İRANLI GAZETECİ SHIVA AKHAVAN RAD
“İranlı kadınlardan ya mağduriyeti ya da direnişi temsil etmeleri bekleniyor”
Tahran'da yaşayan bağımsız gazeteci Shiva Akhavan Rad, İran'da kadın olmayı ve gazetecilik yapmayı anlattı. İran'daki kadınların en temel sorunlarından birinin kendi bedenleri üzerinde tam denetime sahip olmaması olduğunu belirten Rad, eşitsizliğin hem İslami yasalardan hem de geleneksel tutumlardan kaynaklandığını söyledi. 2022'deki "Jin, Jiyan, Azadî" hareketinin zorunlu başörtüsünün otoritesini aşındırdığını ve gündelik hayata özgürlük getirdiğini vurguladı. Rad ayrıca, İranlı kadınların sürekli mağduriyet ya da direniş simgesi olarak görüldüğünü, oysa hayatlarının karmaşıklığının ve gündelik seçimlerinin göz ardı edildiğini ifade etti.
Shiva Akhavan Rad, Tahran’da yaşayan bağımsız bir İranlı gazeteci.
Gençlik yıllarında mahlasla yazdığı kişisel bir blogu olduğunu anlatan Rad, burada aşk, flört, romantik deneyimler, okuduğu kitaplar ve izlediği filmler hakkında yazıyordu. Blogun kendisine küçük ama anlamlı bir özgürlük alanı açtığını belirtiyor: “Hayatımın bir bölümünü yaşadığım gibi anlatabileceğim bir alan sağlıyordu; kamusal alanda benim için mümkün olmayan bir şeydi.”
Shiva Akhavan Rad ile İran’da kadın olmayı, kadın mücadelesinin bugün geldiği noktayı, gazetecilik yaparken karşılaştığı baskıları ve kendi yaşam deneyimlerini konuştuk.
İran'da kadınlara yönelik hak ihlalleri: 5 bin kadın gözaltına alındı, dokuz kadın idam edildi
Beden üzerindeki denetim
İran’da kadınların gündelik ve kamusal yaşamlarını erkeklerinkinden ayıran hukuki, toplumsal ve kültürel sınırlar nelerdir?
Bu eşitsizliğin bir kısmı kültür ve gelenekte köklenirken, bir kısmı da İran’ın siyasi sistemiyle bağlantılı. İran, İslami yasalara göre yönetiliyor ve İslam’a inanmayanlar da dahil olmak üzere pek çok insan, inanmadığı yasalar altında yaşamaya zorlanıyor.
Ancak bütün eşitsizliği yalnızca dine bağlamanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Kendini din karşıtı olarak tanımlayan insanlar arasında bile bazı geleneksel ve ayrımcı tutumlar o kadar derinden içselleştirilmiş olabiliyor ki ayrımcılık onlar tarafından da yeniden üretilebiliyor.
Bana göre en belirgin meselelerden biri, kadınların kendi bedenleri üzerinde tam denetime sahip olmaması. Burada artık yalnızca “geleneksel tutumlar” ya da “aile baskısı” söz konusu değil; devlet de doğrudan bu alana müdahale ediyor.
İranlı feminist Kamand: Sanki savaş bedenimdeydi; yaşadığım sarsıntıyı asla unutmayacağım
İran’daki kadınlar, kadın olmaktan kaynaklanan eşitsizlikleri ve sınırlamaları en güçlü hangi anlarda hissediyor?
Eşitsizlik farkındalığı her zaman büyük bir olayla ya da tek bir belirleyici deneyimle başlamıyor. Bazen bir kız çocuğunun, erkek kardeşi ya da başka bir erkek için tamamen normal olan bir şeyin kendisi için yasak veya kısıtlı olduğunu fark ettiği anda başlıyor.
Bu fark daha sonra mahkemeler, velayet davaları ya da özsavunma vakaları gibi çok daha ciddi durumlarda ortaya çıkabiliyor. Böyle anlarda kadınlarla erkeklerin hakları ve koşulları arasındaki eşitsizlik, gündelik bir ayrım olmaktan çıkıp ölüm kalım meselesine dönüşebiliyor.
Bununla birlikte İran’daki bütün eşitsizlik deneyimlerine yalnızca cinsiyet üzerinden bakabileceğimizi düşünmüyorum. Kadınlar, erkeklerin yaşamadığı kısıtlama ve deneyimlerle karşılaşıyor, ancak kadınların ve erkeklerin birlikte yaşadığı pek çok sorun da var. Hepimiz otoriter bir siyasi ve toplumsal yapı altında yaşıyoruz. Son yıllarda ekonomik kriz, enflasyon, yoksulluk ve derinleşen sınıfsal eşitsizlik pek çok insanın hayatını etkiledi.
Benim gözlemim, çok sayıda İranlı erkeğin kadınları desteklediği ve onların yanında durduğu yönünde. İran İslam Cumhuriyeti ile İran halkını, özellikle İranlı erkekleri, birbirinden ayırmak önemli. İran toplumuna yalnızca kadın-erkek merceğinden bakarsak gerçekliğin önemli bir bölümünü kaçırırız.
Hukukun sınırı
Cinsel saldırı, meşru müdafaa ve idam kararları zaman zaman dünya kamuoyunda tartışılıyor. Bu tür durumlarda kadınların başvurabileceği güvenli mekanizmalar var mı?
Pek çok durumda kadınlar güvenilir hukuki mekanizmalara ya da destek kurumlarına başvuramıyor. Aile, arkadaşlar ya da güvendikleri insanlar gibi gündelik ilişkiler daha belirleyici olabiliyor.
İslam Cumhuriyeti’nin hukuki yapısı, kadınlarla erkekler arasındaki hukuki eşitlikle temelden çelişiyor. Sorun yalnızca kadınların şiddete karşı yeterli korumayı alamaması değil, kimi zaman yasanın kendisi onları son derece zor bir konuma sokabiliyor. Örneğin bir kadın cinsel saldırıya karşı kendisini savunurken saldırganı öldürdüğünde, davanın koşullarına ve kısas hükümlerine bağlı olarak ölüm cezasıyla karşılaşabiliyor.
Dayanışma gündelik hayata yayıldı
2022’de İran’dan dünyaya yayılan “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) hareketi İranlı kadınlar arasındaki dayanışmayı nasıl etkiledi? O dönemden bugüne ne kaldı?
Bu dayanışmanın önemli bir bölümünün hâlâ var olduğunu düşünüyorum, ancak örgütlü ya da resmî yapılar üzerinden değil. Benim için önemli olan, dayanışmanın hiçbir zaman yalnızca kadınlarla sınırlı kalmamasıydı. İranlı kadınlar ve erkekler birbirlerini destekledi ve desteklemeye devam ediyor.
Belki de en önemli değişiklik, bir zamanlar yalnızca hayal edebildiğimiz bazı şeylerin sokaklara ve gündelik hayata girmiş olmasıydı. Jin, Jiyan, Azadî, zorunlu başörtüsünün gündelik hayat üzerindeki otoritesinin büyük ölçüde aşınmaya başladığı bir dönüşümün başlangıcı oldu. Bugün Tahran sokaklarında gördüğümüz manzara, on yıl önce pek çoğumuz için hayal bile edilemezdi.
Hareketin önemi yalnızca sokak protestolarında değildi. Çok sayıda insan nasıl yaşamak istediğine dair farklı tercihler yapmaya başladı. Dayanışmanın bir bölümü bugün de bu gündelik seçimlerde sürüyor.
Bu nedenle Jin, Jiyan, Azadî’yi yalnızca bir kadın hareketi olarak görmüyorum. Onu daha özgür yaşamak, kendi hayatı hakkında karar verebilmek ve onurlu bir yaşama sahip olmak isteyen insanların mücadelesinin parçası olarak görüyorum.
Nedir bu Jin Jiyan Azadî?
Gazetecilikte görünmez sınırlar
İran’da yaşayan bir kadın gazeteci olarak erkek meslektaşlarınızdan farklı deneyimlediğiniz durumlar oluyor mu?
Serbest çalıştığım için işimin büyük bölümünü çevrimiçi yürütüyorum. Bu nedenle İran’daki kadınların günlük çalışma hayatında yalnızca kadın oldukları için karşılaştıkları kısıtlamaların çoğunu şahsen yaşamadım.
Ancak çok net hatırladığım bir olay var. Bir kurumda çalışırken meslektaşlarımdan biri konuşmaları ve mesajlarıyla aylarca beni taciz etti. Sonunda durumu kurumun başındaki kişiye ilettim. Fakat bu kişi söz konusu meslektaşımla yakın arkadaş olduğu için şikâyetimle ilgili hiçbir şey yapmadı, meseleyi kendi aramızda çözmemizi söyledi. İşimi çok sevmeme rağmen o “erkek dayanışması” sonunda beni işi bırakmaya zorladı.
Elbette İranlı kadınların deneyimlerini tek tip düşünmemeliyiz. Yaptıkları işe ve çalışma ortamlarına göre bazı kadınlar çok daha ağır kısıtlamalarla karşılaşırken benim gibi görece bağımsız ve güvenli çalışma koşullarına sahip olanlar da var.
“İran’daki protestolara gençler, özellikle ergenler, güçlü biçimde katılıyor”
Kadınların karşılaştığı sorunları haberleştirirken gazeteciler açısından özel baskılar, kısıtlamalar ya da oto sansür alanları ortaya çıkıyor mu?
Sosyal medyada çok aktifseniz ve özellikle siyasi açıdan hassas konular hakkında yazıyorsanız, tutuklanma ya da sorguya çekilme riskini azaltmak için kendinizi sansürlemek veya daha az riskli alanlara yönelmek zorunda kalabiliyorsunuz.
Şimdiye kadar şahsen doğrudan bir sorun yaşamadım. Baştan itibaren kendim için bir tür güvenlik tamponu oluşturdum: Yazılarımı Instagram’da yayımlamadım ve belirli bir çevrenin, hareketin ya da grubun parçası olmadım. Bu tercihler görece bağımsız kalmamı sağladı, ancak risk olmadığı anlamına gelmiyor.
Hapse girmiş, ifadeye çağrılmış ya da sorgulanmış meslektaşlarım var. Ben bunları yaşamamış olsam da yazmakla başımı derde sokmak arasındaki sınırın ne kadar ince olabileceğinin her zaman farkındayım.
“Haberler zaten size ulaşıyor”
Kendi hayatınıza baktığınızda, hem bir kadın hem de gazeteci olarak sizi en çok etkileyen deneyimler nelerdi?
Meditasyon ve öz farkındalıkla tanışmam dünyaya ve hayata bakışımı değiştirdi. Daha sakin, mutlu ve umutlu biri oldum.
Gazeteciyim ama pek çok gazeteciden farklı olarak siyasi haberleri sürekli takip etmiyorum. Sabahlarıma olumsuz haberlere bakarak değil, minnettarlıkla başlıyorum. Ne de olsa İran’da yaşadığınızda haberler zaten bir şekilde size ulaşıyor. Mesela, kahvenin fiyatındaki artıştan dolar ve eurodaki değişimi fark edebiliyorsunuz. Sürekli haber akışını takip ederek vakit harcamam gerekmiyor.
Yarın meslek değiştirip yazmayı tamamen bırakabilirim. Bu dünyada yalnızca var olarak hayatımızla istediğimizi yapabilme özgürlüğü benim için son derece güzel ve heyecan verici.
Hayatımın yönünü değiştiren travmatik deneyimler de oldu. Bunlardan biri, tanınmış bir İranlı yönetmenden gördüğüm psikolojik, duygusal ve cinsel istismardı. O sırada gençtim. Bu travmayı aşmam uzun zaman aldı, ancak o dönemden daha bilge ve daha özgür çıktığımı düşünüyorum.
Bugün, kısmen “MeToo” (BenDe) hareketi sayesinde bazı şeyler değişti. Yaşadıklarımı paylaşmak için Farsça MeToo sayfasının yöneticisiyle konuştuğumda bana başka bir genç kadının da aynı yönetmenden neredeyse aynı şeyleri yaşadığını söyledi. Örüntüler o kadar benzerdi ki iki farklı kişiden söz ettiğimize inanmakta zorlanmıştı. Bu deneyimin hayatımdaki sonuçlarından biri de oyuncu olmak yerine gazeteciliğe yönelmem oldu.
Bir simgeye indirgenmek
İran’daki kadınların mücadelesini dışarıdan takip edenlerin en çok gözden kaçırdığı nokta nedir?
Sorun şu ki, İranlı kadınlardan sürekli bir durumu, ya mağduriyeti ya da direnişi temsil etmeleri bekleniyor. Oysa ben bir gün siyasi ve toplumsal meseleler hakkında yazabilir, başka bir gün seyahat ederken bir çiftlikte gönüllü çalışabilir ya da yalnızca yemek yapmak isteyebilirim.
Hayatın bu yönünden, İran dışından takip edilen hikâyelerde daha az söz ediliyor. Eğer birisi gerçekten İran’daki kadınların hayatlarını anlamak istiyorsa, bu gündelik ve daha az görünür tarafı da görmesi gerekir. Yani yalnızca protesto ve direnişin görünür anlarını değil, aynı zamanda kadınların hayatlarındaki karmaşıklıkları, seçimleri ve hatta çelişkileri de görebilmesi gerekir.
(EÖ/VC)
Feminist bir tahayyül olarak utancın taraf değiştirmesi
İşten çıkartılan Ağaç AŞ işçileri: "104 gündür muhatap bulamıyoruz"
Sıcakta çalışmak ölümcül: İşçiler destek bekliyor
Gökçen'den cinsel saldırı davası tepkisi: Sanığın çelişkili ifadeleri var