak kendisinden daha büyük bir anlam kazanıyor.
(AEK)