"Hukuk kılıfına sokulmuş siyasi operasyon"
İddianamenin 4 bin sayfa, eklerinin ise 80 bin sayfa olduğunu söyleyen İmamoğlu, cezaevinde haftada yalnızca iki saat bilgisayar kullanabildiğini ifade etti. İmamoğlu, “Ben haftada 2 saatte, sayılı haftalarda 84.000 sayfayı okuyacağım ve konuya hâkim olacağım” diyerek savunma hakkının kısıtlandığını savundu.
İddianamenin hacminin dosyanın içeriğini anlamayı güçleştirdiğini söyleyen İmamoğlu, suçlamaların somut delillere dayanmadığını ileri sürdü.
Ekrem İmamoğlu, savunmasında mal varlığına ilişkin iddialara da yanıt verdi. Mal varlığını emeği ve çalışmasıyla elde ettiğini söyleyen İmamoğlu, kendisine yönelik iddiaların araştırılmasından çekinmediğini belirtti. “Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok” diyen İmamoğlu, bütün mal varlığının incelenebileceğini ifade etti. İmamoğlu, herkesin mal varlığını açıklaması ve hesap vermesi gerektiğini yineleyerek bu çağrının siyasetçilerle sınırlı kalmamasını, yargı mensuplarını ve kamu görevlilerini de kapsamasını istedi.
Savunmasında ailesinin ticaret geçmişine de değinen İmamoğlu, ekonomik kriz dönemlerinde yaşadıkları sıkıntıları anlattı. Para saklama, toprağa para gömme ve yurt dışında hesap açma gibi yöntemleri bilmediğini söyleyen İmamoğlu, bu iddiaların kendisi üzerinden gündeme getirilmesini eleştirdi.
Ekrem İmamoğlu, İBB soruşturmasında suçlamaların yargılama başlamadan önce kamuoyuna duyurulmasını eleştirdi. Dosyaya ilişkin iddiaların savunmadan önce basında yer aldığını söyleyen İmamoğlu, masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının ihlal edildiğini savundu.
İmamoğlu, “Soruşturma hep manşet. Önce manşet, sonra dosya” dedi. Kendisi ve çalışma arkadaşları hakkında yargı kararı verilmeden suçlu algısı oluşturulduğunu ileri süren İmamoğlu, soruşturmanın başından itibaren “suç örgütü lideri” ve “suç örgütü üyesi” gibi tanımlamalarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.
İmamoğlu, yargılamanın sonucunun medya üzerinden değil, hukuki deliller ve mahkeme kararıyla belirlenmesi gerektiğini söyledi.Ekrem İmamoğlu, İBB’ye yönelik operasyonun 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından siyasi saiklerle başlatıldığını öne sürdü.
İktidarın İstanbul’daki seçim yenilgisinin ardından soruşturma sürecinin şekillendiğini savunan İmamoğlu, İstanbul’a yapılan başsavcı atamasının da bu sürecin bir parçası olduğunu söyledi. İmamoğlu, 2024’ün Mayıs ve Haziran aylarında İstanbul’a yönelik bir operasyon yapılacağına ilişkin duyumlar aldığını, bu kaygılarını daha sonra kamuoyuna açıkladığını söyledi.
Esenyurt Belediyesi’ne yönelik operasyonu da bu sürecin başlangıç aşamalarından biri olarak değerlendiren İmamoğlu, 19 Mart 2025’te kendisinin gözaltına alınmasına uzanan gelişmelerin sistemli bir çalışma olduğunu savundu.
İmamoğlu, “Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon” dedi.







