İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB Davası’nın 72. gününde sürüyor.
Silivri’de görülen davada tutuklu sanıkların tahliye talepleri alınmaya devam ederken İmamoğlu da mahkeme heyetine hitaben savunmasını yaptı. İmamoğlu, konuşmasının önemli bölümünde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İBB Davası’nın canlı yayımlanmasına ilişkin açıklamalarına yanıt verdi.
İmamoğlu, davanın kamuoyuna açık biçimde izlenebilmesi için yalnızca bundan sonraki duruşmaların değil, dava başladığından bu yana gerçekleştirilen tüm duruşmaların da yayımlanmasını istedi.
“Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum” diyen İmamoğlu, “Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. SEGBİS orada, imkân var, teknoloji var. Her milimi yayınlansın, millet izlesin” dedi.
“Millet dinlesin, millet görsün”
Silivri’deki duruşma salonundan konuşan İmamoğlu, canlı yayın talebinin kendisi açısından yeni olmadığını belirterek, davanın bütün yönleriyle kamuoyunun önünde yürütülmesini istediğini söyledi.
İmamoğlu, “Buyurun, bekliyorum. Çünkü benim milletimden saklayacak sözüm yoktur. Millet dinlesin, millet görsün. Ben hep milletime konuştum. Millet kendi kararını versin” dedi.
Kendisinin ve yaşamının kamuoyuna açık olduğunu savunan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Ben her anımla, malımla, mülkümle, yaşamımla, her şeyimle açığım, şeffafım. Veremeyeceğim hesabım da yoktur. Çünkü millet şahidimdir.”
İmamoğlu’nun bu sözleri, davanın kamuoyuna açıklığı ve duruşmaların canlı yayınlanması tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
“Derdi Ekrem İmamoğlu”
İmamoğlu, konuşmasının devamında Adalet Bakanı Akın Gürlek’i doğrudan hedef aldı.
Gürlek’in daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinde bulunduğunu hatırlatan İmamoğlu, İBB soruşturması ve dava sürecinin başlangıcından itibaren Gürlek’in açıklamalarını eleştirdi.
İmamoğlu, Gürlek’in Adalet Bakanı olduktan sonra da İBB Davası üzerinden açıklamalar yapmayı sürdürdüğünü belirterek, “Derdi; Ekrem İmamoğlu” dedi.
İmamoğlu, Gürlek’in “Ekrem İmamoğlu hâlâ bu davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu acaba?” şeklindeki sözlerine ilişkin şöyle konuştu:
“Ben yine de buradan herkesin duyacağı bir şekilde cevap vereyim: Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum.”
İmamoğlu, bununla da yetinmeyerek davanın ilk gününden itibaren yapılan duruşmaların da yayımlanmasını istedi.
“SEGBİS orada, imkân var, teknoloji var” diyen İmamoğlu, “Her milimi yayınlansın, millet izlesin” ifadelerini kullandı.
“Böylesine büyük bir salon ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor?”
İmamoğlu, savunmasının başında ise Türkiye’de adalet ve yargıya duyulan güven tartışmasına dikkat çekti.
Duruşmanın yapıldığı Silivri’deki salonun Türkiye’nin, hatta Avrupa’nın en büyük duruşma salonu olduğunu belirten İmamoğlu, asıl meselenin salonun büyüklüğü değil, burada gerçekleşen yargılamanın adalet niteliği olduğunu söyledi.
İmamoğlu, “Böylesine büyük bir salon acaba ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor ya da yapabilecek?” diye sordu.
Bu sorunun yanıtını zaman içerisinde toplumun vereceğini belirten İmamoğlu, “Eninde sonunda milletimiz bunun yanıtını verir ve elbette gereğini de yapar” dedi.
İmamoğlu, Türkiye’de yargıya güvenin ciddi biçimde zedelendiğini savunarak, yeni adli yılın yargıya ilişkin sorunların giderildiği bir dönemin başlangıcı olmasını istedi.
“Çok hasar almış, toplumun yüzde 80’inin ne yazık ki yargıya inanmadığı, yargıya güvenmediği bir ortamda, bunun hasarlarının acilen giderildiği ve yanlışların değil, artık doğruların yapıldığı” bir adli dönem temennisinde bulundu.
“Buradan bir örgüt çıkmaz”
İmamoğlu, davada kendisi ve diğer sanıklar hakkında yöneltilen “örgüt” suçlamasına da değindi.
Salonun arka bölümünde tutuklu bulunan sanıklara işaret eden İmamoğlu, aralarında kadınların da bulunduğu sanıkların “örgüt” olarak nitelendirilemeyeceğini savundu.
“Buradan bir örgüt çıkmayacağını herkes görüyor” diyen İmamoğlu, “Kim bakmak isterse görebilir. Ama bakmaz ise, görmek istemezse, zaten ona biz zorla gösterecek bir halimiz de yoktur” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, “Burada bir suç örgütü yok. Gerçekten büyük bir zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var” diye konuştu.
“Siyaset işaret ediyor, medya hüküm veriyor, yargı harekete geçiyor”
İmamoğlu’nun savunmasındaki bir diğer başlık ise soruşturma ve yargı sürecinin yürütülme biçimine ilişkin eleştirileriydi.
İmamoğlu, Türkiye’de siyaset, medya ve yargı arasında bir ilişki kurulduğunu ileri sürerek şöyle konuştu:
“Siyaset işaret ediyor, bir kısım medya hüküm veriyor, yargı harekete geçiyor, biri konuşuyor, diğeri manşet atıyor; ardından bir karar geliyor, gündem değişiyor.”
Bu sürecin “şipşak” işleyen dikkat çekici bir düzen oluşturduğunu söyleyen İmamoğlu, yaşananların yalnızca tek tek olaylar üzerinden değil, bütünlüklü olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
İmamoğlu, bu yapının “sistem”, “örgüt” ya da “düzen” olarak adlandırılabileceğini söyledi.
“Masumiyet karinesi hiçe sayıldı”
İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde yürütülen soruşturma sürecinde kamuoyuna yapılan açıklamaları da eleştirdi.
İddianamenin hazırlanmasının ardından dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Adalet Bakanı olduğunu hatırlatan İmamoğlu, başsavcılık döneminde yapılan açıklamaların yargı teamüllerine ve hukuka aykırı olduğunu öne sürdü.
İmamoğlu, soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunmasına rağmen dosya içeriğindeki bazı bilgi ve iddiaların basına sızdırıldığını savundu.
“Daha hiçbir avukatımızın katına dahi çıkamadığı adliyede, bütün bunlar yandaş basına sızıyor, devletin kanalı TRT’ye sızıyor, masumiyet karinesi hiçe sayılıyor” diyen İmamoğlu, soruşturma sürecinde kendisi ve yakınlarının ağır saldırılara maruz kaldığını söyledi.
İmamoğlu, yaşananları “tarihin gördüğü en ağır haysiyet cellatlığı” olarak nitelendirdi.
“Ailelerimiz, kadınlar, çoluk çocuk saldırılara maruz kaldık”
İmamoğlu, soruşturma sürecinin yalnızca kendisini değil, ailesini ve yakın çevresini de etkilediğini belirtti.
“Hiç kimsenin başına gelmesin” diyen İmamoğlu, bu süreçte ailesinin, kadınların ve çocukların da hedef haline getirildiğini savundu.
İmamoğlu, “Yakınlarımıza, iffetime, namusuna varacak kadar saldırılara maruz kaldık” ifadelerini kullandı.
Soruşturma döneminde kamuoyuna yansıyan iddiaların ve haberlerin masumiyet karinesini zedelediğini söyleyen İmamoğlu, yargı sürecinin sonucunun mahkeme tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı.
Anayasa’nın 138. maddesini hatırlattı
İmamoğlu, konuşmasının sonunda yargının bağımsızlığı tartışmasına değindi ve Anayasa’nın 138. maddesine işaret etti.
Yargı sürecine siyasi makamların müdahale etmemesi gerektiğini belirten İmamoğlu, “Anayasa çok açık” dedi.
İmamoğlu, Anayasa’da yer alan, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” hükmünü hatırlattı.
Bu hüküm üzerinden Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamalarını eleştiren İmamoğlu, yargı süreçlerinin siyasi açıklamalardan bağımsız yürütülmesi gerektiğini savundu.
“Millet kendi kararını versin”
İmamoğlu, duruşmaların kamuoyuna açık biçimde yayımlanması halinde hakkındaki iddiaların, savunmaların ve mahkeme sürecinin herkes tarafından görülebileceğini savundu.
Bu nedenle yalnızca gelecekteki duruşmaların değil, davanın başlangıcından bu yana gerçekleşen duruşmaların da yayımlanmasını istedi.
“Millet dinlesin, millet görsün” diyen İmamoğlu, kamuoyunun süreci kendisinin değerlendirmesini istedi.
İmamoğlu, “Millet kendi kararını versin” sözleriyle savunmasını sürdürürken, kendisinin kamuoyundan saklayacağı herhangi bir şey olmadığını ve hesap vermekten kaçınmadığını söyledi.
“Hem savcı, hem hâkim, hem bakan, hem avukat olmak istiyor”
İmamoğlu, konuşmasının önemli bölümünü Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kendisi ve dava hakkında yaptığı açıklamalara ayırdı. Gürlek’in, İmamoğlu ve diğer sanıkların “siyasi polemiğe girmeden dosyadaki delillere göre savunma yapması” gerektiği yönündeki sözlerini eleştiren İmamoğlu, bunun yargıya yönelik “tavsiye ve telkin” anlamına geldiğini söyledi.
Gürlek’in aynı zamanda geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığını hatırlatan İmamoğlu, “Aynı anda, tarihte olunmamış bir şekilde bakan, başsavcı, hâkim, savcı, avukat mı olmak istiyor diye düşünmeden edemiyorum. Tarih böyle bir vaka görmüş müdür?” diye konuştu.
“Bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul’a atandı”
İmamoğlu, Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atanması ile İBB soruşturmasının başlatılması arasında doğrudan bir ilişki olduğunu öne sürdü.
“Bu siyasi kişi, Adalet Bakanı, AK Parti’nin 31 Mart 2024 yenilgisinin hemen sonrasında, evet, bilerek, tespitle, iddiayla söylüyorum ki; bu soruşturmayı, bizzat bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul’a Başsavcı olarak atanmıştır” diyen İmamoğlu, bu iddiasını daha önce de dile getirdiğini söyledi.
İmamoğlu, Gürlek’in İstanbul’a atanmasının ardından soruşturmanın başlatıldığını belirterek, “O başlattı bu soruşturmayı Başsavcı iken. Evet, buraya gelmeden ben bunu tespit etmiş bir kişi olarak iddia ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Soruşturmadan 25 gün sonra Adalet Bakanı oldu”
İmamoğlu, Gürlek’in kendisinin mahkeme karşısına çıkmasına kısa süre kala Adalet Bakanlığı görevine getirildiğini de savunmasının bir başka başlığı yaptı.
“Mahkemeye çıkmama dair 25 gün kala yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak, mevki olarak Adalet Bakanı olmuştur” diyen İmamoğlu, Gürlek’in daha sonra Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) başkanlığı görevini de üstlendiğini hatırlattı.
İmamoğlu, bu tabloyu eleştirerek şöyle konuştu:
“Şimdi avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Çünkü o ancak iddia, savunma ve karar makamında olacak ki benim cezamın garantisi için gönlü rahat olsun! Hem savcı hem hâkim hem bakan, hem avukat.”
İmamoğlu, yargılamada “silahların eşitliği” ilkesinin bulunması gerektiğini ancak mevcut durumda bunun gerçekleşmediğini savundu.
“İddia makamının lideri karar merciinin tepesine oturtulmuş”
İmamoğlu, Adalet Bakanı’nın aynı zamanda HSK Başkanı olmasını, devam eden dava açısından eleştirdi.
“Biz bir maça çıkmışız, iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak, hani sözüm ona ‘silahların eşitliği’ var ya. Ama bir de ne görelim; iddia makamının lideri, iddianame ile övünen kişi, yani esas iddia makamı, karar merciinin tepesine oturtulmuş. Adalet Bakanı, HSK Başkanı olmuş” dedi.
Bu durumun Türkiye’deki hukuk sistemi açısından ağır bir sorun oluşturduğunu savunan İmamoğlu, mevcut düzeni “Nasreddin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeni” sözleriyle eleştirdi.
“Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, Türk milleti adına, Türkiye’nin geleceği adına böyle bir sistem ve düzende oluşmuş bu, gerçekten kötü düzen, Türkiye için en büyük tehdittir” diye konuştu.
“19 Mart’tan bu yana 15 ceza davası, 23 hâkim değişti”
İmamoğlu, savunmasının devamında 19 Mart sürecinden bu yana karşı karşıya kaldığını söylediği yargı süreçlerine ilişkin de dikkat çeken rakamlar verdi.
“Bakın 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş bir kişiyim. Bu da tarihte yok” diyen İmamoğlu, duruşmalarında hâkim değişiklikleri yaşandığını söyledi.
“Ve 23 hâkim değiştirildi benim duruşmalarımda. Tam 23 hâkim.” ifadelerini kullanan İmamoğlu, yargı düzenini belirleyen anayasal kuralların yalnızca kâğıt üzerinde bulunmadığını vurguladı.
İmamoğlu, “Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, millet adına kullanılan yargı yetkisinin temel şartıdır” dedi.
“Bakan, sanığa nasıl savunma yapacağını söyleyemez”
İmamoğlu, Adalet Bakanı’nın devam eden bir dava hakkında açıklama yapmasının sınırları olduğunu savundu.
“Bir Adalet Bakanı, devam eden bir yargılamada sanığın nasıl savunma yapması gerektiğini söyleyemez” diyen İmamoğlu, sanığın savunmasının “siyasi şov” olarak nitelendirilemeyeceğini belirtti.
İmamoğlu, “Devam eden bir dava hakkında mahkemeye yönelik tavsiye, telkin niteliği taşıyabilecek açıklamalar ya-pa-maz” diyerek sözlerini vurguladı.
Kendisinin ve diğer sanıkların bu süreçte yalnızca kendi özgürlüklerini değil, Türkiye’nin geleceğini de savunduklarını belirten İmamoğlu, “Anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz, direnmeye devam edeceğim” dedi.
“Savunduğumuz şey özgürlüğümüz, itibarımız ve emeğimizdir”
İmamoğlu, yargılamanın yalnızca kendisiyle ilgili bir dava olarak görülmemesi gerektiğini savundu.
“Savunduğumuz şey özgürlüğümüzdür, itibarımızdır, emeğimizdir” diyen İmamoğlu, bu mücadelenin Türkiye’nin özgürlüğü, itibarı, emeği ve geleceği açısından da önem taşıdığını söyledi.
İmamoğlu, kendisini eleştirenlerin “siyasi şov” suçlamasına da yanıt verdi.
“Siyasi şova ihtiyaç duyanlar, halkın ekmeğine göz koyanlardır. Bu rejimi, bu sistemi yaratanlardır” diyen İmamoğlu, farklı toplumsal kesimlerin hak ve emek mücadelelerine dikkat çekti.
Maden işçilerinin, köylülerin, gençlerin ve öğrencilerin mücadelelerini örnek gösteren İmamoğlu, bu kesimlerin taleplerinin “şov” olarak görülmesini eleştirdi.
“Zira gerçeklikten ve halktan kopmuşlardır. Boşlukta savrulmaktadırlar. Çok zayıftırlar. Çünkü esas güçlü olan millettir” diyen İmamoğlu, “Millet güçlüdür, millet büyüktür” ifadelerini kullandı.
“Dört kez seçim kaybettikleri kişiye karşı siyasi yargılama hikâyesi kuruluyor”
İmamoğlu, hakkındaki davanın siyasi bir süreç olduğunu savunmayı sürdürdü.
“Bir ceza dosyasında, dört kez seçim kaybettikleri kişiye karşı, Beylikdüzü’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, siyasi parti yönetiminden cumhurbaşkanlığı adaylığına ve seçimlerine uzanan siyasi bir yargılama hikâyesi kuruluyor” dedi.
İmamoğlu, kendisine yöneltilen suçlamaların yer aldığı iddianameyi de ağır ifadelerle eleştirdi.
“Siyasi şov, aslında iddianame denen, bana göre bu iftiranamede yazan şeydir. Sonra o hikâyeye karşı kendimizi savunduğumuzda savunmamıza ‘siyasi şov’ deniliyor” ifadelerini kullandı.
İddianamede yer alan suçlamaların çöktüğünü savunan İmamoğlu, “Bütün iddialar çöptür ve çökmüştür” dedi.
“Altı ay bitti, bir tek delil görmedim”
İmamoğlu, Adalet Bakanı Gürlek’in “dosyadaki delillere göre savunma yapılması” yönündeki sözlerine de deliller üzerinden yanıt verdi.
“Altı ay bitti, bir tek delili şu mahkemede huzurda kimse görmedi, ben de görmedim. Bir tek delil” diyen İmamoğlu, mahkeme salonunda kendisine gösterilecek bir delil olması halinde özür dileyeceğini söyledi.
İmamoğlu ayrıca 19 Mart sürecinin ekonomik sonuçlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Ekonomistler tarafından yapılan hesaplamalara atıfta bulunan İmamoğlu, bir yıl içerisinde Türkiye ekonomisinin ve yurttaşların büyük bir maliyetle karşı karşıya kaldığını savundu.
İBB Davası’nın iddianamesinde CHP’nin ele geçirilmesi ve siyasi rakiplerin bertaraf edilmesi gibi iddiaların yer almasını da eleştiren İmamoğlu, bu konuların kendisiyle bağlantısının kurulamayacağını savundu.
“Bizle ne alakası var?” diye soran İmamoğlu, bu tür iddiaların yargı eliyle yürütülen siyasi bir sürecin parçası olduğunu ileri sürdü.
“Susmamızdan, anlatmamızdan rahatsızlar”
İmamoğlu, kendisi ve diğer sanıklardan bütün bu süreçler yaşanırken sessiz kalmalarının beklendiğini savundu.
“Bütün bunlar yaşanırken hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor” diyen İmamoğlu, yaşananlara karşı mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.
“Bu kötülükleri yapanlar gibi kinle, nefretle değil, en üst seviyede sorumlulukla, büyük gayret ve dirençle zalimliğe karşı 87 milyona yakışacak bir mücadele veriyorum, vermeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, kendilerine yönelik asıl rahatsızlığın konuşmalarından kaynaklandığını savunarak, “Susmamamızdan, anlatmamamızdan... Anlatmamızdan daha doğrusu, milletin gerçekleri duymasından rahatsızlar” dedi.
Bu nedenle yalnızca duruşma salonunda değil, salon dışında da seslerinin duyulmasının engellenmeye çalışıldığını ileri sürdü.
“Savunma hakkıma ilk müdahale Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasıyla başladı”
İmamoğlu, savunmasının son bölümünde ise doğrudan savunma hakkının engellendiğini öne sürdü.
Savunma hakkına yönelik ilk müdahalenin avukatı Mehmet Pehlivan’ın tutuklanmasıyla başladığını söyleyen İmamoğlu, Pehlivan’ın kendisinin avukatlığını yaptığı için tutuklandığını savundu.
“Savunma hakkıma ilk müdahale, değerli avukatım Mehmet Pehlivan’ın benim avukatlığımı yaptığı için tutuklanarak hukuksuz şekilde özgürlüğünün elinden alınmasıyla başlamıştır” dedi.
İmamoğlu, daha sonra Silivri’deki duruşmalarda da savunmasının kısıtlandığını iddia etti.
“Daha sonra burada Silivri’de savunma hakkım elimden alınmıştır. Savunmam engellenmiştir” diyen İmamoğlu, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameye ilişkin savunmasını çok kısa bir sürede tamamlamasının istendiğini söyledi.
“4 bin sayfalık iddianameye 7-8 saatte savunma istendi”
İmamoğlu, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianame için, avukatlarının savunmaları ve sorgular da dahil olmak üzere 7-8 saat içerisinde savunma yapmasının istendiğini söyledi.
“Israrla serbest biçimde savunma yapmak istediğimi söylememe, süre sınırı getirilmesin dememe, hiç sesimi yükseltmeden talebimin sebeplerini açıklamaya çalışmama rağmen savunmama engel olunmuştur” dedi.
İmamoğlu, savunma süresine ilişkin itirazlarının ardından kendisinin “savunma yapmaktan kaçmakla” suçlandığını da ileri sürdü.
“Gerçeğe aykırı bir biçimde savunma yapmaktan kaçmakla suçlandım; tutanak, dosyada kapı gibi durmaktadır” dedi.
İmamoğlu: “Avukatım tutuklandı, savunmam tutuklandı, ardından kitabım tutuklandı”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada tahliye talebini sürdürdü.
Silivri’de görülen ve İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 72. günündeki duruşmada konuşan İmamoğlu, hem savunma hakkının engellendiğini hem de mahkeme salonunda dile getiremediği savunmasını kamuoyuna ulaştırmak amacıyla hazırladığı kitabın da yasaklandığını söyledi.
İmamoğlu, konuşmasına “Millet şahidimdir: Ben hak yemem, hakkımı da yedirmem” sözleriyle başladı.
“Hakkımı yedirmemek için de ömrüm heder olsa, onu ödemeye hazır bir kişiyim. Bu kadar net” diyen İmamoğlu, ardından duruşma salonundan çıkarıldığı ve sonrasında hakkında alınan kararlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Savunmamın duyulması engellendi”
İmamoğlu, daha önce mahkeme salonundan çıkarıldığını ve duruşmaya getirilmeme kararının “usulsüzce” uygulandığını savundu.
Kendisinin duruşma düzenini bozmadığını, herhangi bir öfke ya da taşkınlık göstermeden konuştuğunu belirten İmamoğlu, buna rağmen savunmasının bağlamından koparıldığını söyledi.
İmamoğlu, mahkeme heyetinin kendisinin savunma yapmayacağı ve susma hakkını kullandığı yönünde bir karar aldığını belirterek, bu kararın gerçeği yansıtmadığını savundu.
Mahkeme salonunda yapamadığı geniş savunmasını daha sonra bir kitap haline getirdiğini anlatan İmamoğlu, amacının kamuoyunun savunmasının ana hatlarını öğrenmesini sağlamak olduğunu söyledi.
“Ancak belli ki savunmanın mahkeme salonunda duyulması engellendiği gibi, milletime ulaşması da istenmemiştir” dedi.
“Yazdığım şeyden bile çekinen bir düzen olabilir mi?”
İmamoğlu, kitabının basım sürecinde yaşandığını söylediği gelişmeleri de anlattı.
Kitabın yayımlanabilmesi için yapılan bandrol başvurusunun “usulsüzce bekletildiğini” öne süren İmamoğlu, bandrol alındıktan sonra kitabın matbaada basımına başlandığını söyledi.
Ancak baskı makinelerinin çalışmaya başlamasından kısa süre sonra matbaaya baskın yapıldığını ve baskının durdurulduğunu belirten İmamoğlu, dört gün sonra da kitabın henüz basımı tamamlanmadan mahkeme kararıyla yasaklandığını ifade etti.
İmamoğlu, yaşananları savunma hakkının aşamalı olarak engellenmesi şeklinde değerlendirdi:
“Canlı yayınlayın dedin, yayınlamadılar. ‘Peki’ dedim, ‘O zaman bu salondan sorularımı sorayım, anlatayım, iddiaların, iftiraların karşısında gerçekleri ortaya koyayım.’ O da olmadı.”
İmamoğlu, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara karşı mahkeme salonunda soru sorma ve savunma yapma imkânının da kısıtlandığını savundu.
Bunun üzerine savunmasını kitaplaştırmaya karar verdiğini belirten İmamoğlu, “Dedim ki: ‘Benim sözüm milletime, o zaman kitap olarak yayınlansın, gitsin’” ifadelerini kullandı.
“Milletin iradesinden, aklından, vicdanından korkmadım”
İmamoğlu, kitabın yayımlanmasını istemesinin temelinde kamuoyunun kendi kararını vermesine duyduğu güvenin bulunduğunu söyledi.
“Milletin iradesinden, aklından, vicdanından ben korkmadım. Kendimi zaten millete emanet etmiştim ama onlar korktular” diyen İmamoğlu, kitabının da yayımlanmasının engellendiğini savundu.
Ardından dikkat çeken şu ifadeleri kullandı:
“Avukatımın tutuklanmasından savunmamın tutuklanmasına, ardından kitabımın tutuklanmasına geldik. Bir sonraki aşama nedir; gerçekten çok merak ediyorum.”
İmamoğlu, kendisinin susturulamayacağını savunarak, “Savunma susturulamaz, millet susturulamaz. Millet bir yolunu bulur; söylemek istediğim her şeyi okur, anlar, anlatır, kararını verir” dedi.
Sezai Karakoç’un dizeleriyle devam etti
İmamoğlu, konuşmasının bu bölümünde şair Sezai Karakoç’un sözlerine de yer verdi.
Karakoç’un “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak” sözleriyle başlayan dizelerini aktaran İmamoğlu, susmanın yaşanan sorunları ortadan kaldırmayacağını ifade etti.
İmamoğlu, Karakoç’un dizelerindeki tarih ve vicdan vurgusunu, kendi yaşadığı sürece ilişkin değerlendirmesinin ardından kamuoyuyla paylaştı.
“15 saati aşan duruşmalar yapıldı”
İmamoğlu, 17 Ağustos’tan bu yana gerçekleştirilen duruşmaların süresine de dikkat çekti.
Büyük duruşma salonunda gece yarılarına kadar devam eden celseler yapıldığını belirten İmamoğlu, bazı duruşmaların 15 saati aştığını söyledi.
Bu sürecin yalnızca sanıkları değil, avukatları, izleyicileri, jandarmayı ve mahkeme heyetini de fiziksel ve zihinsel olarak zorladığını belirten İmamoğlu, özellikle tutuklu sanıkların koşullarına dikkat çekti.
İmamoğlu, dört gün boyunca sabah saat 07.00’den itibaren başlayan ve gece 01.30-02.00’ye kadar devam eden duruşmalar yapıldığını söyledi.
Tutuklu sanıkların bu süreçte günlük 4-5 saatlik uykuyla duruşmalara katıldığını belirten İmamoğlu, yaklaşık 100 saatlik süreçte tutukluların kapalı hücre ve alçak tavanlı nezarethane koşullarından duruşma salonuna getirildiğini anlattı.
“1 gram temiz hava almadan 100 saatlik bir mesaiyle karşı karşıya kaldık” diyen İmamoğlu, duruşmaların bu koşullarda gerçekleştirilmesinin hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bu duruşmaların sıfır temiz hava ve sıfır dinlenmeyle yapılma gayreti, yapılacak olması, yapılmış olması kayıtlara girsin” ifadelerini kullandı.
“Böylesi acele işe şeytan karışır”
Duruşmaların hızlandırılmasının gerekçesi olarak sürekli bir “program”dan söz edildiğini belirten İmamoğlu, bunun kendisi açısından ikna edici olmadığını söyledi.
“Programımız var, o programın gerisindeyiz” şeklindeki açıklamaların neden böyle bir yargılama temposuna yol açtığını anlayamadığını belirten İmamoğlu, olağan ve sağlıklı bir yargılama yerine hızlandırılmış bir sürecin tercih edilmesini eleştirdi.
“Acele edilebilir ama acelenin böylesi olmaz. Böyle aceleye şeytan karışır. Çok net söylüyorum, böylesi acele işe şeytan karışır” dedi.
İmamoğlu, hızlı yargılamanın insan muhakemesinin sağlıklı biçimde yürütülmesini de olumsuz etkileyebileceğini savundu.
“Niçin bu şekilde hızlandırılmış, insan muhakemesinin zarar gördüğü, kusurlu olduğu apaçık meydanda olan duruşmalarla hızlı bir yargılama tercih ediliyor?” diye sordu.
“Acele etmeniz gereken tahliyelerdir”
İmamoğlu, mahkeme heyetine de bir çağrıda bulundu.
Tutuklu sanıkların uzun süredir cezaevinde bulunduğunu hatırlatan İmamoğlu, mahkemenin acele etmesi gereken konunun yargılamayı hızlandırmak değil, tutukluların durumunu değerlendirmek olduğunu söyledi.
“Acele etmeniz gereken bu insanların tutuksuz yargılamayla tahliye edilmesidir” dedi.
İmamoğlu, yargılamanın hızlandırılmasının arkasında başka bir iradenin olup olmadığını da sorguladı.
“Acaba kim acele ediyor? Yani bu işe karar verenler mi acele ediyor?” diye soran İmamoğlu, “Bu iş, ben buradayken tamamlansın mı isteniyor?” ifadelerini kullandı.
“Adil bir mahkeme olma talebimizin feryadıdır”
İmamoğlu, mahkeme salonunda yaşananları doğrudan bir “itham” olarak değil, yaşadıkları karşısında ortaya çıkan endişeler olarak değerlendirdiğini söyledi.
“Bu salonda yaşananlar gerçekten zorluk, bizim adımıza büyük bir zorluk. Adil bir mahkeme de olma talebimizin feryadıdır bu” dedi.
İmamoğlu, sözlerini 87 milyon yurttaşın süreci öğrenmesi için söylediğini belirterek, yargı camiasına da çağrıda bulundu.
“Milletini, devletini düşünen bütün yargı camiasının duyması için anlatıyorum. Milletimizin şahit olması için anlatıyorum” ifadelerini kullandı.
“Avukatların mikrofonları kapatılmamalı”
İmamoğlu, adil bir yargılama için yapılması gerektiğini düşündüğü düzenlemeleri de sıraladı.
“Gerçeği ortaya çıkarmak istiyorsanız savunmaya soru kısıtı getirilmemeli, avukatların mikrofonları kapatılmamalı, sorular tamamlanmadan sorgu bitirilmemeli” diyen İmamoğlu, iddia makamının sanıkların ifadelerine müdahale ederek onları baskı altına almasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi.
İmamoğlu ayrıca daha önce iki kez duruşma salonundan çıkarıldığını belirterek, özellikle ikinci çıkarılma kararının haksız olduğunu savundu.
Devam eden duruşmaya katılmamasına ilişkin kararın da yazılmadan uygulamaya sokulduğunu öne süren İmamoğlu, kendisi açısından önemli olan iki kişinin dinlenmesine fırsat verilmediğini söyledi.
“Benim için en önemli iki kişinin benim tarafımdan dinlenmesine fırsat vermediniz. Bu hakkımı elimden aldınız” dedi.
“Haddini bil, yoksa haddini bildiririz”
İmamoğlu, duruşmalarda iddia makamına ilişkin dikkat çekici bir başka iddiayı da gündeme getirdi.
İddia makamının “Haddini bil, yoksa haddini bildiririz” dediğini duyduklarını söyleyen İmamoğlu, söz konusu ifadedeki çoğul kullanıma dikkat çekti.
“Ben hâlâ bu çoğul tarifte kimler ima edildi çok merak ediyorum. Bana kimler haddimi bildirecek? Kim var bu işin arkasında, merak ediyorum” diye konuştu.
“Sorgusu devam eden sanığa tutuklama tehdidi yaşatıldı”
İmamoğlu, son olarak geçen hafta yaşandığını söylediği olayı gündeme getirdi.
Kendi sorularını henüz tamamlamadığını, sanığın avukatının sorgusuna henüz geçilmediğini belirten İmamoğlu, bu sırada iddia makamının araya girerek sanığın tutuklanmasını talep ettiğini söyledi.
İmamoğlu, “Sorgu daha bitmedi ya, sorgum bitmedi yani” diyerek tepki gösterdi.
Sanığın savunma avukatları tarafından henüz tek bir soru dahi sorulmadan tutuklanma talebiyle karşı karşıya bırakılmasının, sorgu sırasınd

İBB Davası / Gürkan Akgün: “Haksız bilirkişi raporuna göre tutukluluk kararı verilecekse gerekçesi açıklansın”
(EMK)






