Ülke çapında “Ailem Güvende” başlığı altında 15 ili kapsayan operasyonlarda LGBTİ+ hak kuruluşlarının yöneticileri ve üyeleri ile hak savunucularının gözaltına alınması, tutuklanması, dernek merkezlerinin basılması ve internet siteleriyle sosyal medya hesaplarına erişimin engellenmesi, uluslararası hak kuruluşlarından art arda tepkilere yol açtı.
Avrupa Komisyonu: Damgalama ve ayrımcılık AB değerlerine aykırı
Operasyonlara Avrupa Birliği'ne üye devletlerin tümünü temsilen tepki gösteren Avrupa Komisyonu Türkiye'ye Avrupa Birliği aday ülkesi olduğunu ve Avrupa Konseyi üyesi olarak insan haklarını güvence altına alma yükümlülüğünü hatırlattı. Komisyon Sözcüsü Christian Wigand tepkiyi şu sözlerle ifade etti:
“Komisyon, LGBTİ+ aktivistlere, insan hakları derneklerine ve ticari işletmelere karşı başlatılan son gözaltılar ve hukuki süreçlerden endişe duymaktadır.”
Wigand, sosyal medya hesapları ve internet sitelerine getirilen kısıtlamaların yanı sıra “sivil toplum kuruluşlarının finansmanına ilişkin iddiaların” da Komisyon açısından kaygı konusu olduğunu özellikle belirtti.
Avrupa Komisyonu sözcüsü Türkiye'nin AB üyeliğine aday ülke olduğunu hatırlattı:
Ankara'nın “cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimlerine bakılmaksızın tüm bireylerin insan haklarına ve onuruna saygıyı teşvik etmek ve güvence altına almakla” yükümlü olduğunu söyledi ve Komisyon'un tutumunu şu cümleyle özetledi:
“Damgalama ve ayrımcılık Birliğin değerlerine aykırıdır.”
O’Flaherty: “Aile değerleri” hakların kısıtlanmasını haklı çıkaramaz
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty de, LGBTİ+ örgütlerine ve insan hakları savunucularına yönelik baskın, gözaltı ve çevrimiçi kısıtlamalardan duyduğu kaygıyı açıklarken operasyonların gerekçelendirilmesinde kullanılan söyleme doğrudan karşı çıktı:
“‘Aile değerleri’ veya ‘çocukların korunması’na yapılan göndermeler insan haklarının kısıtlanmasını haklı çıkaramaz.”
O’Flaherty, insan hakları çalışmaları veya meşru sivil toplum faaliyetleri nedeniyle gözaltında tutulanların serbest bırakılmasını istedi.
Operasyonun kapsamı
Adalet Bakanlığına göre 5 başsavcılığın yürüttüğü ve 15 ile yayılan soruşturmalarda 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldı. Ayrı soruşturmalara ilişkin açıklamalarda 60'ı aşkın gözaltı doğrulanırken, 15 Eylül akşamı itibarıyla İzmir'de 16, Kuşadası'nda 5 ve Ankara'da 5 kişi olmak üzere en az 26 kişinin tutuklandığı kesinleşti. Ankara'da 15 kişinin hâkimlik sorgusu sürdüğü için bilanço henüz nihai değil.
Uluslararası kuruluşlar gelişmeleri yalnız LGBTİ+ hakları açısından değil; Türkiye’de ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, insan hakları savunucularının güvenliği, hukuk devleti ve bağımsız sivil toplumun faaliyet gösterebilme koşulları açısından değerlendirdiler.
Hak örgütleri: "Eşgüdümlü saldırı"
Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği Avrupa Bölgesi (ILGA-Europe) öncülüğünde; Ön Cephe Savunucuları (Front Line Defenders), Dünya ILGA (ILGA World), Avrupa ve Orta Asya Trans Ağı (TGEU – Trans Europe and Central Asia), Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EuroMed Rights), Uluslararası Planlı Ebeveynlik Federasyonu Avrupa Ağı (IPPF European Network) ve Uluslararası Hümanistler (Humanists International) ve çok sayıda uluslararası ve ulusal kuruluşun katıldığı ortak açıklamada operasyonların ölçeği ve zamanlamasına dikkat çekildi.
Kuruluşlar operasyonları “Türkiye’de örgütlü LGBTİ+ sivil toplumuna yönelik eşgüdümlü bir saldırı” olarak niteledi.
Açıklamada, baskınların yalnızca aktivistleri değil, derneklerin hukuken zorunlu yönetim ve denetim organlarını da hedef aldığına dikkat çekildi. Kaos GL ve Pembe Hayat’ın Ankara’da; Muamma ve 7 Renk’in Mersin’de; SPoD, Hevi, Lambda, LİSTAG, Pozitif Yaşam ve Pozitif-iz’in İstanbul’daki yönetici ve denetçilerinin gözaltına alınanlar arasında bulunduğu bildirildi.
Operasyonların, LGBTİ+ örgütlerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesinden yalnızca birkaç saat sonra başlaması da ortak açıklamada koordinasyon göstergesi olarak değerlendirildi.
Uluslararası fon suç kanıtı olamaz
Hak kuruluşları, LGBTİ+ derneklerinin uluslararası kaynaklardan aldıkları fonların soruşturmanın unsurlarından biri haline getirilmesine de karşı çıktı:
“Uluslararası finansman ve işbirliği bağımsız sivil toplum için yaşamsaldır ve suç faaliyetinin kanıtı değildir.”
Kuruluşlar, mali denetime değil, uluslararası fon kullanımının insan hakları örgütlerini suçla ilişkilendirmenin bir aracı hâline dönüştürülmesine itiraz etti.
Türkiye’de derneklerin yurt dışından aldığı yardımlar mevzuat uyarınca önceden kamu makamlarına bildiriliyor; nakdi yardımların banka aracılığıyla alınması gerekiyor. Uluslararası fonlardan yararlananlar arasında ayrıca merkezi hükümetin bakanlıkları ve genel müdürlükleri, Emniyet, Jandarma ve yargı teşkilatları ile başta belediyeler olmak üzere diğer kamu kurumları da bulunuyor.
Türkiye’de uluslararası fonların nasıl denetlendiği, devlet kurumlarının AB’den aldığı yüz milyonlarca avro ve Türkiye dışında devletin bağımsız sivil toplumunun finansmanı başından sonuna kadar ilgili bakanlıklar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından izleniyor ve denetleniyor.
Uluslararası Af Örgütü: "Baskıya son verin"
Uluslararası Af Örgütü de Türkiye’de LGBTİ+ hak örgütlerine yönelik baskının sona erdirilmesini ve insan hakları faaliyetleri nedeniyle gözaltında tutulanların serbest bırakılmasını istedi.
Örgüt, LGBTİ+ hak savunucularının meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle suçlanmasına daha önce de karşı çıkmış, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün uluslararası insan hakları hukukuyla güvence altına alındığını vurgulamıştı.
Rusya ve Macaristan’da da “aile” ve “çocuk” gerekçesi
Türkiye’deki operasyonlara karşı çıkan uluslararası kuruluşların önemli bir bölümü Rusya ve Macaristan’da LGBTİ+ haklarını sınırlayan düzenlemelere de yıllardır karşı çıkıyor.
Bu ülkelerin tümünde hukuk düzenleri ve baskının ulaştığı düzey aynı değil. Ancak hak örgütlerinin eleştirilerinde bütün ülkelerde baskının aynı bağlamda gerekçelendirildiğine dikkat çekiliyor: LGBTİ+ hakları “çocukların korunması”, “aile değerleri”, kamu ahlakı ve “propaganda” gerekçeleriyle sınırlandırılıyor.
Viktor Orbán hükümeti Macaristan’da 2021’de eşcinsellik ve cinsiyet kimliğiyle ilgili içeriklerin çocuklara yönelik yayın ve eğitim materyallerinde gösterilmesini sınırlayan düzenlemeleri “çocukların korunması” gerekçesiyle savunmuştu.
Rusya’da Vladimir Putin yönetiminde çocukları “geleneksel olmayan cinsel ilişkilerin propagandasından koruma” gerekçesiyle başlayan yasaklar daha sonra yetişkinleri de kapsayacak biçimde genişletildi. Rusya Yüksek Mahkemesi, 2023’te merkezi bir örgüt niteliği taşımayan ve bu adla anılan bir yapı oluşturmayan “Uluslararası LGBT Hareketi”ni “aşırılıkçı” ilan etti.
(AEK)

