İsviçre’de 4 yıl 4 aydır yaşayan Dilan ve Nihat Özgün ile 5 çocuklarının Türkiye’ye sınır dışı edilmesi girişimi üzerine ailenin ülkedeki yakınları ve dayanışma grupları harekete geçti. Ailenin iltica gerekçesinin yeniden değerlendirilmesi ve sınır dışı kararının durdurulması talebiyle imza kampanyası başlatıldı.
Zürih kantonundaki Oberhalden Finkenried geri gönderme merkezinde kalan Özgün ailesinin verdiği bilgiye göre İsviçre’ye sığınmalarının temelinde Türkiye’de karşı karşıya oldukları siyasi kovuşturmalar var.
Sınır dışı kararının uygulanması için daha önce merkeze çok sayıda polisin görev aldığı bir operasyon düzenlendi. Dilan Özgün’ün kelepçelenerek merkezden çıkarılmak istendiği, ancak merkezde kalanların ve dayanışmaya gelenlerin müdahalesi üzerine sınır dışı işleminin gerçekleştirilemediği bildirildi.
Beş çocuğun yaşamı artık İsviçre’de
Özgün, operasyonun özellikle çocuklar üzerinde ağır etkisi olduğunu söylüyor.
“Bir anne olarak artık korkusuzca uyumak istiyorum; geceleri, çocuklarımı yanımda olmalarına rağmen, defalarca kontrol etmek istemiyorum” diyen Özgün, çocuklarının İsviçre’deki yaşıtları gibi sınır dışı edilme kaygısı taşımadan yaşayabilmesini istiyor.
Ailenin itirazının önemli bir bölümü beş çocuğun İsviçre’de kurdukları yaşama dayanıyor.
Özgün, çocuklarının ailelerinin siyasi geçmişinden sorumlu tutulamayacağını belirterek, “Geliş sebebimiz ne kadar politik sebeplerden olsa da çocuklarımızın bunda bir payı yoktu. Çünkü onlar çocuk” diyor.
Ailenin aktardığına göre yaklaşık 3 yıldır İsviçre’de yaşayan çocuklar; eğitimlerini burada sürdürüyor, arkadaşlıkları ve sosyal çevreleri burada kuruluyor.
Özgün, çocukların artık Türkiye’de süren okul ve sosyal yaşamları bulunmadığını belirterek şöyle diyor:
“Çocuklarımın burada bir hayatı var. Arkadaşlarıyla, çevreleriyle birlikte mutlular ve yaşamları artık burada. Türkiye’de bir okul hayatları kalmadı. Bu yüzden bu saatten sonra çocuklarım için burada kalma mücadelesini veriyorum.”
Aile için başlatılan kampanyada da İsviçre makamlarından, yalnızca ebeveynlerin iltica dosyasını değil, çocukların ülkede geçirdikleri süreyi, eğitimlerini, sosyal bağlarını ve sınır dışı edilmelerinin çocuklar üzerindeki etkilerini birlikte değerlendirmeleri isteniyor.
Dilan Özgün çağrısını, “Çocukların sınırları ve statüleri olmamalı” sözleriyle dile getiriyor.
Aynı merkezden gönderilen Yalçınkaya Türkiye’de tutuklandı
Özgün ailesinin sınır dışı edilmesine yönelik kaygıları, aynı geri gönderme merkezinde kalan başka bir Türkiyeli sığınmacının başına gelenlerle daha somut bir boyut kazandı.
Bahar Yalçınkaya, beş yaşındaki çocuğu ve İsviçre’de dünyaya gelen 15 aylık bebeğiyle birlikte 5 Ağustos’ta Oberhalden Finkenried merkezinden alınarak Türkiye’ye sınır dışı edildi.
Avukatının Türkiye’de tutuklanma riski bulunduğu yönünde İsviçre makamlarını uyardığı bildirildi. Buna rağmen sınır dışı edilen Yalçınkaya Türkiye’ye girişinin ardından gözaltına alındı ve ertesi gün “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandı. Suçlamaya sosyal medya paylaşımlarının dayanak yapıldığı bildirildi.
Yalçınkaya 15 aylık bebeğiyle birlikte Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

İsviçre'nin iade ettiği Bahar Yalçınkaya Türkiye'de tutuklandı, 15 aylık bebeğiyle cezaevinde
Olay, İsviçre makamlarının Türkiye’ye gönderilecek kişilerin karşılaşabilecekleri siyasi ve cezai riskleri değerlendirmede başvuru sahiplerinin durumunu gereken ciddiyette değerlendirip değerlendirmediğine ilişkin tartışmayı büyüttü.
Uluslararası mülteci hukukunun temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi, kişilerin zulüm riskiyle karşılaşabilecekleri yere gönderilmesini yasaklıyor. İsviçre Devlet Göç Sekreterliği de kişilerin iltica başvurusu reddedilmiş olsa bile sınır dışı kararının İsviçre’nin uluslararası yükümlülüklerine, özellikle 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne uygun olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Yalçınkaya’nın sınır dışı edildikten hemen sonra tutuklanması, bu risk değerlendirmesinin uygulamada gereğince yerine getirilip getirilmediği sorusunu gündeme taşıdı.
İsviçre iltica sistemini hızlandırıyor
Özgün ailesinin dosyası aynı zamanda İsviçre’nin iltica politikasında hızlandırma, erken eleme ve geri gönderme mekanizmalarının ağırlığının arttığı bir döneme denk geldi.
İsviçre’de bugünkü sistemin temeli 2019’da yürürlüğe giren iltica reformuyla atıldı. Başvuruların önemli bir bölümü artık federal iltica merkezlerinde hızlandırılmış usulle sonuçlandırılıyor.
Devlet Göç Sekreterliği'ne (SEM) göre, sığınmacının esas mülakatından sonra ilk derece kararı, hızlandırılmış usulde 8 iş günü içinde verilebiliyor. Olumsuz karar taslağını inceleyen hukuki temsilcinin görüş bildirmek için 24 saati, sığınmacının olumsuz karara itiraz etmek için ise 7 iş günü var.
İltica başvurusu reddedildiğinde geri gönderme işleminin de kişinin federal merkezde kalabileceği azami 140 günlük süre içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Daha kapsamlı araştırma gerektiren dosyalar ise genişletilmiş usule aktarılıyor ve bunlarda itiraz süresi 30 güne çıkıyor.
SEM ayrıca koruma alma oranının düşük olduğu ülkelerden gelenlerin başvurularına öncelik vererek bunları daha hızlı sonuçlandırıyor. Kurum bu politikayı, koruma ihtiyacı bulunmadığı düşünülen başvuruların iltica sistemini uzun süre meşgul etmesini önleme gerekçesiyle açıklıyor.
"Asylstrategie 2027": Daha erken ayıklama
İsviçre federal hükümeti, kantonlar, belediyeler ve kentler şimdi bu sistemi 2027 İltica Stratejisi (Asylstrategie 2027) kapsamında bir adım daha ileri götürmeye hazırlanıyor.
Kasım 2025’te kabul edilen siyasi çerçeve, mevcut hızlandırılmış iltica sisteminin korunmasını ancak özellikle sistem üzerindeki yükün arttığı dönemlerde işlemlerin daha etkin hale getirilmesini öngörüyor.
Yeni stratejide tartışılan en dikkat çekici düzenlemelerden biri, iltica sürecinin başına yeni bir ön inceleme aşaması getirilmesi. Amaç, zulüm gördüğünü ileri sürmeyen ve dolayısıyla korumaya ihtiyaç duymadığı değerlendirilen kişileri iltica sisteminin ilk aşamasında elemek.
SEM bunu, “korumaya ihtiyacı olmayan kişilerin mevcut yapıları daha az meşgul etmesi” amacıyla açıklıyor.
Bu yaklaşım, İsviçre iltica politikasındaki ağırlık merkezinin yalnız sığınma başvurularının hızlı karara bağlanmasına değil, olumsuz karar verilen kişilerin daha hızlı geri gönderilmesine doğru kaydığını gösteriyor.
AB Göç ve İltica Paktı da 2026’da devreye girdi
İsvçire'nin ulusal mevzuatı üzerine 2026’da Avrupa'dan ikinci bir reform düzeneği eklendi.
İsviçre Avrupa Birliği üyesi değil, ancak Schengen ve Dublin göç ve sınır sistemlerine ortak olduğu için AB’nin 2024’te kabul ettiği Göç ve İltica Paktı’nın Schengen/Dublin müktesebatını geliştiren hükümlerini kendi hukukuna aktarıyor.
İsviçre Parlamentosu ilgili düzenlemelerin devralınmasını Eylül 2025’te kabul etti. Yeni mevzuatın önemli bölümü 2026’da yürürlüğe girerken Eurodac sistemine ilişkin bazı ulusal düzenlemelerin yılın son çeyreğinde tamamlanması öngörülüyor. Yeni Eurodac sistemi parmak izi ve yüz görüntüsü dahil daha geniş biyometrik verilerin kullanılmasını ve oturma izni bulunmayan üçüncü ülke yurttaşlarının geri gönderilmesi amacıyla veri paylaşımını da kapsıyor.
Ancak önemli bir ayrım var: AB Paktı’nın dış sınırlarda oluşturduğu yeni sınır iltica prosedürü ve dayanışma mekanizması İsviçre açısından bağlayıcı değil. İsviçre esas olarak Schengen/Dublin sisteminden kaynaklanan bölümleri uyguluyor.
Böylece ülkede 2019’da başlayan hızlandırılmış iltica sistemi, Asylstrategie 2027 ve AB Paktı’nın İsviçre’yi bağlayan hükümleriyle birlikte daha geniş bir hızlı değerlendirme, erken ayıklama ve geri gönderme düzenine doğru gelişiyor.
“O günü yıllarca unutamayacağız”
Özgün ailesi açısından bu politika tartışması, çocukların yaşadığı somut sınır dışı edilme korkusuyla birleşiyor.
Dilan Özgün, daha önceki polis operasyonunun aile üzerinde bıraktığı etkiyi şöyle anlatıyor:
“Gördüğümüz o baskın çocuklarım, eşim ve ben, gözlerimizi her kapattığımızda hatırlıyoruz. Yaşadığım o kontrolsüz ve şiddet içeren baskın gününü uzun yıllar hafızalarımızdan silemeyeceğiz.”
Aileye destek verenler, İsviçre makamlarından sınır dışı işleminin durdurulmasını ve dosyanın hem Türkiye’de karşılaşabilecekleri risk hem de beş çocuğun İsviçre’de kurduğu yaşam dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini istiyor.
Özgün ailesinin ülkede kalması için başlatılan kampanya Campax üzerinden imzaya açıldı.

