Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında fon krizine, 2027 yılı bütçe teklifine, İstanbul’daki sel felaketine ve Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e ilişkin değerlendirme yaptı.
Fon krizinde sorumluluğun yalnızca bir kişiyle sınırlı tutulamayacağını söyleyen Koçyiğit, “Ortada bir cinayet var ama biz katili bilmiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Fon vurgununun müsebbibi AKP iktidarının kendisidir. AKP iktidarının liyakatsiz atamalarıyla koltuğa oturttuklarıdır, yandaşlarıdır, kendi adamlarıdır. Bir iki kişiden bahsetmiyoruz” diye konuştu.
“Yüz binlerce insanın ahını aldınız”
Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yetkilerinin artırılması tartışmasına da değinen Koçyiğit, kurumların mevcut yönetimleri görevdeyken yetki artışına gidilmesini eleştirdi. Koçyiğit, “İşin başında SPK var. Bu kurumların yetkisini, aynı kişiler kurumlarda devam ederken, hiçbir istifa olmamışken devam ettirmek buradaki 500 bin insanın hakkını hukukunu ikinci bir defa görmezden gelmek demektir” dedi.
Mağdurların devletten ana paralarının iadesini ve zararlarının giderilmesini istediğini aktaran Koçyiğit, denetleyici kurumların ve ilgili bakanlıkların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Meclis’te araştırma komisyonu kurulması taleplerini sürdüreceklerini belirten Koçyiğit, şöyle konuştu:
“Binlerce insan bize yazıyor; diyor ki: ‘Hakkımız yenildi, biz bunun böyle olacağını bilemezdik, devletin sorumluluğu var. Devlet denetlemek zorunda; SPK denetlemek zorunda, BDDK, Maliye Bakanlığı işini yapmak zorunda. Ana paramızı versinler, mağduriyetimizi gidersinler’ diyorlar. Mağdur olan her bir yurttaşın hakkını verin, mağduriyetini giderin ve bu sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi için elinizden gelen bir şey varsa yapın.”
Koçyiğit, “Yüz binlerce insanın ahını aldınız, yüz binlerce insanı mağdur ettiniz ve biz o yüz binler adına sormaya devam edeceğiz. Bu suçun müsebbibi sizsiniz, bu vurgunu siz yaptınız. Hepiniz oradaydınız, hepiniz bu suçun ortağısınız; hesap sormaya devam edeceğiz” dedi.
“2027 bütçesi sermayenin bütçesidir”
2027 yılı bütçe teklifini de eleştiren Koçyiğit, bütçede faiz ve savunma harcamalarının arttığını, emekçilerin ise vergi yükü altında bırakıldığını söyledi.
“2027 bütçesi de tıpkı 2026 ve ondan önceki bütçeler gibi aslında sermayenin bütçesidir, zenginin bütçesidir; yoksulun ve işçinin hakkını gözetmeyen bir bütçeyle karşı karşıyayız” diyen Koçyiğit, vergi yükünün emekçilerin üzerinde olduğunu belirtti.
Faiz giderlerinin bütçedeki payına dikkat çeken Koçyiğit, her 100 liranın 17 lirasının faize gittiğini söyledi. Bu kaynağın çiftçilere, açlıkla karşı karşıya kalan öğrencilere, ilaç masraflarını karşılayamayan yoksullara, emeklilere ve asgari ücretlilere ayrılabileceğini belirten Koçyiğit, iktidarın yoksullukla mücadele etmek yerine yoksulluğu yönettiğini savundu.
“Dilde barış varsa bütçede de barış olmalı”
Savunma sanayisine ayrılan payın artırılmasını da eleştiren Koçyiğit, barış süreci ile bütçe tercihleri arasında uyum olması gerektiğini söyledi.
“Barışı konuşuyoruz. Barış ve demokratik toplum sürecindeyiz. Yeni bir döneme kapı aralıyoruz. O zaman bu güvenlikçi politikalara ayırdığınız bütçeyi nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Dilde barış varsa bütçede de barış olmalıdır. Dilde barış, bütçede güvenlikçi politikalar kabul edilebilir değil” dedi.
Koçyiğit, çatışmaların sona ermesiyle birlikte silahlanmaya ayrılan kaynakların halkın yaşam koşullarını iyileştirmek için kullanılmasını isteyen yurttaşların beklentisini şöyle anlattı:
“Çatışma bittiyse kurşuna, mermiye, jete giden para bana yatırım olarak dönsün. Benim hayatımda anlamlı bir değişikliğe neden olsun. Refahım artsın. Bu ülkeye dair umudum artsın. Gelirim artsın. Sofram büyüsün istiyor.”
İstanbul’daki sel felaketi ve COP31
İstanbul’daki sel felaketinde altı kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Koçyiğit, özellikle yoksul mahallelerde hasarın daha ağır olduğunu söyledi. Selin etkilerinin sınıfsal eşitsizliklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Koçyiğit, dere yataklarının yapılaşmaya ve ranta açılmasını eleştirdi.
“Kriz gökyüzünde başlamıyor. Kriz, o gökyüzünden yağan yağmur yere değdiğinde akacak dere yatağı, değecek toprak, yer altına süzülecek yer bulamadığında başlıyor” diyen Koçyiğit, yaşananlardan doğayı rant uğruna tahrip eden anlayışın sorumlu olduğunu söyledi.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasına da değinen Koçyiğit, kentlerin betonlaşmasına ve doğanın tahrip edilmesine dikkat çekerek, “Bu anlayışla COP31’de ne anlatmayı düşünüyorsunuz? Her yer talan edilmişken, gerçek anlamda insan yaşamı, doğa hiçbir şekilde önemsenmezken, kentlerin altı üstüne getirilmişken, neredeyse bir metrekare toprakla buluşacağı alan kalmamışken, kentleri betona gömmüşken gidip COP31’de ne anlatacaksınız, neyi ifade edeceksiniz?” diye sordu.
(EMK)







