ABD ve İsrail'in saldırıları beşinci gününde devam ederken İran'ın siyasi geleceğine ilişkin belirsizlik tartışılıyor. İran'da muhalefet, bir süredir rejim karşıtı eylemlerle sokakta olsa da, geniş çapta dış müdahaleye tepkili. İran'ın yeni idari yapısına ilişkin ise muhalefet içinde farklı görüşler öne çıkıyor. Fars milliyetçileri merkeziyetçi yapının sürdürülmesini isterken, azınlıklar federal bir yapıyı savunuyor.
İran'ın en örgütlü muhalefetini oluşturan Kürtlerin tutumu ise kritik. Türkiye'den sonra dünyada en çok Kürt nüfusunun yaşadığı ülke olan İran'ın 90 milyonu aşkın nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unu Kürtler oluşturuyor. Muhalefet içinde uzun zaman dağınık hareket eden Kürt partilerinin 22 Şubat'ta 'İran Kürdistanı Siyasi Güçleri' adıyla kurdukları koalisyonun atacağı adımlar ise savaşın gidişatı noktasında belirleyici olacak.
Kürtler İran'daki savaşın neresinde?
Ortadoğu'da süren sıcak ve soğuk gelişmeler Kürtleri diplomatik anlamda muhatap bir güç haline getirirken İran'da alınacak tutum bölge halklarını da yakından ilgilendiriyor. Irak'ta özerk yönetime sahip olan, Suriye'de belirleyici statü haline gelen ve Türkiye'de çözüm süreci kapsamında masaya oturan Kürtler; İran'da rejim ve dış güçler ekseni dışında "üçüncü yol" seçeneğini öne çıkardı.
Kürtler İran savaşının neresinde, üçüncü yolda ısrar neden önemli, İranlı Kürt gazeteci Behnam Zarei ile konuştuk.
İran'ın batısında kendi ifadesiyle 'Rojhilat'ta yaşayan Kürtlerin, hiçbir zaman savaş istemediklerini aksine her zaman barışı savunduklarını söyleyen Zarei, yıllarca hakları için hükümete yaptıkları diyalog ve müzakere çağrısını hatırlatıyor:
"Kürtler, bu coğrafyayı yaralayan sayısız savaşın derin ve acı hatıralarını taşıyor. Hiçbir zaman savaş istememiş, aksine sürekli olarak onun başlıca mağdurları arasında yer almışlardır. İran-Irak savaşında kimyasal bombardımana maruz bırakıldılar. Bu saldırıların uzun vadeli sonuçları nedeniyle bugün hâlâ pek çok bölge sakini sağlık sorunları yaşamakta."
"Savaş İran halklarının savaşı değil"
Zarei, mevcut savaşın da bugüne kadar yaşadıkları savaşlardan farklı olmadıklarının altını çiziyor. Kürt partilerinin, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları konusunda farklı tutumları olsa da; savaşın İran halklarının değil, rejiminin savaşı olarak gördüklerini ifade ediyor.
Üçüncü yol önerisi
Zarei, PJAK tarafından sunulan üçüncü yol önerisine dair ise "Bu politika, demokratik bir İran çerçevesinde, kadın özgürlüğüne, çevrenin korunmasına ve toplumsal adalete dayalı demokratik bir toplum inşa etmeyi amaçlamakta" diyor.
"Önümüzdeki yol son derece belirsizliğini korumakta" diyen Zarei, İran muhalefeti ve Kürtlerin savaş karşıtı tutumuna ilişkin devamla şunları söylüyor:
İran'ın parçalı muhalefeti
"Rojhilat dışında, İran güçlü ve iyi örgütlenmiş bir sivil topluma sahip değildir. Bu arada, sol ve sosyalist gruplar, cumhuriyetçiler ve milliyetçiler dâhil olmak üzere merkeziyetçi İran muhalefeti parçalı bir görünüm sergilemekte ve sahip oldukları kamusal destek düzeyi ne olursa olsun, İran rejimine karşı güvenilir bir alternatif ortaya koyabilmiş değildir.
"Savaş demokrasi getirmez"
"Rojhilat’taki siyasal hareket, savaş karşıtlığını sürekli vurgulamış; savaşın İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açabileceğini ancak bunun kendiliğinden demokratik bir düzen üretmeyeceğini defalarca dile getirmiştir. Aynı zamanda Kürt güçleri, İslam Cumhuriyeti’nin yapısal olarak reforme edilemez olduğunu ve diyaloğa inanmadığı gerçeğinin de farkında.
"Kendi kaderini tayin hakkı"
"Yeni kurulan Kürt ittifakı, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkına bağlılığını yinelemiş ve İslam Cumhuriyeti’ne karşı mücadelesini sürdürme kararlılığını açıklamıştır. Bu temelde Beluç, Arap, Türk ve Fars gruplar dâhil olmak üzere İran genelindeki diğer demokratik siyasal güçlerle iş birliğine hazır olduğunu da ifade etmiştir. Açık olan şudur ki İran’daki Kürtler, merkeziyetçi ve totaliter bir sistemin sürdürülmesini kabul etmeyecektir.
Adem-i merkeziyetçi yönetim talebi
Zarei, bölgedeki Kürtlerin taleplerini ise şöyle sıralıyor: "Fars olmayan halkların ulusal, kültürel ve dilsel haklarının anayasal güvence altına alındığı; Rojhilat dâhil çeşitli bölgelerde yaşayanların kendi işlerini yönetme yetkisine sahip olduğu adem-i merkeziyetçi ve çoğulcu bir yönetim modelidir. İster özerklik, ister öz-yönetim, ister federalizm ya da konfederalizm biçiminde olsun, talep edilen şey demokratik ve gerçekten kapsayıcı bir siyasal düzendir."
(AB)







