12 Eylül’ün 46. yılında LGBTİ+ dernekleri, toplulukları, inisiyatifleri ve aktivistlerinin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Engellerin üzerinden 24 saat geçmeden LGBTİ+ derneklerinin ofislerine ve LGBTİ+ların evlerine baskınlar düzenlendi.
“Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarda 100’ü aşkın kişi gözaltına alındı, beş ilde 83 kişi tutuklandı. Soruşturmalar “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamaları üzerinden yürütüldü.
KaosGL’nin haberine göre hapishanelerde translara yönelik özel tecrit ve işkence biçimleri uygulanıyor; tutuklananlardan bazıları temiz suya, hijyen ürünlerine ve ilaçlarına erişemiyor.
Operasyonlarda hedef alınan kurumlardan Pembe Hayat’ın Medya ve İletişim Koordinatörü Eylem Esen Arabacı ile derneğin 20 yıllık mücadelesini, son operasyonları ve dayanışma zeminlerini konuştuk.
“Pembe Hayat’ın temelinde dayanışma, eşitlik ve güçlenme var”
Pembe Hayat, 20 yıl önce Ankara’daki Eryaman ve Esat saldırılarının ardından transların kendi sözlerini ve mücadelelerini kurabilmesi amacıyla bir öz örgütlenme olarak ortaya çıktı.
Arabacı, derneğin kuruluşundan bu yana hak savunuculuğunun yanında dayanışmayı, eşitliği ve transların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmasını merkeze aldığını anlatıyor:
Geçen 20 yılda bu yaklaşımı farklı alanlarda sürdürdük. Hak ihlallerini görünür kılmanın ve savunuculuk yapmanın yanında danışmanlık ve dayanışma mekanizmaları oluşturduk, trans mahpuslarla dayanışma yürüttük, Dilek İnce Giysi Bankası gibi doğrudan ihtiyaçlara yanıt veren çalışmalar yaptık. KuirFest gibi çalışmalarla da LGBTİ+ların yalnızca hak ihlalleri üzerinden değil, kültür, sanat ve kamusal yaşamın kurucu bir parçası olarak görünür olmasını önemsedik.
Derneğin kurumsallaşırken sokaktaki hareket ve dayanışma kültürüyle bağını korumaya çalıştığını söyleyen Arabacı’ya göre bu 20 yıl aynı zamanda giderek genişleyen bir baskı ortamında örgütlenmeyi sürdürebilmenin de tarihi.
Etkinlik yasakları, hedef gösterme, güvenlik riskleri ve kolluk müdahalelerinin yanı sıra ifade ve örgütlenme alanındaki daralma da bu sürecin parçaları:
“Etkinliklerin ‘kamu düzeni’, ‘genel ahlak’ veya ‘aile değerleri’ gibi gerekçelerle engellenmesi, hedef gösterilme ve güvenlik riski, kolluk müdahaleleri, ifade ve örgütlenme alanının daraltılması bu engellerin yalnızca bir parçası. Özetle Pembe Hayat’ın 20 yıllık hikâyesi biraz da bu koşullar içerisinde dayanışmayı ve örgütlenmeyi sürdürebilmenin hikâyesi.”

Pembe Hayat: LGBTİ+’lara yönelik operasyonlar siyasi sindirme girişimidir
“Bu operasyon LGBTİ+lara yönelik baskının başlangıcı değil”
Pembe Hayat Yönetim Kurulu Başkanı Belgin Çelik de “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında gözaltına alındı ve daha sonra adli kontrolle serbest bırakıldı.
Arabacı, son operasyonları LGBTİ+lara yönelik baskının başlangıcı olarak değil, uzun süredir devam eden kriminalizasyon politikasının yeni bir aşaması olarak değerlendiriyor. Ona göre hedef yalnızca kurumlar değil; LGBTİ+ların yaşamları, örgütlenme biçimleri, kamusal alandaki varlıkları ve dayanışma ağları.
Operasyonun 12 Eylül tarihine denk getirilmesine de dikkat çekiyor:
Türkiye demokrasi tarihinin en sert askeri müdahalesi olarak anılan 12 Eylül’de, darbenin gerçekleştiği saatlere eş saatlerde; gece kulüplerinin, LGBTİ+ derneklerinin ve hak savunucularının hedef alındığı bir operasyon gerçekleştirilmesi, bize bunun yalnızca bir adli soruşturma olmadığını gösteriyor. Operasyonun tarihi, hedef aldığı kişi ve kurumlar ve kullanılan dil bir arada düşünüldüğünde, LGBTİ+ların ve hak savunucularının nasıl bir siyasal iklim içerisinde hedef haline getirildiğini de ortaya koyuyor.
Soruşturmaların “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “fuhuş”, “müstehcenlik” ve “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak veya satın almak” suçlamaları üzerinden yürütüldüğüne işaret eden Arabacı, operasyonların ardından medyaya servis edilen görüntülerin ve kullanılan haber dilinin de LGBTİ+lara yönelik önyargıları pekiştirdiğini düşünüyor.
Operasyona verilen “Ailem Güvende” adının da bu politikanın parçası olduğunu söylüyor:
“‘Aile’ burada yalnızca korunması gereken bir toplumsal kurum olarak tarif edilmiyor; LGBTİ+ların ve özellikle transların karşısına konulan, bizi dışarıda bırakan siyasal söylemin merkezine yerleştiriliyor. Bunun görünen en açık sonucu şu: LGBTİ+lar giderek daha fazla kriminalize ediliyor, hedef haline getiriliyor ve kamusal alandan dışlanmaya çalışılıyor.”
Arabacı’ya göre son yıllarda “aile”, “genel ahlak”, “çocukların korunması” ve “kamu düzeni” gibi kavramların LGBTİ+ların yaşamını, örgütlenmesini ve görünürlüğünü sınırlamak için kullanıldığı bir siyasal atmosfer oluştu.

Pembe Hayat, son üç ayda toplam 538 danışmanlık verdi
Bu nedenle meselenin yalnızca dernek baskınları üzerinden ele alınamayacağını söylüyor:
Bizim açımızdan asıl soru şu: ‘Kimin ailesi güvende, kimin hayatı güvende?’ Eğer bir toplumda LGBTİ+lar ve hak savunucuları kriminalize edilerek ‘güvenlik’ sağlanıyorsa, burada korunandan çok dışarıda bırakılanların kim olduğuna bakmak gerekiyor.
“Aileleri gerçek anlamıyla güvende tutacak koşullar yaratılmıyor”
“Aileyi korumak” söyleminin neyi ve kimi koruduğunun sorgulanması gerektiğini ifade eden Arabacı, LGBTİ+lara yönelik baskı ve nefretin arttığı bir ortamda yoksulluk, şiddet ve güvencesizliğin devam ettiğine dikkat çekiyor.
“Bir günde altı kadının öldürüldüğünün haberlerini okuyoruz. İnsanların güvenli bir yaşam kurmasını engelleyen bu koşullar ortadayken, ‘aileyi korumak’ adına LGBTİ+ların hedef gösterilmesi gerçek sorunlara bir yanıt üretmiyor. Tam tersine, toplumsal eşitsizliklerin, şiddetin ve güvencesizliğin üzerini örten bir hedef gösterme siyasetine dönüşüyor.”
Arabacı’ya göre aileyi güvenli hale getirmenin yolu LGBTİ+ların varlığına müdahale etmekten değil, herkesin şiddetten, ayrımcılıktan ve yoksulluktan uzak yaşayabileceği koşulları sağlamaktan geçiyor:
Mesele gerçekten aileyi güvenli hale getirmekse, LGBTİ+ların varlığına müdahale etmek bunun çözümü olamaz. Aksine güvenli bir aileden söz edebilmek için insanların evlerinde, ilişkilerinde ve toplumda şiddetten, ayrımcılıktan ve yoksulluktan uzak yaşayabilmesi gerekiyor.
LGBTİ+ların “ailenin dışında” değil, ailelerin ve toplumun içinde yaşadığını hatırlatan Arabacı, LGBTİ+ları aile kavramının karşısına yerleştirmenin gerçek hayatta olmayan bir karşıtlık yarattığını söylüyor.
“Ailem Güvende” operasyonu kapsamında tutuklanan LGBTİ+ annesi Nedime Erdoğan’ı bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösteriyor:
“Nedime Erdoğan, yıllardır LGBTİ+ çocukların aileleri tarafından kabul edilmesi, aile bağlarının güçlenmesi ve ailelerin çocuklarının yanında durabilmesi için mücadele ediyor. Buna rağmen ‘aileyi koruma’ iddiasıyla yürütülen bir operasyonda tutuklandı. O zaman sormamız gerekiyor: Nedime bir LGBTİ+ annesi olduğu için mi ‘aile’ kavramının dışında bırakılıyor?”

NEFRET SUÇU MAĞDURU TRANSLARI ANMA GÜNÜ
Pembe Hayat: Nefrete inat barışçıl, adil, hakkaniyetli ve onurlu bir yaşam

“Birbirimizle kurduğumuz bağlar bizi ayakta tutuyor”
Arabacı, LGBTİ+ların karşı karşıya kaldığı baskının yalnızca LGBTİ+ hareketinin meselesi olarak görülemeyeceğini; eşitlik, özgürlük, adalet, hukuk ve insan haklarını savunan herkesin ortak gündemi olması gerektiğini düşünüyor.
Birleşik mücadeleyi yalnızca zor zamanlarda birbirinin yanında durmak olarak tarif etmiyor:
Birbirimizin mücadelesini kendi mücadelemiz olarak görebilmek, ortaklaşabilmek, birbirimizi dinlemek ve farklılıklarımızla birlikte hareket edebilmek gerekiyor. Bu nedenle dayanışma bizim için yalnızca bir destek biçimi değil; aynı zamanda birlikte yaşamın ve birlikte direnmenin kendisi.
Bir 8 Mart pankartında gördüğü “Umutsuzluğa kapılırsan bu kalabalığı hatırla” sözünü anımsatan Arabacı, bugün LGBTİ+ların yanında duran geniş bir dayanışma ağı olduğunu söylüyor: “Az da yalnız da değiliz.”
Pembe Hayat’ın 20 yıllık deneyiminin de bunu gösterdiğini ifade ediyor:
“Bizi ayakta tutan şey birbirimizle kurduğumuz bağlar. Yirmi yıldır Pembe Hayat’ın deneyimi bize de bunu gösteriyor: Bazen en zor koşullarda bile bir kişinin elini başka birinin eline uzatması, bir araya gelmenin ve yeniden güçlenmenin başlangıcı olabiliyor. Bu yüzden bugün ihtiyacımız olan şey birbirimize ‘korkma’ demek değil. Korktuğumuzda da birbirimizin yanında olmak. Birbirimize yalnız olmadığımızı hatırlatmak. O kalabalığı büyütmek ve birbirimizin hayatını savunmayı birlikte sürdürmek.”
*2006 yılında trans kadınlara karşı Ankara Eryaman’da başlayan ve Esat’ta devam eden saldırılar.
(YF/NÖ)





