İran’da 28 Aralık 2025’te, yerel para biriminin (İran riyali) döviz karşısında hızla değer kaybetmesi ve derinleşen ekonomik kriz nedeniyle Tahran Büyük Çarşı’da başlayan protestolar, kısa sürede ülkenin tamamına yayıldı.
ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), bugün yayımladığı raporda, protestolar sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 147’si emniyet görevlisi olmak üzere toplam 2 bin 550’ye yükseldiğini duyurdu. İran makamları bugüne dek, protestolarda ölen ya da yaralananlara ilişkin şimdiye kadar kapsamlı ve doğrulanabilir resmî bir açıklama yapmadı.
Güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri ile birlikte, 8 Ocak’ta ülke genelinde internet erişimi kesildi. Bilgiye erişimin engellenmesi, yalnızca iletişimi değil; İranlılar’ın hakikate ulaşma, sesini dünyaya duyurma ve kendini savunma imkânlarını da ortadan kaldırdı.
İranlı araştırmacı ve felsefeci Aydın Mosanen’le protestoların başlangıcını ve seyrini, ABD’nin olası müdahale tehditlerini ve İran’ın son Şahı, devrik Muhammed Rızâ Pehlevî’nin sürgündeki oğlu Reza Pehlevi’nin bu süreçteki konumunu konuştuk.
“Halkın bir kısmı yorulmuş ve mücadeleyi sürdüremez hâle gelmiş durumda”
Protestolar nasıl başladı ve nasıl ilerliyor?
Eylemler millî paranın değerinin düşmesiyle başladı. Her şey, ambargoların tekrar getirilmesiyle tetiklendi. Rejim ya da İran Hükümeti, beklendiği gibi baskı altına girdi. Ekonomiyi düzenleyemediler ve her gün halkın yaşam alanları daha fazla daraldı. Ambargoların etkisi giderek arttı, yöneticilerin beceriksizlikleri nedeniyle ekonomi her gün kötüleşti. Doğal olarak halk tepkisini gösterecekti ve sonunda sokağa çıktılar. Esasen itirazlar günlerdir devam ediyordu; ama herhangi bir sonuç alınamıyordu. İlk olarak esnaflar kepenk kapattı, ardından halk yavaş yavaş onlara katıldı.
Devlet kanadı kısmen de olsa halkın itirazlarını dinliyordu; ancak bir çözüm üretmiyordu. Hareket, zamanla daha da büyüyerek sorunları görünür hâle getirdi. Hükümet bu durumu Jin, Jiyan, Azadî (Kadın, Yaşam, Özgürlük) Hareketi gibi kontrol altına almaya çalıştı. Ama protestolarda zamanla farklı gruplar da ortaya çıktı ve onlar da destek buldu. Böylece protestolar giderek daha karışık bir hâl aldı.
İran Hükümeti itirazlarımıza, hak taleplerimize her zaman şiddetle yanıt veriyor. Protestolar büyüdükçe ölümlerin yanı sıra içeride ciddi gözaltılar, işkenceler ve itirafçılığa zorlama yaşanıyor. Arkadaşlarımdan, ailelerinden ve ülkedeki diğer insanlardan sürekli zorla yakalama ve şiddet haberleri geliyor. Devlet, olanca gücüyle şiddet döngüsünü hızlandırıyor. Bu nedenle de halkın bir kısmı yorulmuş ve mücadeleyi sürdüremez hâle gelmiş durumda.

Alternatif iletişim yöntemleri
Şu an ülkedeki yakınlarınızdan nasıl haber alabiliyorsunuz peki? Ya da alabiliyor musunuz?
Az evvel de belirttiğim gibi iletişim büyük ölçüde kesilmiş durumda. Telefon ve internet yok. Sadece Starlink uydularını veya devlet dairelerindeki telefonları ya da interneti kullanarak bizimle sınırlı bir iletişim sağlayabiliyorlar, aileler bu kanallarla yakınlarının durumunu sorabiliyor, bazıları not bırakıyor. Ancak bu sistem de artık çoğu bölgede etkisiz hâle getirildi. İçeride adeta bir iç savaş yaşanıyor. Şehirde birçok yer ateşe verildi, pazarlar ve ticari alanlar ciddi şekilde zarar gördü. Hükümet ise bu durumdan güç ve enerji elde ederek kontrolü sağlamaya çalışıyor.
İçeriden gelen haberler net değil, kimse doğru bilgi vermiyor. Aileler bile durumu tam olarak bilmiyor, herkes gelen bilgileri kuşkuyla karşılıyor. İçerideki baskı ve hükümetin kontrolü, güven sorununu derinleştiriyor. Bağımsız medya yok, tüm kanallar hükümet ve devletin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Sosyal medyada dolaşıma giren videoların gerçekliğinden bile emin değiliz. Hakikâtin kaybolduğu bir yerdeyiz.
Hükümet geri adım atmıyor ve dış müdahale söylemleri de durumu değiştirmiyor. Halkın çoğu “Bu baskıyla yaşanamaz” dese de, bazıları dış müdahalelerin etkisiyle değişim olabileceğine inanıyor. Bunun gerçekçi olmadığını, bugüne kadar deneyimledik diye düşünüyorum. İçerideki muhalif hareketler arasında da tutarsızlıklar var. Bazı gruplar ABD’nin müdahalesini kabul ediyor, bazıları ise karşı çıkıyor. Halkın bir kısmı geçiş dönemi için bir çözüm arıyor; ancak içerideki aktörler ve örgütler bu süreci yönetemiyor. Ve Libya, Tunus, Mısır örnekleriyle karşılaştırıldığında, İran’daki durum farklı. Buradaki hareket, halkın meydanlarda birleşmesiyle ortaya çıkmadı ve bir anda şiddetlendi.

İran, protesto görüntülerinin yayılmasını engelliyor: Starlink kullanıcıları hedefte
“Pehlevi’nin yakın zamanda İran’a dönmesi beklenmiyor”
Protestolardaki devlet şiddeti ne zaman daha sert bir hâl almaya başladı?
Amerika’nın “Biz buradayız” çıkışı ve Trump’ın şiddet artarsa sürece doğrudan müdahale edeceğini söylemesiyle… İsrail ve Amerika’nın açıklamaları, protestolara müdahalenin sertleşmesine, hükümetin internet ve telefonları kapatmasına neden oldu. Sabit hatlar dâhil tüm iletişim kesildi ve içeriden haber almak imkânsız hâle geldi. Ve halk, bu aşamadan sonra sürecin egemenlerin çıkarları için kullanıldığını fark etti.
Bu tür hareketler, şiddete başvurma eğilimini her zaman taşıyor. İçerideki bazı gruplar arasında Trump’ı bir “Mehdi” gibi görenler var ve hareket artık kontrolden çıkmış durumda. Cumhuriyetçiler, liberaller ve sol gruplar bu hareketlere muhalif olsalar da şu anda susuyorlar, çünkü hareketi durdurabilecek güç ellerinde olsa da kullanamıyorlar.
İran’daki mevcut güç yapısı ise bildiğiniz üzere aşırı sağcı, kadın düşmanı ve neoliberal gruplardan oluşuyor. Şah’ın oğlu Reza Pehlevi’nin çevresindekiler de yine sol düşmanı, sağ popülist ve Amerika ile İsrail yanlısı bir çizgide hareket ediyor. Amerika’nın projelerini İran’da ileri taşımayı amaçlıyorlar. Bu gruplar, içeride örgütlü ve muhalifleri susturmak için baskı uyguluyorlar. Sadece onlar da örgütlü oldukları için Kürtlere “gücü yetmiyor”.
Öte yandan, destekçileri artıyor olsa da, Pehlevi’nin yakın zamanda İran’a dönmesi beklenmiyor. Batı medyası onu alternatif olarak gösterse de, içerideki akıl tutulması nedeniyle şu an sessiz kalanlar ve bazı örgütlü gruplar süreci kontrol altında tutuyor. Yansıtıldığı gibi Pehlevi destekçileri ayrımcılığı reddetmiyor, aksine solculara ve farklı etnik gruplara karşı düşmanlık besliyor. Kadın düşmanlığı açık, kadınların özgürlüğine dair sloganlara tahammülleri yok ve sosyal medya üzerinden sol-sosyalistlerin seslerini bastırmaya çalışıyorlar. Yani Şah tarafında da sağcı, neoliberal ve patriyarkal bir yapı hâkim.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan göreve başladığında reformist bir lider profili çizmiş, bu imaj dünya basınına da böyle yansımıştı. Bugün gelinen noktada Pezeşkiyan’ın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pezeşkiyan’ın devleti artık etkisiz. Ağır ambargolar ve ekonomik çöküntü ülkeyi perişan hâle getirmiş durumda. Petrol gelirleri bloke edildi, para ekonomiye dönmüyor, yolsuzluk ve büyük rantlar halkın yaşamını daha da zorlaştırıyor. Pezeşkiyan istese de bunlarla mücadele edemez.
Halk, uzun süredir hükümete ve muhalefete güvenini kaybetmiş durumda. Tıpkı sizinkine benzer bir şekilde, aklına güvendiğimiz, halkı gerçekten önemseyen siyasi aktörlerimizin hepsi hapiste. Medya etkisiz hâle getirildiği için hapistekilerin sesini duyamıyoruz. Halk parlamenter bir sistem ve bütün etnik/siyasi grupların dahil olduğu demokratik bir düzen istiyor; ancak bu talepler göz ardı ediliyor. Şu anki tablo, içeride baskı, belirsizlik ve ekonomik çöküntü ile birlikte, toplumsal çatışma riskini artırıyor.
“Şah’ın dönme ihtimali, gücün yeniden tek bir kişide toplanması anlamına geliyor”
Bu taleplerle yola çıktığınız eylemlerin sürekli bastırılmaya çalışılmasını ve size şiddetle geri dönmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Jin, Jiyan, Azadî Hareketi’nden sonra kadınların kamusal alanlarda başörtüsüz oturabilmesi, spor salonlarına gidebilmesi ve hatta resmî televizyonda görünebilmesi gibi küçük ilerlemeler kaydedilmişti. Yani küçük küçük adımlarla da olsa haklarımız için ilerleme kaydedebiliyorduk. Ancak başka aktörler, siyasi hedeflerini dayatmak ve halkın iradesini ipotek altına almak için bu ilerlemeyi kesintiye uğrattı.
50 kişiyle başlayan kayıplar bugün 5 bin civarına ulaştı. Hayatlarımızın asla değeri yok. Pehlevi’nin öne çıkarılmasıyla yapılmak istenen ise açık: Bütün yetkilerin tek bir elde toplanması. Anlamsız bir düzen kurulacak, devlet neredeyse kişisel bir aygıta dönüşecek. Medyanın büyük kısmı tamamen onun kontrolünde olacak. Hangi medya konuşacak, ne zaman konuşacak, kim soru sorabilecek; hepsi tek bir merkezden belirlenecek. Şah’ın dönme ihtimali, gücün yeniden tek bir kişide toplanması anlamına geliyor.
Halka “geleceğim, demokratik geçişi sağlayacağım ve geri çekileceğim” diyor; ama pratikte bunun karşılığı yok. Bu aslında yeni bir monarşi. Doğrudan, klasik bir monarşi ve bu son derece tehlikeli. Etnik gruplar, farklı toplumsal kesimler ve çevredeki dengeler açısından da bu modelin sürdürülebilir olmadığı açık. Tam da bu yüzden bu tablo dış güçler tarafından kullanılmaya çok açık.

İran’da Aralık Protestoları: Ölümler, gözaltılar ve açıklamalar
“İnternetin kesileceğini, iletişimin kopacağını hiç mi düşünmediniz?”
Protestoların geleceğine dair öngörünüz nedir?
İsrail ve ABD süreci kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Venezuela’da ne yaptıklarını biliyoruz; burada da benzer bir senaryo, farklı koşullarla uygulanabilir. İran Venezuela değil elbette, ama hedef alınacak. İran’ın nükleer tesisleri, askerî altyapısı ve füze kapasitesi vurulabilir. İsrail’in bunu yapma iradesi ve kapasitesi var. Daha önce yaptıklarını hatırlamak yeterli: Altyapıyı vurup geri çekilmek. Aynı ölçekte hareket edemeyebilirler ama yıkıcı etki yaratacaklar. Ardından ülkeye girmeden geri çekilecekler. Rusya ise muhtemelen sahaya çıkmayacak.
Tüm bu olası senaryoları bir kenara bıraktığımızda emin olduğum tek bir şey var: Yine büyük kayıplarımız olacak. Asıl korkumuz bu. Anlatmaya çalıştığım ruh hâli tam olarak bu.
Bunların hiçbiri olmayabilir. Bir mucize de gerçekleşebilir; ama biz bu korkularla yaşıyoruz. Açıkçası benim umudum yok. Umudum yok çünkü hiçbir şey bize açıkça anlatılmıyor. Anlatılanların tamamı ise son derece ürkütücü. Ortada gerçek bir politik program yok. İnsanlar sokağa döküldü, silahlar ortaya çıktı. Bu tablo bizi nereye götürdüğünü bilmediğimiz bir felaketin eşiğinde bırakıyor. İnsanlar ortada öldü. Çatışmaların arasında.
“Dış müdahaleye öfkeliyiz”
Şimdi ister istemez şu soruyu soruyoruz: Ne oldu? Böyle bir sonucun geleceğini gerçekten öngörmediniz mi? İnternetin kesileceğini, iletişimin kopacağını hiç mi düşünmediniz? Buna dair nasıl bir tedbir aldınız? Önceden planlanmadı mı bunlar? Ortada son derece programsız, öngörüsüz ve hazırlıksız bir hamle var. Dahası, hiçbir sorumluluk üstlenilmiyor. Çünkü özellikle Pehlevi yanlıları için içeride ne olduğu önemli değil. Grubun lideri yurt dışında, içeride ölenler, yıkılan hayatlar onların gündeminde değil.
Pehlevi zaten sorumluluk almayan biri. Hesap vereceği bir mekanizma yok. Ne isterse söylüyor, ne isterse yapıyor. Bedelini kim ödüyor? Başkaları. Hep başkaları. Bu yüzden yaşadığımız şey sadece korku değil. Aynı anda birden fazla duygunun iç içe geçtiği bir hâl. Hem umut vardı, hem heyecan; bir yandan hükümete karşı öfke, bu kadar ölüm ve beceriksizlik yüzünden. Bir yandan kendimize dair bir sorgulama: “Bunca yıl neden bunu başka türlü yapamadık?”
Dış müdahaleye öfkeliyiz. İçeride dönen iktidar hesaplarına, hareketin daha şimdiden birkaç grubun güç kavgasına girişmesine öfkeliyiz. Muhaliflerin bir kısmı daha olaylar başlamadan “geleceğiz, hepinizi asacağız” diye tehditler savurdu. Bu son derece yanlış bir dildi. Çünkü karşı tarafa ne verdi biliyor musunuz? “Daha fazla öldürme” gerekçesi. Keşke böyle olmasaydı. Keşke bu dil hiç kurulmasaydı. Keşke bu tablo ortaya çıkmasaydı. Ama çıktı. Geldiğimiz yer burası.

Trump’a İran’a ‘müdahale’ seçenekleri sunuldu iddiası
Siz aynı zamanda bir felsefecisiniz. Bilgiden yoksun kalmak, hakikatin bilinmeyişi insana nasıl hissettiriyor?
Bütün mesele tam da burada düğümleniyor. Konuştuğum insanlar sürekli şunu söylüyor: “Bizi yeniden bombalayacaklar.” Evet, ben de yeniden bombalanacağımızı düşünüyorum. Ama nasıl? Bunu bilmiyoruz. Venezuela’daki gibi bir müdahale mi olacak, yoksa bambaşka bir senaryo mu devreye girecek? Bu belirsizlik insanda son derece yıkıcı bir duygu yaratıyor.
Biz savaş istemiyoruz. Savaşın önüne geçebilmek için elimizden geleni yapıyoruz; ama buna rağmen yine savaşın içine sürükleniyoruz. Şu anda hâlâ içeriden cenazelerin görüntüleri geliyor. İnsanlar ayaklar altında kalarak öldü. Bu bizim için çok büyük bir travma.
Bu durum uçsuz bucaksız bir öfke ve aynı zamanda derin bir endişe yaratıyor. Son 10 yıl boyunca neler yaşandığını gördük, Türkiye’den Suriye’ye bastırılan protestolar hâlâ gözümüzün önünde. Hükümet geri adım atmıyor, atacağını da düşünmüyoruz.
Halk olarak ortadayız ve onurlu bir çözüm talep ediyoruz. Ancak iletişim kesildiği için birlikte düşünemiyoruz. Birbirimizi duyamıyor, göremiyor, temas kuramıyoruz. (TY)






