Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya saldırması ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmasının ardından Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) Olağanüstü Dışişleri Bakanları Zirvesi’nde konuştu.
Telesur’un haberine göre, Rodriguez, bugün çevrimiçi düzenlenen zirvede, söz konusu ABD müdahalesini “tüm siyasi ve ideolojik çizgiler için tarihsel ve çok yönlü bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.
Rodríguez, tüm CELAC ülkelerine bu tehdit karşısında “bağımsızlık ve egemenliklerinin esaslarını ortaklaşa savunma” çağrısı yaptı.

ABD ordusu Caracas'a saldırdı
İki günlük yas
Rodríguez, ABD’nin Latin Amerika’yı “arka bahçesi” gibi gören tutumunu reddettiklerini belirterek, “emperyalist ve faşist” girişimlerle bölgeye baskı kurma niyetinin de karşısında duracaklarını söyledi.
Maduro ve eşi Cilia Flores’in serbest bırakılmaları için tüm diplomatik ve siyasi kanalların kullanılması gerektiğini vurgulayan Rodríguez, “kaba güç ve barbarlığın, uluslararası hukukun önüne geçmemesi gerektiğini” kaydetti.
Rodríguez, meydana gelen can ve mal kaybından ABD’nin sorumlu olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan sorumlu olanlardan hesap sorulması gerekecek,” dedi.
Küba hükümeti ayrıca, ABD’nin Venezuela’ya saldırısı esnasında 32 asker ve polisinin hayatını kaybettiğini açıklayarak ülkede iki gün yas ilân etti.
Kolombiya: “Bizi nüfuz alanınız gibi görmeyin”
Öte yandan, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro da, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesine ve genel olarak bölgeye yönelik tehditlerine değinerek şöyle dedi:
“Maduro’nun iyi ya da kötü biri olup olmadığı tartışılabilir; ancak Kolombiya yargısının, yarım asrı aşkın süredir dünyanın en büyük kokain mafyalarıyla mücadele eden arşivlerinde ne Nicolás Maduro’nun ne de Cilia Flores’in adına rastlanmaktadır. Bu yöndeki suçlamalar, halk iradesini devirmeye çalışan Venezuela muhalefetine mensup bazı generaller tarafından dile getirilmektedir.
“Kolombiya yargısı bana bağlı değildir; bağımsızdır ve büyük ölçüde muhalefetin denetimindedir. Uyuşturucu mafyaları ve kokain ticaretiyle ilgili gerçekleri görmek isteyenlerin Kolombiya’nın yargı kayıtlarına bakması yeterlidir. Bu nedenle Trump’ın bilgisizce yaptığı açıklamaları kesin bir dille reddediyorum. Adım, 50 yıldır ne geçmişte ne de bugün uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin yargı dosyalarında yer almıştır. Bana iftira atmaktan vazgeçin.
“Ben, Kolombiya’da ‘olağanüstü hâl’ rejimi altındaki sivil diktatörlüğe karşı demokrasi için mücadele eden M-19 hareketinin bir parçasıydım. 1974’te, Chávez’den çok önce, Bolívar’ın kılıcını yeniden halkın eline veren bu hareket, çağdaş Latin Amerika’daki ilk barış sürecini hayata geçirmiştir. Kolombiya halkı, uyuşturucu kartellerinin ve onların siyasi müttefiklerinin yarattığı büyük bir yıkıma maruz kaldı; on binlerce yoldaşımız demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirdi. Buna rağmen dış müdahale talep etmedik; direndik ve barışla kazandık.
“Gazze’deki soykırıma karşı New York’ta, Birleşmiş Milletler önünde konuştuğum için cezalandırıldım. Bunun karşılığı olarak bana uyuşturucu kaçakçısı yaftası yapıştırıldı. Oysa ne servetim var ne de yurt dışında mülklerim, evimin taksitlerini hâlâ maaşımla ödüyorum. Bu açık bir adaletsizliktir. Latin Amerika, bir suç yuvası değil; uzun bir özgürlük, direniş ve cumhuriyetçilik tarihine sahip bir coğrafyadır. Bizi tek taraflı olarak kendi nüfuz alanınız gibi görmeyin. Demokrasi ve özgürlük için mücadele eden halkları, iftiralarla karalamaktan vazgeçin.” (TY)









