Kuyu tipi diye adlandırılan cezaevlerinden Erzurum Dumlu 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Cihan Gökalp, cezaevlerindeki hak ihlallerine dair Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) mektup gönderdi.
Mektubunda hak ihlallerinin işkence haline geldiğini belirten Cihan Gökalp, TBB’nin sorunun çözümü için gerekli makamlar ile muhataplara çağrıda bulunmasını ve yaşanan hak ihlallerini mahpuslardan da dinlemesini talep etti.

Mahpus Kaya "kuyu tipi" hapishaneyi anlattı: En ağır işkence, insanın insandan koparılmasıdır
Yaşadıkları sorunların çözümü için karşılarında sorun çözen bir cezaevi yönetiminin olmadığının yazıldığı mektupta, aksine sorunu derinleştiren ve eziyet edici hale dönüştüren bir cezaevi yönetiminin olduğu kaydedildi.
İhlaller
Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre mektupta, "Bu anlamıyla çözüm için baronuzun büyük katkısı olacağı inancını ve umudunu koruyoruz" denilerek, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri şu şekilde sıralandı:
- Kuyu tipi cezaevinde tutuluyoruz, yılın 365 günü koğuşlarımız güneş görmüyor.
- Süreli hapis olmamıza rağmen havalandırmaya sadece 2 saat tek çıkabiliyoruz. 22 saat boyunca içeride tutuluyoruz.
- 3 kişilik koğuşta kalmaktayız, havalandırma bahçesi koğuşlardan ayrı bir bölümde. İçerisi sürekli havasız, güneş görmüyor. Bu yetmiyormuş gibi mevcut pencerelerin korkuluklarına kafes telleri (mazgal telleri) takılmış, içeri karanlık/havasız. Bu teller sağlığımızı olumsuz etkiliyor, bu teller kaldırılmalı.
- 22 saat içeride tutuluyoruz, ıslak elbiselerimizi de bu daracık 24 metre karelik odada kurutmak ve asmak zorunda bırakılıyoruz. Aynı şekilde battaniyelerde öyle. Ne havalandırmada kurutmamıza izin veriliyor ne de atölyede yıkayıp, kurutmamıza izin veriliyor. Oda da ıslak ve nemli hava hep var. Sağlığımız bozuluyor ve resmen ölüme sürükleniyoruz.
- Odaya kamera sistemi eklenmiş, tuvalet ve banyoyu görmekte, mahremiyet denen şey burada yok. Özel hayatın gizliliği ihlal ediliyor.
- Cezaevinde rutin arama yapıldığı zaman havalandırmaya çıkarılıyoruz, bir sonraki güne kadar 46 saat boyunca içeride rehin tutuluyoruz.
- Tüm cezaevlerinde tuvalet ve banyo kapılarına sürgü vurulur ancak burada bilinçli şekilde vurulmuyor.
- Tüm cezaevlerinde her hafta spor, yani açık saha ve kapalı saha olmak üzere faaliyete çıkılır. Ya da en az 2 defa kesin olarak kapalı spora çıkılır. Burada ise sadece 45 günde bir çıkılır. Şu, 8 aylık zaman dilimi içerisinde sadece 3 defa çıkarılmışız. Kanunun verdiği hakkı istiyoruz.
- Atölye denilen bomboş bir salona çıkarılıyoruz. Atölye malzemelerini getirmedikleri gibi, mahkumlarında bunları getirmelerine izin verilmiyor. Haftada 2 gün bu boş salonda ya saç traşı oluruz ya da volta atarız. Son 3 aydır gün sayısını bir güne indirdiler, sosyal aktiviteler yok.
- Kurs vb faaliyetlerden yararlanamıyoruz, engeller çıkarılıyor. Başka suç grubundaki mahkumlara ise bu imkanlar tanınmakta. Biz siyasi mahkumlar bu sosyal hakkımızdan mahrum bırakılıyoruz.
- Kitaplarımız hiç olmadığı kadar sansürlenip yasaklanıyor. Özellikle Kürt tarihi üzerine yazılan hemen hemen çoğu sansürlenir, tek başına benim 13 tane kitabım yasaklandı. Genel modülde ise 45’e yakın kitaplar yasaklandı. Fetöcülere ise kolaylık sağlanıyor. Ayrımcılık yapılıyor. Oysa kitaplarımız hakkında ne bir toplatma ne de bir yasaklama kararı var. Buna rağmen eğitim kurulu denen birim tarafından kitaplarımız yasaklanıyor ve bir işkence politikasına dönüşmüş durumda. Mektuplar da sansürden payını alıyor.
- 2 yıldır sabah saat 9 olan görüş saatimizin değişmesini talep ediyoruz. Çünkü ailelerimiz uzak şehirlerden görüşümüze gelmekte zorlanıyor. Geldiklerinde ya camilerde ya parklarda kalmakta. Görüş saatimiz 2 yıldır değiştirilmiyor, hem bize hem ailelerimize eziyet çektiriliyor.
- Döner sermayeden mahkumlar yararına tek bir şey dahi verilmiyor. Birçok hapishane temizlik malzemeleri yeterli ölçüde veriyor ama burası vermiyor.
- İç kantinden eşya temininde sıkıntı yaşıyoruz. Aylarca getirilmeyen ürünler var. Var olan ürünlerin de ölçülü satışı yapılıyor. Ürünler çok pahalı satılıyor. Manav konusunda da belirlediklerini almak zorunda bırakılıyoruz. Sebze ve meyve de onların belirlediği ürünleri almak zorundayız. Getirdikleri manav ürünlerini zincir marketten alıyorlar ve çok pahalı satılıyor. Diğer hapishaneler gibi halden alın dememize rağmen tek bir adım dahi atılmıyor.
- Yemekler iaşe bedeline göre verilmiyor, temiz yapılmıyor, sağlıklı değil, minareli ve proteini düşük yemekler getiriliyor. Bu yüzden mahkumlar bu yemekleri ya almıyor ya da aldıklarında çöpe dökmek zorunda kalıyor.
- Erzurum Türkiye’nin en soğuk mevsimin yaşandığı bir il. Diğer illere nazaran kalorifer peteklerinin ısı derecesinin yükseltilmesi lazım. Ama maalesef yükseltmiyorlar ve koğuşlar buz gibi.
"Yasal haklardan yararlanmak istiyoruz"
Gökalp, mektubun devamında şu ifadelere yer verdi:
"Sayın baro yetkilileri, maddeler halinde yazdığım ve çözülmeyen, çözülmek istenmeyen, eziyet aracı olarak bir politikaya dönüştürülen sadece bir kısmı. Çok büyük bir şey istemiyoruz; insani şartlarda yaşamak istiyoruz. Cezaevi mimarisi zaten tecritli bir yapı. Bu tecritli yapı içinde şartların insani ölçülerde düzenlenmesini ve çözülmesini istiyoruz. Kimse kalkıp cezaevi yönetiminden tahliye talep etmemiş, özel bir talep içinde bulunmamış.
"Diyoruz ki; yasal haklardan yararlanmak istiyoruz. Yasaların bize tanıdığı hakları engellemeyin. İnsani şartlarda yaşama talebimiz var. Ancak cezaevi yönetimi tüm bu sorunlara karşı kulağını kapamış ve görmezden gelmektedir. Bırakın çözmeyi gün geçtikçe yeni uygulamalar getirerek, var olan uygulamaları daha da derinleştirmektedir. Sizlerden talebimiz, ilgili makamlara çağrıda bulunmanız ve burada mahkumları dinlemenizdir."
(AB)

