IPS İletişim Vakfı/Atölye BİA'nın düzenlediği Çocuk Odaklı Habercilik Atölyesi'nde İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Kardelen Ateşci, “Hukukta Çocuk ve Çocuk Hakları” başlıklı bir oturum gerçekleştirdi.
Ateşci, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin gazeteciler için temel başvuru kaynaklarından biri olduğunu belirtti. Çocukların çoğu zaman masumiyet ve kırılganlık üzerinden tanımlandığını söyledi. Öncelikle hak sahibi bireyler olarak görülmeleri gerektiğini vurguladı.

Atölye BİA’dan Çocuk Odaklı Habercilik Atölyesi’ne çağrı
Bu gönderiyi Instagram'da gör
“Çocuk adalet sisteminin amacı çocuğu topluma yeniden kazandırmak”
Çocukluk döneminin fiziksel ve ruhsal gelişimin sürdüğü bir süreç olduğunu hatırlatan Ateşci, çocukların karar verme ve davranışlarının sonuçlarını değerlendirme becerilerinin yetişkinlerden farklı olduğunu belirtti.
Çocuklara özgü bir adalet sisteminin gerekliliğini şöyle açıkladı:
Çocuk adalet sistemini yetişkin adalet sisteminden ayıran en önemli şeylerden biri, çocuğun toplumla yeniden bütünleşebilmesi, topluma yeniden kazandırılması. Yani ceza verilip geçilmesi değil, çocuğun yeniden toplumla bütünleşmesini sağlayacak bir yaklaşım.
Ateşci, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin devlete ve toplumdaki bireylere sorumluluk yüklediğini hatırlattı. Çocuk işçiliği, eğitime erişememe, ihmal ve istismar gibi hak ihlallerine dikkat çekti. Bu ihlallerin, çocukları adalet sistemiyle karşı karşıya getiren koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Adli süreçteki çocuk kavramı, çocuğu tek başına bırakıyor”
“Suça sürüklenen çocuk” ifadesinin yerine getirilen “adli süreçteki çocuk” kavramını değerlendiren Ateşci, her iki ifadenin de eleştiriye açık olduğunu söyledi.
“Suça sürüklenen çocuk” ifadesinin yoksulluk, dışlanma, ihmal, istismar ve şiddet gibi toplumsal koşullara işaret ettiğini anlattı. Ateşci, kavramın aynı zamanda çocuğun suç işlediği yönünde peşin bir kabul yaratabildiğine dikkat çekti.
“Adli süreçteki çocuk” ifadesinin ise devletin ve toplumun sorumluluklarını görünmez kıldığını belirtti:
Adli süreçteki çocuk, çocuğu tek başına bırakan bir kavram. Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin devlete, topluma ve yetişkinlere yüklediği sorumlulukları görünmez kılıyor. Sanki çocuk bu suçu tek başına işlemiş ve bütün sorumluluk ona aitmiş gibi bir izlenim yaratıyor.
Ateşci, çocukların adalet sisteminde mağdur, tanık veya suç işlediği iddia edilen kişi olarak bulunabileceğini hatırlatarak yeni ifadenin bu farklı konumları da belirsizleştirdiğini söyledi.
Bu gönderiyi Instagram'da gör
“Masumiyet karinesini ortadan kaldıran bir dil kullanılıyor”
Medyada çocukların suçla ilişkilendirildiği haberleri değerlendiren Ateşci, “cani”, “katil” ve “suç makinesi” gibi ifadelerin çocukları damgaladığını ve masumiyet karinesini ihlal edebileceğini söyledi.
Çocukların geçmişte haklarında ortaya atılan suç iddialarının yeni haberlerde kesinleşmiş suçlar gibi sunulmasını eleştirdi:
Bir çocuğun 39 suç kaydı olabilir ama 40'ıncı suçu işlememiş olabilir. Siz onun masumiyet karinesini elinden alıp toplum nezdinde damgalıyorsunuz. Bu çocuk 39 suç işledi, 40'ıncıyı da işler diyorsunuz.
Ateşci, gazetecilerin çocukları tek bir olay ya da suç iddiası üzerinden tanımlamaktan kaçınması gerektiğini vurguladı. Haberlerde kullanılan dilin toplumun çocuklara bakışını da şekillendirdiğini belirtti.
Masumiyet karinesi nedir?
Bir kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit olana kadar masum kabul edilmesi ilkesidir. Gazetecilerin, hakkında suç iddiası bulunan çocukları suçlu ilan eden ifadelerden kaçınmasını gerektirir.
“Hızlı olmak yerine etik olanı tercih etmeliyiz”
Ateşci, çocukların kimlik bilgilerinin korunmasının gazetecilerin temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti. İsimleri paylaşılmasa bile okul, mahalle veya aileye ilişkin bilgilerin çocukların kimliklerini açığa çıkarabileceğini söyledi.
Ateşci, cinsel istismara maruz bırakılan bir çocuğun kimliğinin haberlerde dolaylı olarak açığa çıkarıldığı bir örnek paylaştı. Çocuğun bu nedenle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kaldığını anlattı. Bu tür haberlerin çocukların eğitim hayatını, sosyal ilişkilerini ve psikolojik iyilik hâlini etkileyebileceğini vurguladı.
Dijital medyada haberlerin hızla yayılmasının hak ihlallerini de beraberinde getirebildiğini belirten Ateşci, gazetecilerin yayın öncesinde çocuğun üstün yararını ve yeniden travmatizasyon riskini değerlendirmesi gerektiğini anlattı:
Hızın bu kadar fazla olduğu bir dünyada yavaş ve etik hareket etmek daha zor gelebilir hepimize. Fakat ilk ben gireyim demek yerine doğru ne, etik ne diye sorarak haber yaparsak çocuğun üstün yararını da gözetmiş oluruz.
Yeniden travmatizasyon nedir?
Travmatik bir olay yaşamış kişinin, yaşadıklarını hatırlatan durumlar nedeniyle yeniden psikolojik sıkıntı yaşamasıdır. Habercilikte çocuğun yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmaya zorlanması, kimliğinin açığa çıkarılması veya olayın sansasyonel biçimde sunulması bu riski artırabilir.
Çocuğun üstün yararı nedir?
Çocuğu ilgilendiren her türlü karar ve uygulamada, çocuğun haklarının, ihtiyaçlarının ve esenliğinin öncelikli olarak gözetilmesi ilkesidir. Habercilikte, bir bilginin yayımlanmasının çocuğa zarar verip vermeyeceğinin değerlendirilmesini gerektirir.
(EG)







