BİANET'E GELENLER – EKİM 2026
İletişim Yayınları'ndan 14 yeni kitap

İletişim Yayınları’ndan bianet’e gelen 14 yeni kitabı sizlerle paylaşıyoruz.
Ebru Ojen'in Aşı romanı, Bazid şehirlerinde esen soğuk rüzgârla başlayan ve gizemli bir hastalığın yayılmasını konu alıyor.
Burçin Tetik, Birimiz Hatırlasa Yeter’de yaşamın farklı evrelerinde farklı sınavlardan geçen insanların hikâyelerini anlatıyor.
Deli Kadınlar, 20. yüzyıldan 21. yüzyıla, Türkiye’de kadın sanatçıların varoluşunu gözden geçiriyor. Onların sanat kurumlarıyla ve yerleşik sanat ortamıyla mücadeleli ilişkilerine bakıyor.
Ödüllü yazar Nathacha Appanah, 25 yaşında kurtulmayı başardığı kâbusun onda bıraktıklarından yola çıkarak kendisinin ve diğer kadınların, belki de sevdiklerinden şiddet gören, sevdikleri tarafından öldürülen tüm kadınların hikâyesini anlatıyor.
Hayvan refahı, kapitalist sömürü mekanizmalarından bağımsız ele alınabilir mi? Hayvan hakları üzerine yapılan geleneksel tartışmalar sıklıkla ahlâki tercihler, bireysel merhamet ya da hukuki düzenlemeler üzerinden yapılıyor. Oysa hayvanların karşı karşıya kaldıkları tahakküm ve sömürüye neden olan tarihsel ve toplumsal koşulları gözetmeyen herhangi bir anlayışın hayvan sorununda kalıcı bir çözüm üretemeyeceğini savunan Mehmet Kanatlı, Hayvanların Sefaleti’nde hayvanların özgürleşmesini bütüncül bir perspektifle inceliyor.
“Şimdi bu kitapta bu kez edebiyatçılar ‘Buradayız Ahparig’ diye sesleniyorlar. Onun sözünden, sesinden, yok edilememiş varlığından ilham alarak kendi edebî dünyalarını yeniden kuruyorlar. Yazdıkları öykülerle Hrant Dink’in sözünü genişletirken, bir yandan da o büyük vicdan atlasının parçası oluyorlar.
Orada olanlar hatırlayacaktır, Hrant’ın on binlerce kişinin katıldığı cenaze töreninde akıldan çıkmayan görüntülerden biri de şuydu: Siyah yas elbiseleri içinde Ermeni gençlerin taşıdıkları tabutun etrafında bir anda onlarca beyaz güvercin belirmişti. Tedirginliği kalbinde, özgürlüğü kanadında güvercinler, uzun süre cenazeye eşlik etti, Hrant’ı ebedi yolculuğuna uğurladı.
Bugün o güvercinler bu öykülerin arasında dolaşıyor; Hrant’ın ruhuna, o güzel ruha bizden de bir selam götürmek için.”
Özgür Çırak, 2020 yılında Türkan Saylan Sanat Ödülü’nü kazanan öykü kitabı Sıcacık Bir Ev'de alt/orta sınıf insanların, işçilerin, yalnızların, toplumun kıyısında kalmış bireylerin içinde debelenip durdukları cendereyi anlatıyor.
Birkaç haftalık ömrü kalmış kanser hastası bir adamın, genç eşine ve çocuğuna güzel hatıralar bırakma çabasının ve geçmişiyle hesaplaşmasının hikâyesi.
Kerem Bakıcı, sevgilisinden gelen mektuplar kesilince, yedi yıllık mahpusluğun ardından hapishaneden kaçan Merdan’ın hikâyesini anlatıyor.
Oktay Özman, Surdışı İstanbul’da Bakırköy’den Merter’e, Zeytinburnu’ndan Eyüp’e, Bağcılar’dan Silivri’ye, eski ve yeni, antik ve modern yolların izinden gidiyor, İstanbul’un tarihî çekirdeğinin dışına bakıyor ve bizi yine yüzyıllara uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.
Yüzyılı geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyayla kurduğu ilişkileri tarihsel ve kavramsal bir çerçevede inceleyen Türkiye’nin Dış Politikası: Tarih, Kuram, Aktörler, Osmanlı mirasından ulus-devletin kuruluşuna, Soğuk Savaş’ın belirleyici etkilerinden 21. yüzyılın dış politika dönüşümlerine uzanan kapsamlı bir analiz sunuyor. Türkiye’nin dış politikasını şekillendiren tehdit algılarını, güvenlik önceliklerini ve temel sorun alanlarını bölgesel ve küresel bağlamlarıyla birlikte değerlendiriyor.
“Bir yandan tempolu ve nefes nefese, diğer yandansa tuhaf bir lakaytlık ve şakacılıkla ve ilkbahar kokan bir dille, mutluluğu melankolide aramanın verdiği özgürlüğü anlatıyor bu roman.” –Alexander Sodlloch Norddeutsche Rundfunk
“100 yıldan uzun zaman önce, kömürün güçlü olduğu dönemde ve işçi sınıfı kömürle ‘işleyen’ üretim ilişkileri içinde mücadele ederken Rosa Luxemburg ‘ya barbarlık, ya sosyalizm’ diyordu. Bugün o barbarlığın adı fosil düzendir. Musluğu kapatan, kömür çağının sosyalizmi değil, tesisatı değiştiren komünizm olacak. Borularla her yere taşınan, hayatın her alanına nüfuz eden petrol ve gaz çağında yaşasaydı Luxemburg ‘ya fosil düzen, ya komünizm’ demez miydi?”
Massimo De Carolis, Yeniden Feodalleşme kitabında sadece Batı toplumları için değil, her toplumsal formasyon için geçerli olabilecek bir kavramsallaştırmaya girişiyor ve yeniden feodalleşme dinamiğinin bugünkü tezahürlerini kamusal çıkarlar ve özel çıkarlar çatışmasının tarihselleştirilmesinden bağışık görmüyor, onun köklerini Batı modernitesine kadar götürüp yeniden çağdaş tartışmalara getirerek anlamlı neticeler çıkarıyor. Okura demokrasiyi, hukuku, devleti ele alırken mutlaka akılda tutması gereken bir analiz çerçevesi sunuyor.
(VC)














