Beş gencin hazırladığı “Kimlik 5.0” sergisi, sanatı ve bilimi bir araya getirerek bireysel deneyimler ile toplumsal gerçeklikler arasında yeni bir düşünme alanı açıyor.
Farklı disiplinlerden yaklaşımların buluştuğu serginin genç küratörleri, ziyaretçilere kişisel keşiflerden kolektif hafızaya uzanan çok katmanlı bir anlatı sunuyor.
Yapay zekâ analizlerinden kent hafızasına, kumaşlarla aktarılan hikâyelerden insan ve makine ilişkisine kadar geniş bir yelpazede ürettikleri işler; kimlik, aidiyet, bastırılmış duygular ve toplumsal dönüşüm üzerine sorular yöneltiyor, ziyaretçilerini “kimlik” kavramını yeniden düşünmeye, anlamaya ve birlikte inşa etmeye davet ediyor.
Sergi ve Küratörler
Aydanur Akkut’un “AI Powered Self Reflection”, Sevde Duman’ın “Sonsuz Deneyim”, İzem Ayşegül Topal’ın “M/OTHER”, Batuhan Aysan’ın “Eksik Motif” ve Kader Barış’ın “Ophelia” isimli çalışmalarından oluşan sergi, 7 Ocak 2026, saat 20.00’de İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi’nde sanal olarak açılıyor.
Sergi, ilerleyen süreçte fiziksel olarak da ziyaretçilerle buluşacak. 7 Ocak’taki açılışta, küratörler sergilerinin oluşma hikâyelerini ve eserlerini tanıtacaklar. Etkinliğe katılım ücretsizdir. Kayıt gereklidir. Zoom Kayıt Linki
“Kimlik 5.0” sergisi hakkında konuşmak için, proje ekibinden Aydanur Akkut ve Sevde Duman’la buluştuk.
“Kimlik”, “aidiyet”, “cinsiyet” kavramları hakkında düşündüğünüz “Kimlik 5.0” sergisi fikri ne zaman ve nasıl doğdu?
Aydanur Akkut: "Kimlik 5.0" fikri, bireysel bir “kendilik hâlini keşfetme” yolculuğundan ve toplumsal bir huzursuzluk hâlinden beslenerek doğdu. Bilimin ve sanatın sansürlendiği, bireylerin pasifleştirildiği bir çağda; teknolojinin sunduğu imkânlar ile sanatın hikâye aktarma yönünü birleştirme fikri bu süreci tetikledi. Proje, özellikle toplumsal olarak görünmez kılınan genç sanatçıların kendi “kırılma noktalarını” hikâyeleştirmeleri sonucunda somutlaştı.
Bu fikir, kimliği sabit bir olgu yerine, spiraller gibi iç içe geçen ve katmanlı bir yapı olarak kurgulama arzusuyla beş farklı kişinin küratöryel bir atölye zemininde buluşarak hikâyesini sanatla aktarma çabası ile gelişimini tamamladı.
"İzleyici özneye dönüştü"

Serginizle neleri değiştirmek, görünür kılmak ya da unutturmamak istediniz?
Aydanur Akkut: Sanatın sadece “izlenen” bir şey değil, bireyin kendi yaşam alanında toplumsal dönüşümü tetikleyen somut bir araç olduğunu göstermek istedik. Özellikle gençlerin ve queer bireylerin gündelik hayattaki deneyimlerini sanat yoluyla görünür kılarak, “sistemsel ötekileştirme” ve “görünmezlik” sorununa karşı bir direnç alanı yaratmayı hedefledik. Kısa vadede bireysel aidiyet duygusunu güçlendirmeyi, uzun vadede ise bu farkındalığı bir toplumsal aktivizm aracına dönüştürmeyi amaçladık.
Ayrıca teknoloji ve yapay zekâ gibi araçlar kullanarak, insanın en ham hâlinin keşfedilme sürecinde nasıl rol oynayabileceğini araştırmaya çalıştık. Hatırlatmak istediğimiz en temel gerçek ise; kimliğin inşasında ötekinin kabulüne ihtiyaç duymadan, her bir deneyimin birikerek bizi biz yaptığı ve bu birikimin başlı başına bir “güçlenme” kaynağı olduğudur.
"Harita, kendini iyi hissettiğin yerde durmaya izin veriyor"

Toplumsal cinsiyet eşitliği + sanat + kolektif hafıza üçlüsünün buluşması nasıl bir alan yarattı?
Sevde Duman: Bu üçlü bir araya geldiğinde sergi, bireysel anlatılardan oluşan ortak bir hatırlama mekânına dönüştü. Sanat burada bize bir aracı oldu.
Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında bastırılan, silinen ya da ötekileştirilen deneyimler; kolektif hafızada yer açma imkânı buldu. İzleyici, sadece izleyen değil; hatırlayan, empati kuran ve kendi konumunu sorgulayan bir özneye dönüştü.
Aydanur Akkut: Bu buluşma, yapay zekâ, mühendislik ve tasarım gibi günümüz karmaşık sistemleri içinde toplumsal cinsiyetin ve kimlik arayışının nasıl bir “hayatta kalma stratejisi” olabileceğini araştırdı. Sanatçılar birbirlerinin deneyimlerinden beslenirken, izleyiciye de kendi kimlik katmanlarını sorgulayabileceği güvenli ve disiplinlerarası bir diyalog zemini sundu. Her birimiz kişisel hikâyelerimizi ve anılarımızı, sanat ve teknolojik imkânlarla yansıtmaya çalışarak kendimiz ve toplum arasında bir aidiyet köprüsü inşa etmeye çalıştık.
Sevde, senin serginin adı “Sonsuz Deneyim”. Ziyaretçiler bu haritada nelerle karşılaşacak?
Sevde Duman: Düzgün bir yol değil; üst üste binmiş, yer yer silinmiş, bazen yarım kalmış bir harita bu.
Çizimler bu haritanın birbirinden çok farklı durakları gibi aslında. Kimliğin ilk fark ediliş anlarını, saklanma ihtiyacını ya da kısa süreli rahatlama hâllerini temsil ediyor. İzleyici bu haritada kendi deneyimiyle kesişen bir duyguya rastlayabilir. Kimliğin sabitlenmediğini, durmanın ve kararsız kalmanın da sürecin bir parçası olduğunu hatırlatan bir alan bu. Bu harita dolaşmaya, kaybolmaya ve kendini iyi hissettiğin bir yerde durmana ya da bir yerde durup düşünmene izin veriyor.
Hikâyeleri toplumsal iyilik hâlini artırmak için kullanmak

Kimlik 5.0 sergisini bir çağrıya dönüştürseydiniz, ne söylerdiniz?
Aydanur Akkut: Kimlik birden fazladır ve katmanlıdır. Seçemediğimiz kimlikler, inşa ettiğimiz kimlikler ve devletin gözünden bize ait kimlikler bulunmaktadır. Bu kimlikler aidiyet duygusunun inşasında etkin rol oynarlar. Kim olduğumuz ve hangi haklara eriştiğimiz konusu da yine kimliklerimizden bağımsız değildir. Elimizdeki imkânlarla, kişisel hikâyelerimizi toplumsal iyilik hâlini artırmak amacıyla ayna olarak kullanalım. Dayanışmanın ve kolektif üretimin gücüyle, görünmez kılınan her hikâyeyi toplumsal hafızanın merkezine birlikte taşıyalım.
Sevde Duman: İyileşme çoğu zaman “tamamlanmak” değil, devam edebilmektir bence. Sonsuz olan şey deneyimlerimiz. Deneyimlediklerimiz bize iyileşmek için alan açar, düşündürür, sorgulatır, yeniden deneyimletir. Ve böylece iyileşme fırsatı yakalarız.
Kendime şefkatli yaklaşım

Aydanur, bu çalışma kişisel olarak seni nasıl etkiledi?
Aydanur Akkut: Bu çalışma benim için gerçek bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Yıllarca rastgele kaydettiğim video günlüklerimi önüme alıp izlemek, onlarla bir veri seti oluşturup anlamlı bir çıktı elde etmeye çalışmak inanılmaz bir deneyimdi. İnsanın kendisine görüntü ve ses olarak bu kadar maruz kalması bile çok yorucu olabiliyormuş. Sanırım yazarak ya da benim gibi kendini kaydederek günlük tutmak bir baş etme mekanizması olarak ele alınabilir. Burada yer alan duygular ve hayatta kalma stratejilerimiz gelecekte benzer sorunlarla tıkandığımız noktalarda bize ışık tutabilir. Belki de dönüp bir daha izlemeyeceğim bu günlükler, bu çalışma sayesinde çeşitli kimliklerim (queer, kadın, asimile edilmiş bir etnik köken) zamanla hayatıma nasıl etki etti, yaşadığım kişisel ya da sistematik sorunları hangi duygularla ele aldım gibi soruları sormamı sağladı. Ayrıca kendime karşı daha şefkatli bir yaklaşım geliştirdim.
Ayda, ziyaretçiler senin işlerini izlerken hangi sorularla yüzleşecek?
Aydanur Akkut: Yüzleştirmekten ziyade “Kendi yaşam yolculuğumuzda kaydedilen rastgele verilerle bize bir ayna tutulsaydı, orada kendimizle ilgili neler görürdük?” sorusunu gündeme getirmek istedim. Ayrıca, algoritmaların bizi bizden daha iyi tanıyor olması fikrinin bizde uyandırdığı duyguları ve bu durumun kimliğimizi anlama sürecinde bir fayda sağlayıp sağlamayacağını sorgulamalarını amaçladım.
Sevde, sen “Sonsuz Deneyim” çalışmanla ne hedefledin?
Sevde Duman: İzleyiciyi tek bir duyguya yönlendirmek istemedim. Ne doğrudan sarsmak, ne de sadece güvenli bir alan oluşturmak istedim. Daha çok izleyicinin kendi ritmini bulabileceği bir alan yaratmayı hedefledim.
İzleyicinin ne hissetmesi gerektiğini söyleyemezsin; ona hissetme izni verirsin. Düşünmek, sarsılmak ya da sakinleşmek… Bunların hepsi mümkün ve eş zamanlı. Eserlere baktığında izleyici ihtiyacı olan duyguyu kendiliğinden ortaya çıkaracaktır diye düşünüyorum.
(MA/EMK)







