Türkiye'de cezaevlerinde tutulan kadınların sayısı son yirmi yılda yaklaşık 12 kat artarken, kadın mahpusların sağlık, iletişim, sosyal faaliyet ve koşullu salıverilme haklarına erişiminde yaşanan sorunlar ağırlaşıyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Kadın Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz, Mezopotamya Ajansı'ndan Ceylan Şahinli'ye verdiği 29 Ekim tarihli röportajda, cezaevlerinin fiziksel koşullarından infaz kurullarının kararlarına kadar uzanan ayrımcı uygulamalara dikkat çekti.
Türkiye cezaevlerinde 21 bin 179 kadın ve 266 kız çocuğu var
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 1 Ekim 2026 verilerine göre Türkiye'deki cezaevlerindeki toplam 434 bin 337 mahpusun 21 bin 179'unu yetişkin kadınlar ve 266'sını kız çocukları oluşturuyor.
Londra Üniversitesi Birkbeck bünyesindeki World Prison Brief verileri, Türkiye'de 2005'te 1.802 olan kadın mahpus sayısının 2026'da 21.445'e yükseldiğini gösteriyor. Bu, yaklaşık 21 yılda 11,9 kat artış anlamına geliyor.
Kadınların hapsedilme hızı erkeklerden yüksek
Akyüz, Türkiye'deki artışın dünya genelindeki eğilimden bağımsız olmadığını belirtti.
World Prison Brief'in 2025'te yayımladığı Dünya Kadın Mahpus Listesi araştırmasına göre dünya genelinde yaklaşık 733 bin kadın ve kız çocuğu hapiste. Kadınlar toplam mahpus nüfusunun yüzde 6,8'ini oluşturuyor. Ancak 2000'den bu yana dünyadaki kadın mahpus nüfusu yüzde 57 artarken erkek mahpus nüfusundaki artış yaklaşık yüzde 22'de kaldı.
Akyüz, bu verileri değerlendirirken, Türkiye ile paralelliğe dikkat çekti:
"Dolayısıyla kadınların daha hızlı hapsedildiğini görüyoruz. Benzer bir durum Türkiye'de de var"
Cezaevleri erkeklerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş
CİSST temsilcisine göre kadınların karşılaştıkları sorunların önemli bir bölümü, ceza infaz sisteminin erkek mahpuslar esas alınarak tasarlanmasından kaynaklanıyor.
Akyüz'ün tespiti şöyle:
"Türkiye'de hapishane sistemi kadınlar ve erkekler üzerinden ikili bir cinsiyet sistemine göre kurulmuş durumda. Ancak bu sistemin mekansal düzenlemelerine, yasal düzenlemelerine ve metinlerin hazırlanma biçimine baktığımızda erkeklerin ihtiyaçlarına göre düzenlendiğini görüyoruz"
Cezaevlerinde kadınların ortak kullanım alanlarına, eğitim programlarına, sosyal faaliyetlere ve kantin malzemelerine erişiminde sorunlar yaşandığını belirten Akyüz, özellikle erkek mahpusların çoğunlukta bulunduğu kurumlarda kadınların ihtiyaçlarının geri plana itildiğini anlattı.
Akyüz'e göre yeni cezaevi tiplerinde açık havaya, güneş ışığına ve sosyal ilişkilere erişimin kısıtlanması da kadınların fiziksel ve ruhsal sağlığını etkiliyor.
Koşullu salıverilmede keyfî karar şikâyetleri
Röportajın önemli başlıklarından biri de cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurullarının koşullu salıverilme konusunda verdiği kararlar.
CİSST'e ulaşan başvurulara göre bazı kadın mahpusların koşullu salıverilme hakları, kendi iradeleri dışında ortaya çıkan koşullar gerekçe gösterilerek engelleniyor.
Akyüz, bunun somut bir örneğini şöyle aktardı:
"Örneğin erkek hapishanesinde kalan bir kadın, hapishanenin organizasyonundan kaynaklanan sorunlar nedeniyle bir etkinliğe katılamayabiliyor. Bu durum kadının kendisiyle değil, hapishanenin organizasyonuyla ilgili. Ancak kadının etkinliklere katılmamış olması nedeniyle İdare ve Gözlem Kurulu'nun olumsuz karar verdiğine ilişkin başvurular alabiliyoruz."
Akyüz, özellikle siyasi kadın mahpusların açık cezaevine ayrılma, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme uygulamalarında ağır kısıtlamalarla karşılaştıklarını söyledi.
Bu uygulamaların hukuki dayanakları ve mahpusların bireysel koşulları farklılık gösterse de CİSST'e iletilen şikâyetler, iyi hâl değerlendirmelerinin nesnel ölçütlere dayanıp dayanmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Sincan'daki ölüm ve intihar iddiaları araştırılıyor
Akyüz, uzun süredir hak ihlali iddialarıyla gündemde olan Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde temmuz ayında yoğun başvuru aldıklarını belirtti.
CİSST, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneğinden (ÇHD) avukatların katılımıyla cezaevini ziyaret ettiklerini açıklayan Akyüz, adli kadın mahpuslarla yapılan görüşmelerde son bir yılda çok sayıda intihar girişimi ve ölüm yaşandığına ilişkin anlatımlar dinlediklerini söyledi.
Akyüz, çocuğuyla telefon görüşmesi yapması engellenen bir kadının, ancak kendisine zarar vermesinin ardından bu hakkına erişebildiği yönünde başvuru aldıklarını belirtti.
"Dolayısıyla bir hakka erişmenin kişinin kendisine zarar vermesinden geçtiği bir durumdan söz ediyoruz" diyen Akyüz, ölüm vakalarına ilişkin incelemelerin sürdüğünü, hazırlanan raporların kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi.
Sincan'daki ölüm iddiaları daha önce de parlamentoya taşınmıştı. DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, 28 Temmuz'da TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, son dört ay içerisinde dört adli kadın mahpusun yaşamını yitirdiğini ve ölümlerinin intihar olarak kaydedildiğini açıklamıştı. Ayan ayrıca yedi kadının kendisine zarar verdiği bilgisinin avukatlarca doğrulandığını söylemişti.
Bu iddialar üzerine DEM Parti milletvekilleri Beritan Güneş Altın ve Meral Danış Beştaş tarafından eylül ve ekim aylarında Adalet Bakanlığına yazılı soru önergeleri sunuldu. TBMM'nin erişilebilen kayıtlarında bu önergelere verilmiş bir Bakanlık yanıtı bulunmuyor.
Sincan'daki ölümlerin nedenleri, sorumluluklar ve iddia edilen ihmaller konusunda bağımsız soruşturmalarla doğrulanmış sonuçlar henüz kamuoyuna yansımış değil.
Resmî raporda kapasite aşımı ve psikolojik destek yetersizliği
Sincan Kadın Kapalı Cezaevindeki sorunların geçmişi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun (TİHEK) 2024 tarihli denetim raporuna da yansımıştı.
TİHEK'in 25–26 Temmuz 2024'te gerçekleştirdiği habersiz ziyaret sırasında 400 kişi kapasiteli kurumda 624 mahpus tutulduğu saptanmıştı. Kurumda yalnızca bir psikolog ve beş sosyal çalışmacı bulunuyordu.
Raporda, kurum yetkililerinin o tarihte intihar riski bulunan 19 mahpusu takip ettiklerini bildirdikleri de yer alıyordu. Ayrıca mahpusların hastane sevklerindeki aksamalara ilişkin şikâyetleri kaydedilmişti.
CİSST bağımsız izleme olanaklarının genişletilmesini istiyor
Akyüz, cezaevlerindeki hak ihlallerinin önlenmesi için sivil toplum örgütlerinin bağımsız izleme faaliyetlerine erişiminin artırılması gerektiğini vurguladı.
"Öncelikle sivil toplum kuruluşlarının hapishanelerde izleme yapabilme imkanının artırılması gerekiyor" diyen Akyüz, yasa yapıcıların, milletvekillerinin, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin ve cezaevi yönetimlerinin ortak çalışmalar yürütmesini önerdi.
Kadınların şiddetten korunması, ekonomik olarak güçlendirilmesi, cezaevi koşullarında sağlık ve sosyal haklarının güvenceye alınması ve tahliye sonrasındaki yaşama hazırlanması gerektiğini belirten Akyüz, sorunların bütünlüklü bir yaklaşımla ele alınmasını istedi.
Türkiye'de kadın mahpus nüfusunun büyümesi, cezaevlerinin yalnızca kapasite sorununu değil, kadınların ihtiyaçlarına ve haklarına uygun bir infaz sisteminin bulunup bulunmadığı sorusunu da gündemde tutuyor.
(CŞ/AEK)





