Demokrasi İçin Birlik ve İstanbul Kent Konseyi’nin çağrısıyla ülkenin dört bir yanında çevre mücadelesi veren çok sayıda kurum, platform ve inisiyatif İstanbul'da bir araya gelecek. Yaşam savunucuları İliç’ten Perşembe Yaylası’na, Zonguldak’tan Varto’ya kadar birçok bölgede verdikleri mücadeleleri büyütmek, paylaşmak ve ortaklaştırmak adına “Vahşi Madenciliğe Karşı Konferans”ta buluşacak.
19 Eylül Cumartesi günü 10.00'dan 17:30'a kadar sürmesi planlanan konferans, Yenikapı Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Konferansta sahada mücadele veren direnişçiler, dernek ve STK temsilcileri, hukukçular ve bilim insanlarının katılımlarıyla paneller düzenlenecek.
Konferansın açılışı İstanbul Kent Konseyi Başkanı Tülin Hadi ile Demokrasi İçin Birlik Koordinasyon Kurulu'ndan Ayla Türksoy'un konuşmaları ile yapılacak. Ardından panel bölümünde Gazeteci Yazar İbrahim Gündüz moderatörlüğünde Prof. Dr. Birsen Şengül Oksal, Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül ve Tunceli Barosu'ndan Avukat Barış Yıldırım yer alacak. "Maden İhalelerinin Türkiye'deki Durumu" başlıklı sunumun da yapılacağı konferansta forumlar ve müzik dinletisi de yapılacak.
Yirminin üzerinde destekçi kuruluşun bulunduğu konferansta şu sorulara yanıt aranacak:
Vahşi madenciliğe karşı hep birlikte nasıl örgütlenebiliriz?
Yerel ve bölgesel mücadelelerin ortak hafızasını nasıl oluşturabiliriz?
Talan projelerine karşı hep birlikte neler yapabiliriz?
Konferans için yapılan duyuruda şu ifadelere yer verildi:
"Maden işletme ruhsatı binleri buldu. Maden şirketlerinin işi kolaylaşsın diye, İkinci Dünya Savaşı arifesinde, savaş dönemi ihtiyaçları için çıkarılmış Acele Kamulaştırma Kanunu savaş dönemlerinde görülmeyecek bir yoğunlukta kullanılıyor. Gece yarısı kararnameleriyle, ormanlar, zeytinlikler, tarım alanları, tapuya, Orman Kanununa ve zeytin hakkındaki düzenlemelere bakmadan, memleketin her köşesinde yerin altı da üstü de en vahşi yöntemlerle talana açılıyor.
Ülkenin kaynakları bu yolla sadece yağmalanmıyor: Toprağı, suyu havası geri dönüşü mümkün olmayacak biçimde zehirlenirken, zeytincilik, fındık ve çay gibi geleneksel tarım faaliyetleri ağır biçimde zarar görüyor, yaşam koşullarının yok olması sonucu köyler insansızlaşıyor.
Köyler bu yüzden uzun süredir Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne döndü. İnsanının yaşam şartlarının korunması için değil de, yok edilmesi için yasa çıkarıyorsa, 'devlet nedir'? Mahkeme kararlarına rağmen, Giresun Sekü köyünü, Perşembe Yaylası’nı, Muğla İkizköy Akbelen’i tahrip eden şirketlerin korumalığını yapıyorsa, 'biz çocuklarımızı neden askere gönderip Jandarma üniforması giydiriyoruz?' Vali, kaymakam ve çevre ve iklim il müdürlükleri maden şirketlerinin idari makamları mıdır?
Halkımız uzun süredir bu soruları soruyor, tartışıyor. Vahşi madencilik uygulamalarına karşı uzun süredir, başta hukuk yolları olmak üzere, iş makinalarının önünde oturarak; jandarma, polis tarafından itilip kakılarak, gözaltına alınıp tutuklanarak mümkün olan her türlü mücadeleyi yürüten yüzlerce köyün haberlerini bütün ülke duyuyor, görüyor. Ama yargıdan yürütmeyi durdurma kararları almak, şirketlerin vahşi uygulamalarını bir defa, üç defa, beş defa püskürtmek yetmiyor. İktidar ve güdümündeki devlet kurumları, kolluk ve şirketler, yeniden yeniden hücum tazeliyor. Sanki Türkiye’ye karşı açılmış bir savaş yaşanıyor.
Vahşi Madenciliğe Karşı Konferans’ın, ülkemizde yıllardır sürdürülmekte olan çevre ve iklim mücadelesine katkıda bulunacağı inancıyla…"

(CA)

