Önce kendi yaşadığı hak kaybını anlatıyor, ev işçisi Minire İnal:
“Ev își yaptığım evde 2009’da iş kazası geçirdim. Bir süre sonra işverene dava açtık. İki yıl sonra mahkeme davamızı kabul etmedi. Gerekçe olarak 10 günün altında çalışmamı gösterdi. Haftada iki gün çalışıyordum bu da ayda 8 gün yapıyor. 10 gün gibi bir kriter konulması büyük bir hak gaspına neden oluyor. Biz üst mahkemeye gittik ve davamız devam ediyor.”
Minire İnal, İmece Ev İşçileri Sendikası’nın genel başkanı. Yıllardır ev işçilerinin görünmeyen emeğini görünür kılmak, sosyal güvence ve yasal statü taleplerini duyurmak için mücadele yürütüyor.

Son günlerde basına yansıyan “Ev işçilerine sigorta için masaya oturma hazırlığı” başlıklı haberlere tepkili. Ev işçilerinin hak mücadelesinin yeni bir gelişmeymiş gibi sunulmasına itiraz ediyor. Ona göre ortada yeni başlayan bir süreç değil, yıllardır süren ve çoğu zaman görmezden gelinen bir mücadele var.
Basına yansıyan haberlere göre, yurtdışından bakım hizmetleri için gelenler de dahil olmak üzere sayıları 1,5 milyona ulaşan ev işçileri için sendikalar bakanlıkla görüşmeye hazırlanıyor.
Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, “Belli bir aşamaya geldik. Bu çalışanların da İş Kanunu kapsamına alınması için mart veya nisanda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’yla görüşeceğiz” dedi.
Bir grup gazeteciyle bir araya gelen Arslan, ev işi yapan 1 milyon 310 bin kişi bulunduğunu, bu kişilerin yalnızca iş kazalarına yönelik sigortalandığını belirtti. Bu çalışanların İş Kanunu kapsamına alınması için kampanya yürüttüklerini ifade eden Arslan, üzerinde çalıştıkları modeli şu sözlerle anlattı: İspanya ve Belçika örnekleri incelendi; işverenin ücreti ve primleri bir fona yatırdığı, iş bitiminde çalışanın fondan parasını aldığı, denetimin SGK’da olduğu bir sistem öngörülüyor. İşverene yük bindirmemek için kamusal teşvik ve işsizlik fonunun kullanılabileceği de dile getiriliyor.
İnal ise bu gelişmeleri temkinli karşılıyor. Ev işçilerinin sorunlarının bugün ortaya çıkmadığını, 2000’li yılların başından bu yana “görünmeyen işçiler” olarak sosyal güvenlik sisteminin dışında bırakıldıklarını hatırlatıyor. İş Kanunu kapsamına alınma talebinin yıllardır dile getirildiğini vurguluyor.
"Ev işçileri fiilen dışlanıyor"
2011 yılında hükümet tarafından düzenlenen ev işçileri çalıştayına katıldıklarını belirten İnal, o toplantıda açıkça üç temel talebi savunduklarını söylüyor: Ev işçilerinin İş Kanunu kapsamına alınması, sigortalama işlemlerinin kolaylaştırılması ve sosyal güvenlik primleri için devlet teşviki sağlanması. Ancak o dönemde çözüm olarak Özel İstihdam Bürolarının önerildiğini, buna karşı çıkan yapının ev işçilerinin kendi sendikaları olduğunu ifade ediyor. Bugün gelinen noktada ise sigortalı ev işçisi sayısının hâlâ çok düşük olduğuna dikkat çekiyor.
İnal’a göre en büyük sorunlardan biri “10 gün” düzenlemesi. Borçlar Kanunu’na göre sürekli çalışan ev işçilerine sigorta yapılabilirken, ayda 10 günden az çalışanların işçi statüsünde değerlendirilmemesi ciddi bir hak kaybı yaratıyor. Bu uygulamanın ev işçilerini sosyal güvenlikten fiilen dışladığını, 10 günden az çalışanları yalnızca iş kazası sigortasıyla sınırladığını ve emeklilik ile işsizlik hakkını ortadan kaldırdığını söylüyor. Farklı evlerde çalışmanın işçi olma gerçeğini değiştirmediğini vurguluyor.
Sigorta bildirimini kolaylaştıran mobil uygulamayı olumlu bir adım olarak değerlendirse de, bunun tek başına yeterli olmadığını belirtiyor. Resmi verilerin sigortalı ev işçisi sayısında kayda değer bir artış göstermediğini, sorunun teknik değil yapısal olduğunu dile getiriyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 189 No’lu Ev İşçileri Sözleşmesi’ni de hatırlatan İnal, bu sözleşmenin ev işçilerinin işçi statüsünde tanınmasını, sosyal güvenlik kapsamına alınmasını ve eşit haklara sahip olmasını güvence altına aldığını söylüyor. Türkiye’nin bu sözleşmeyi imzalayıp uygulamaya koyması gerektiğini bir kez daha yineliyor.
"Ev işçilerinin mücadelesi yeni değil"
Çözümün aslında açık olduğunu ifade eden İnal, ev işçilerinin İş Kanunu kapsamına alınması, 10 gün sınırının kaldırılması, sosyal güvenlik primi için devlet teşviki sağlanması ve bu teşvikin İşsizlik Fonu’ndan değil genel bütçeden karşılanması gerektiğini savunuyor. İşsizlik Fonu’nun işsiz işçiler için var olduğunu, sosyal güvenlik desteğinin genel bütçeden sağlanmasının daha adil bir yöntem olacağını belirtiyor.
“Ev işçilerinin mücadelesi yeni değildir” diyor İnal Yeni olanın, bu mücadelenin başkaları tarafından yeniymiş gibi sahiplenilmesi olduğunu vurguluyor.

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ
Ev işçilerinin de sendikası olur muymuş?
(EMK)
















