12 Eylül'de “Ailem Güvende” adıyla başlatılan operasyon kapsamında tutuklanan Kaos GL Derneği yöneticileri, LGBTİ+ hak savunucuları ve gazetecilerin avukatları, bugün (22 Ekim) İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi'nde basın toplantısı düzenledi.
Kaos GL avukatları adına açıklamayı okuyan avukat Kerem Dikmen, operasyonun üzerinden 40 günü aşkın süre geçmesine rağmen somut delil ortaya konulmadığını ve henüz iddianame hazırlanmadığını belirtti.
Dikmen, tutuklamaların hukuki bir tedbir olmaktan çıkarak cezalandırmaya dönüştüğünü söyledi.

Selin Berghan: Çocuk haklarını en iyi bilenlerden biri LGBTİ+ hareketidir
“Gazetecilik faaliyetleri suçlama konusu yapıldı”
Operasyon kapsamında 13 Eylül'ün ilk saatlerinde Kaos GL'nin Ankara'daki ofisine baskın düzenlenerek bilgisayarlara el konuldu.
Derneğin yönetim ve denetim kurullarının asil ve yedek üyeleri gözaltına alındı. Yedek üyeler adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken mevcut yönetim ve denetim kurulu üyeleri tutuklandı.
LGBTİ+ hak savunucuları Janset Kalan, Nedime Erdoğan, Umut Derin, Selin Berghan, Burçin ve Metin ile gazeteci Tuğba Tekerek bir ayı aşkın süredir Sincan Cezaevi'nde tutuluyor.
Avukatlar, tutuklamalara Kaos GL'nin sosyal medya hesaplarındaki haber ve yazıların gerekçe gösterildiğini belirtti. Emniyet sorgularında müvekkillerine derneğin Instagram paylaşımlarının, yasal fon kaynaklarının ve gazetecilik faaliyetlerinin sorulduğunu aktardı.
Suçlamalara konu edilen dijital platformlara Türkiye'den bir buçuk yılı aşkın süredir erişilemediğini belirten avukatlar, bu durumun soruşturma dosyasındaki araştırma raporunda da yer aldığını kaydetti. Kolluk görevlilerinin içeriklere VPN kullanarak ulaştığını düşündüklerini ifade etti.
Açıklamada, “Müstehcenlik adı altında LGBTİ+ varoluşunun suçlulaştırılması ile karşı karşıyayız” denildi.
“Tutuklama yasağına rağmen cezaevindeler”
Avukatlar, müvekkillerine yöneltilen suçlamaların tutuklama koşullarını karşılamadığını savundu.
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 226. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun cezasının altı aydan iki yıla kadar hapis olduğunu hatırlatarak bu ceza sınırı bakımından tutuklama yasağı bulunduğunu belirtti.
Dernekler Kanunu'nun 32. maddesine ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine de işaret eden avukatlar, bir derneğin yönetim veya denetim kurulunda görev yapmanın tek başına suçun faili olmak anlamına gelmeyeceğini vurguladı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Tutuklama bir ceza değildir. Hiçbir suç delili olmadığı halde, müvekkiller, olası bir mahkûmiyette dahi fiilen karşılaşmayabilecekleri bir özgürlükten yoksun bırakma yaptırımı peşinen uygulanmaktadır. Bu, koruma tedbiri değil, tutuklama adı altında cezalandırmadır. İddianamesiz uzatılan bu tutukluluk, fiilî bir rehin tutma uygulamasına dönüşmüştür.
Cezaevinde tecrit, çıplak muayene ve kötü muamele iddiaları
Avukatlar, Sincan Cezaevi Kampüsü'nde tutulan müvekkillerinin tecrit, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi ve kötü muamele gibi hak ihlallerine maruz kaldığını açıkladı.
Tutukluların bir arada kalma taleplerinin reddedildiğini, bazılarının günlerce izolasyon koşullarında tutulduğunu belirten avukatlar, trans aktivistlerin hormon terapisine ve temel sağlık hizmetlerine erişiminin de engellendiğini veya geciktirildiğini bildirdi.
Üç tutuklunun can güvenlikleri sağlanamadığı için aynı kampüs içindeki başka bir cezaevine nakledildiği aktarıldı.
Avukatlar, ilk gönderildikleri cezaevinde bir müvekkillerinin hekim gözetiminde çıplak muayeneye maruz bırakıldığını, üç müvekkillerinin ise infaz koruma memurları tarafından tehdit edildiğini ve hakarete uğradığını belirtti.
Soruşturma sırasında da müvekkillerinin avukatlarına haber verilmeden zorla kan ve idrar testine götürüldüğünü söyleyen avukatlar, telefon içeriklerinin ve kişisel fotoğraflarının incelenmesiyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini savundu.

Uluslararası Af Örgütü’nden tutuklu LGBTİ+ hak savunucuları için Acil Eylem
“Asılsız suçlamalar düşürülsün”
Kaos GL'nin 32 yıldır insan hakları alanında faaliyet gösterdiğini hatırlatan avukatlar, derneğin yasal çalışmalarının suçlama konusu yapılmasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtti.
Operasyonun siyasi olduğunu savunan avukatlar, tutuklamaların kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade ve basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve masumiyet karinesi bakımından hak ihlallerine yol açtığını ifade etti.
Avukatlar, suçlamaların düşürülerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesini, aksi hâlde derhal iddianame hazırlanmasını ve müvekkillerinin serbest bırakılmasını istedi.
Açıklama şu sözlerle sona erdi:“Hukukun sınır tanımadığı yerde hiç kimsenin özgürlüğü güvence altında değildir. Bu asılsız suçlamaların derhal düşürülmesini, savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesini; bunun olmadığı durumda ise en azından derhal iddianame hazırlanarak müvekkillerimizin kendilerini savunma haklarının tanınmasını ve serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.
(NÖ)










