12 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla başlatılan operasyonlarda LGBTİ+ örgütleri, hak savunucuları, aktivistler ve LGBTİ+’ların bir araya geldiği mekânlar soruşturma, gözaltı ve tutuklamaların hedefi oldu.
Tutuklananlardan biri de Kaos GL Yönetim Kurulu üyesi ve trans hakları savunucusu Janset Kalan. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Kalan, Bologna Üniversitesi’nde Doğu Avrupa Çalışmaları alanında yüksek lisans yaptı. 2010’dan bu yana KaosGL.org’da yazıları yayımlanan Kalan, Queer Adana ve Pembe Hayat başta olmak üzere çeşitli LGBTİ+ örgütlerinde görev aldı. 10 yılı aşkın süredir trans hakları, ayrımcılık ve şiddet alanlarında savunuculuk yapan Kalan, 12 Eylül 2026’daki “Ailem Güvende” operasyonunda tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi.
Kalan, Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan bianet’in sorularını yazılı olarak yanıtladı. Kalan’la hapishanede “iyi olma” hâlinin mümkün olup olmadığını, trans mahpusların koşullarını, tecridi ve bir insana dokunabilmenin cezaevinde nasıl bir “imtiyaza” dönüşebildiğini konuştuk.
Kalan, sorulara geçmeden önce cezaevindeki iletişim koşullarını ve kendisiyle birlikte tutuklu bulunan arkadaşlarının durumunu anlatmak istedi:
Öncelikle geç cevap verdiğim için kusura bakmayın. Maalesef, cezaevinin bazı imkânsızlıkları ile avukatlarımızın geliş gidişi ile alakalı bizim kısıtlı mali durumumuz, zaman yönetiminin zorluğu, vs. bahanelerin gerçekliğini anlayabileceğinizi umuyorum.
Kaos GL yönetim ve denetim kurulu üyeleri olarak 8 kişi, bir de bağımsız bir gazeteci kadın arkadaşımız ile Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsündeyiz bir süredir. Dolayısıyla genellikle avukatlarımız, imkânlar dahilinde hepimizle görüşme yaparak, iyilik halimizi gözetmek için insanüstü bir emek sarf ediyorlar.
Birkaç avukat arkadaşımız da burada kalmakta olan hükümlü ve tutuklu diğer trans ve eşcinsel mahpusları ziyaret etmeye de gayret gösteriyorlar. Birçoğunun bir avukat tutabilecek imkânı yok, yine birçoğunun görüşçüsü, ailesine haber verebilecek bağları da yok; hatta kantinden temel ihtiyaçları için harcayabilecekleri paraları da yok. Hâl böyle olunca da gecikmeler yaşanabiliyor.
Bana yönelttiğiniz sorulara elimden geldiğince ve dilim döndüğünce cevap vermeden önce, okuyucuların yukarıda yazdığım kısıtlılıkları tekrar duymasını arzu ettim. Ben Adanalıyım ve bizim orada bir laf vardır; pek de cinsiyetçi bir laftır. Ama söylemek istedim: “Ergene avrat/herif boşamak kolaydır” derler.
Aslında, burada diğer mahpuslarla vakit geçirip, yaşam döngüsü hikâyelerini dinledikçe bu laf hatırıma gelip duruyor. Bir yandan da Müge Anlı’dan Esra Erol’a programlardaki korkunç vakalar, haberlerde çıkan kadın cinayetleri, şiddet, çete, dolandırıcılık vb. haberleri gördükçe de bu lafı hatırlamamak mümkün değildi.
Bir de bir ceza infaz memurunun sözleri de bana bu lafı hatırlattı. Şöyle demişti: “Ben de yoksul bir aileden geliyorum ve gayri meşrunun yaygın olduğu bir semtte büyüdüm. Ama kendimi yetiştirdim, memur oldum. Burada çeşitli suçlardan yatanlar da bunu yapabilirdi.”
Benim cevabım çok netti: “Kendi hikâyeni, başkasının hikâyesi olsun diye yargılama fırsatına dönüştürmemelisin. Yapısal bir sorunun yükünü bireylere atarak suçu azaltamazsın.”
Umarım, okuyucularınız da bildikleri, gördükleri, şahsi hikayelerinin ötesinde bir gözle okurlar.
“İyi olma hâlini burada aramasın kimse”
Cezaevinden “İyiyim diyerek yalan söylemek istemiyorum” demiştiniz. Bugün nasılsınız; tutukluluk koşullarınızı nasıl tarif edersiniz?
Kaos GL’de yayınlanması için yolladığım mektubumun üzerinden iki hafta geçti. Elbette ki aynı öfke, sitem ve bilinmezliğin getirdiği kaygı duygularını artık taşımıyorum. 3 gün süren nezarethane deneyiminin korkunç olduğunu tekrar etmeyeyim.
Bir yandan da mektubumda dile getirmediğim pek çok başka şey de vardı. Bunları yazma zorunluluğu hissetmiyorum. İnsanların neyi, ne kadar ve hangi dille duymayı arzuladıklarını, kamunun da kimden hangi sansürlenmiş çerçevede ses duyma beklentisini bilebilecek yetideyim. Bu yüzde de isteyen istediği spekülatif senaryoyu yazıp oynayabilir. Ben kendi önemsediğim kadarıyla, kendi deneyimlediğim ve gördüğüm kadarından sorumluyum.
İyi olduğum yalanıyla kimseye hitap edemezdim. Bugün de iyiyim demeyeceğim. “İyiyim”, sıradan bir cevap değil benim için. İyi olma hâlini burada aramasın kimse. Özgürlüğünden yoksun hiç kimse de “iyiyim” dediğinde samimi bir iyi olma hâlinde bahsetmiyordur.
Sevenleri, yakınları, kendi topluluğu, dışarıdaki insanlar kendini daha iyi hissetsin diye söylenen; içinde bulunduğun koşulları kendin için daha baş edilebilir kılmak için söylediğin samimiyetsiz ve gerçekliği olmayan bir “iyiyim” cümlesidir o diye inanıyorum.
Siyasi görüşleri, faaliyetleri, siyaset içerisindeki kimliği nedeniyle; ifade özgürlüğünü kullandığı için, örgütlenme özgürlüğü, protesto hakkı ya da sanatsal faaliyetleri nedeniyle mahpus edilen kişilerin hep okuduğumuz hikâyeleri ile aynı değil benim anlatacaklarım.
Sol cenahın diliyle daha makbul, alışılmış devrimcilikten, direnişten, dayanışmadan bahsetmiyor benim dilim. Zaten siyasilerin tutulduğu bir yerde de değilim. Bacılarım ve LGBTİ+ hareketinde yol yürüdüğüm arkadaşlarım Yıldız Tar ve Duru değilim ben.
Benim “iyiyim diyerek yalan söylemek istemiyorum” cümlemi de salt tutukluluk koşulları üzerinden okumamanızı tavsiye ederim.
Cezaevi koşullarını sorguluyoruz da adı üzerinde ceza-evi. Bu konuda İHD, TİHV, CİSST konuşsunlar. Avukatlarımızdan da bir rapor talep edebilirsiniz. Benim işim olmamalı bu.
Türkiye’deki adalet sistemi masumiyet karinesinden bihaber, ceza infaz kurumları ise cezalandırma ilkesinde erkek egemen bir mimari ile kurulmuş, mahpusların insanlığının azaldığı, canavarlaştırılmış bir yapı. Erki elinde tutanların insafında hükümlü ya da tutuklu olarak koşullarımıza göre hayatta kalma becerimiz ölçüsünde “iyiyiz”.
Okuyucularınıza ve bir gazeteci olarak ben size sorayım; ne bekliyorsunuz?

Nedime Erdoğan: LGBTİ+’lar bir anne, babadan doğdular ve toplumun tüm damarlarındalar
“Trans mahpusların görünmezliğini varın siz düşünün”
Trans bir mahpus olarak diğer mahpuslardan farklı hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?
Bu soruya yanıt verebilmem için diğer mahpuslarla tanışmış, konuşmuş, yaşadıklarını öğrenmiş olmam gerekir. Bir kıyas sorusu sormuşsunuz ve ben bu kıyaslamayı yapabilecek yeterli bilgiye sahip değilim.
Ancak şu kadarını çok net ifade edebilirim ki hükümlü ve tutuklu LGBTİ+ nüfusu toplam hükümlü ve tutuklu nüfusunun 1/1000’inde biri dahi değildir; tüm mimari, fiziksel, sosyal, maddi koşullar erkek egemenliğini gören bir yerden kurulmuşken, trans mahpusların öznelliklerini ve görünmezliklerini, ihtiyaçlarını, yoksulluk ve yoksunluklarını varın siz düşünün.
Her şeye rağmen, iyi ki travestiyim ve diğer travestilerle bir arada tutuluyorum. Bacılarımın gullümü burada da ayakta dimdik duruşumun en kıymetli dayanağı.
Diğer lubunyaların da tez vakitte tekli hücrelerinden çıkıp benim gibi koğuşa yerleştirilmelerini umuyorum.
“Bir insana sarılmak imtiyaza dönüşüyor”
“Bir insana sarılabilmenin imtiyaz olabileceğini hiç düşünmemiştim” sözünüzden hareketle, tecrit ve temasın sınırlanması gündelik hayatınızı nasıl etkiliyor?
Bir haftadır koğuştayım ve buradaki bacılarımla bu imtiyazın ben de sahibiyim.
İyi ki yanımdalar, iyi ki kendileriyle tanıştım, iyi ki hikâyelerini not alıp avukatlarımıza iletebildim. İyi ki burada kalan tüm lubunyaların hikâyelerini de onlardan öğrenebildim.

Selin Berghan: Çocuk haklarını en iyi bilenlerden biri LGBTİ+ hareketidir
“Ezber cümlelerle savunuculuk olmaz”
“Mahpus transları hatırlayın” çağrınızla dışarıdaki LGBTİ+ hareketinden ve insan hakları örgütlerinden somut olarak ne bekliyorsunuz?
Bu soruya uzun bir cevap vermeyeceğim. Bir röportaj sorusuna verilecek basitlikte bir cevap olduğunu düşünmüyorum. Bilgisi olmayan bir durumun aksiyonu ve savunuculuğunun ne kadar yetersiz kaldığını kendilerini eleştirerek görebilirler.
Geçenlerde İHD’den ziyaretimize gelen avukat arkadaşımızı da sert bir dille eleştirdim. Derhal savunmaya geçti ve aslında ne kadar iş yaptıklarını anlatmaya çalıştı. Bu kibirden uzaklaşarak, kendini eleştirmeyen her toplumsal hareket gibi “orda bir köy var uzakta” şarkısı modunda ezber cümleleri tekrar edip duracaklardır.
Ne olmuştu?
LGBTİ+ örgütlerine, hak savunucularına, aktivistlere ve LGBTİ+’ların bir araya geldiği mekânlara yönelik “Ailem Güvende” operasyonları 12 Eylül 2026’da başladı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonların 15 ili kapsadığını; 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul merkezli soruşturmada 12 ilde 38 kişi hakkında işlem yapıldığını, 26 kişinin gözaltına alındığını; altı LGBTİ+ derneği ile 10 işletmenin de aralarında bulunduğu 54 adreste arama ve el koyma işlemi gerçekleştirildiğini duyurdu. Soruşturmanın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “fuhuş”, “müstehcenlik” ve uyuşturucu madde suçlamaları kapsamında yürütüldüğü açıklandı.
Operasyonlar Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin’e de uzandı. Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri dahil LGBTİ+ hak savunucuları gözaltına alındı ve tutuklandı. 17 Eylül itibarıyla 116 kişi gözaltına alındı; bunların 44’ü LGBTİ+ hak savunucusuydu ve toplam 82 kişi tutuklandı.
Operasyonlarla eş zamanlı olarak LGBTİ+ örgütleri ve aktivistlerin dijital mecralarına da erişim engelleri getirildi. İstanbul Barosu’nun raporuna göre 11 LGBTİ+ derneğinin internet sitesi, 32 X hesabı ve toplam 419 sosyal medya hesabı erişime engellendi; 107 hesap hakkında da erişim engeli talebinde bulunuldu.
LGBTİ+ örgütleri ortak açıklamalarında, hak savunuculuğu faaliyetlerinin farklı suç isnatlarıyla ilişkilendirilmesine ve örgütlerin kriminalize edilmesine itiraz etti; soruşturmalarda dernek faaliyetleri ile yöneltilen suçlamalar arasında somut bağ kurulmadığını söyledi.
(NÖ)











