ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, sadece askeri noktaları değil sivil alanları da hedef alıyor. İran İnsan Hakları Örgütü'nün (HRANA) verilerine göre son 24 saatte 31 sivil hayatını kaybetti, 25'i ise yaralandı. Örgüt, ilk günden bu yana 926 kişinin öldüğüne dair iddiaları ise teyit için çalışıyor.
Geçen altı günde İranlılar, ülkelerinin geleceği konusunda endişelenirken, kamusal alanların dahi hedef haline gelmesiyle günlük hayatları konusunda da kaygı içindeler.

İranlı aktivist Arghavan: Halkımın zorbalarını yenme iradesini dış güçlere devretmesini görmek içimi acıtıyor
"O sarsıntıyı asla unutmayacağım"
İran’ın başkenti Tahran’da yaşayan 31 yaşındaki psikoloji öğrencisi ve feminist aktivist Kamand, savaşın başladığını arkadaşına doğum günü sürprizi yaparken öğrendi. O anlar içinde sıradan bir günü, kaç gün süreceğini bile bilmediği bir savaşa dönüştü.
İlk andan itibaren yaşadıklarını bianet'e anlatan Kamand, "Gündelik hayatın dahi savaşa dönüştüğü o anın yarattığı sarsıntıyı asla unutmayacağım" diyor ve şöyle anlatıyor:
"Sabah saat yaklaşık 10 civarında bir arkadaşımın doğum günü için sürpriz yapmayı planlıyordum ki telefonum çaldı. Hattın diğer ucunda eşim vardı. Bana, liderin (Hamaney) evinde bir patlama olduğunu ve evden çıkmamamın iyi olacağını söyledi. Yaptığım ilk şey haber sitelerine bakmak oldu; durumun ne kadar ciddi olduğunu görmek istedim. Evet, yaklaşık 40-50 gündür dolaşan iddialar gerçek olmuştu."
"Sanki savaş bedenimin içinde"
Kamand, yaşadığı sarsıntının ve kaygının kendi bedeniyle nasıl bütünleştiğini şu ifadelerle dile getiriyor: "Sonra daha önce hiç yaşamadığım bir vücut ağrısı hissettim; sanki savaş bedenimin içinde yaşanıyordu ve saldırıların hedefi benim bedenimdi. O günden beri her gece bombaların sesi altında uyudum ve belki de sabah uyanamayacağımı düşündüm. Kaygı ve huzursuzluk günlük hayatımın her anına çökmüş bir duygu haline geldi ve bu kâbusun biteceği günü bekliyorum."
"Özgürlük roketle gelmez"
İran'da yıllarca hakları ve özgürlükleri için hükümete karşı mücadele verdiklerini hatırlatan Kamand, çözümün dış müdahale ile elde edilemeyeceğinin altını çiziyor. Kamand'a göre, kurtuluşları ne rejimin elinde ne de ABD ve İsrail'in elinde:
"Bana göre özgürlük ve aydın bir gelecek roketlerle, korkuyla, yıkımla elde edilemez. Birçok insan Ali Hamaney’in öldürülmesine sevindi ama benim için bu, kötülüğün sıradanlığının bir örneğiydi. Bir kötünün başka bir kötü tarafından öldürülmesinde hiçbir iyilik görmüyorum. Yıllardır savaş, şiddet ve ölümle tanınan bir devlet bugün benim ülkemin ve halkımın iyiliğini gerçekten düşünmüyor. İran’ın birkaç yüz yıllık tarihi, Batı’nın her zaman ülkedeki demokratik süreçleri zayıflatmaya ve engellemeye çalıştığını gösteriyor; bu savaşın da istisnası olduğunu sanmıyorum."
"Bizi ayakta tutan şey umut"
Kamand, "İran'ın geleceğine dair umut görüyor musunuz?" sorusuna ise şu yanıtı veriyor: "Bugün, bu kadar gergin bir ortamın ortasında bu soruya cevap vermek çok zor ama insan umutla yaşar. Bu karanlık günlerde bile ben ve birçok kadın arkadaşım umut etmeye devam ediyoruz. Bizi geleceğin zor günleri için ayakta tutan şey umut. Bu mutlak bir zafer umudu değil; kendimize, bu toprağın insanlarına duyulan bir umut. Çünkü her zaman, her yerde, her koşulda yaşamı ve direnmeyi seçtik"
"Jin Jiyan Azadî hepimiz için ışık"
Kamand, mücadeleyi çocukluğundan itibaren İran sol hareketi içinde aktif siyaset yapan babasından öğrendiğini söylüyor. Babasının hapishane anıları, politik-toplumsal mücadeleye dair anlatıları onu her zaman için ayakta tutmuş. Yıllar sonra tanıştığı feminist mücadele içerisinde yer alması nedeniyle de toplumsal cinsiyet çalışmalarına başlamış. Kamand, bu çalışmaların İran’ın sosyal ve politik alanında var olan ve hâlâ devam eden boşluklarını, zorlukları ve kör noktaları fark etmesini sağladığını söylüyor. Mücadelenin geleceğine dair ise son olarak şu mesajları veriyor:
"Yaşadıklarım bana gösteriyor ki en kötü anlarda bile dayanışmanın ve bilincin gücü her şeyden daha büyük. Her gün biraz daha şiddete, karanlığa ve kötülüğe giden bir dünyada, hayata bağlı kalarak ve farkındalığı artırarak dayanmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Belki de bu yüzden Jin Jiyan Azadî (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganı, bu karanlık günlerde bile hepimiz için yolu aydınlatan bir ışık olabilir."
(AB)









