BİANET'E GELENLER – EYLÜL 2026
İletişim Yayınları'ndan 12 yeni kitap

İletişim Yayınları’ndan bianet’e gelen 12 yeni kitabı sizlerle paylaşıyoruz..
Çiğdem Mater Nisan 2022’de, işlemediği bir suç, çekmediği bir film, katılmadığı bir toplantı gerekçe gösterilerek, Gezi Davası’nda on sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishanenin monoton yaşamını okuyarak ve yazarak kırmaya çalışan Mater’in Tuhaf, Saçma, Neyse... İçeriden Dışarıya Bakmak’ta hapishanede yazdığı, bir kısmı yayımlanmış yazıları ve kendisiyle yapılan bir söyleşi yer alıyor.

‘Tuhaf, Saçma ve Neyse’: Çiğdem Mater’in ilk kitabı 18 Eylül’de raflarda
Erhan Özşeker ve Toygar Sinan Baykan, Türkiye’de Felaketlerin Politikası’nda, yüzlerce cana mal olan faciaları masaya yatırıyorlar: Şubat 2023 depreminin genel felaket tablosu ve tek tek skandal vakalar, Marmara ve Karadeniz sel baskınları, Aladağ öğrenci yurdu, Beşiktaş gece kulübü ve Kartalkaya otel yangınları, Pamukova ve Çorlu tren “kazaları”, iş cinayetleri, iş katliamları, Soma maden faciası...
Menekşe Tokyay, Yeni Yalnızlar - Dijital Çağın Çocukları’nda giderek büyüyen bu dijital yalnızlık salgınını hem sebepleri hem de sonuçlarıyla inceliyor. Konuya çocuğun üstün yararı perspektifinden yaklaşan Tokyay, “Ne yapabiliriz?” sorusuna Türkiye’den ve dünyadan verdiği örneklerle yanıtlar arıyor.
Erdal Gezik, Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e uzanan bir tarihsel seyirde seyitlik geleneği, Alevi ocakları, devlet ve aşiretler arasındaki uyumu ve çatışmaları etraflı biçimde inceliyor. Yaptığı yüzlerce görüşme, saha araştırmaları, aile belgeleri ve geniş bir kaynak yelpazesine dayanan kitabında odağa inancın taşıyıcılarının anlattıklarını alıyor. Bu sayede Dersim ocakları etrafında kurulan kalıtsal, kutsal bağların da adeta haritasını çıkarıp tarihe bunlar üzerinden bakıyor.
“Öfkeli Genç Türkler”, yeni milliyetçiliğin İYİ Parti, Zafer Partisi ve başka kurumsal mecralarla etkileşimine de göz atıyor. Ayrıca, göçmen karşıtı kampanyalardan Saraçhane direnişine, bu akımın eylemlilik içinde kendini nasıl ifade ettiğine bakıyor.
Slavoj Žižek Liberal Faşizmler’de Trump’ın ikinci başkanlık dönemini yalnızca otoriterliğin ya da bildiğimiz anlamda faşizmin geri dönüşü olarak görmenin yetersiz olduğunu savunuyor. Ona göre karşımızda daha tuhaf bir bileşim var: Devletin denetim ve baskı araçlarını genişletirken piyasayı, şirketleri ve yeni dijital oligarkları her türlü sınırlamadan kurtarmayı vaat eden bir “liberal faşizm”. Bu çelişkinin izini Trump’ın ABD’sinden Putin’in Rusyası’na, Modi’nin Hindistanı’ndan Avrupa’ya, Çin’e ve Ortadoğu’ya kadar süren Žižek, Gazze’deki yıkımdan yapay zekâya, “de-kolonizasyon” tartışmalarından yeni sağ popülizme, Peter Thiel ve Palantir’in temsil ettiği tekno-feodal dünyadan solun kendi açmazlarına uzanan geniş bir siyasi manzara sunuyor.
Gonca Saygın, Benibeşer Seni N’eyler?’de, insanların birbirini ne hale koyduğu, yaşamlarını nasıl etkilediği fikrinden yola çıkarak, bambaşka hayatlara sahip kişiler etrafında örülü on üç farklı öyküye yer veriyor.
Hatice Meryem, erkek dünyanın dayatmalarına, zulmüne ve sıkıcılığına benzersiz “hünerleri” ile kafa tutan kadınların hikâyelerini anlatıyor.
Kanon Mücadelesi, 1960’tan 1990’lara uzanan nispeten kısa bir döneme odaklansa da ayrıntıları öne çıkararak Melih Cevdet Anday, Halkın Dostları, Cahit Zarifoğlu ve Turgut Uyar’a açılan hayli uzun bir yolun menzillerinde tek tek duruyor. Yöntemi, odaklandığı dönemin tarihsel etkilerini sunması, ayrıntıları ele alış biçimiyle görünenin ardındaki niyetlere ve endişelere işaret ederek farklı bir edebiyat tarihi anlatıyor.
George Orwell, Katalonya’ya Bin Selam’da İspanya İç Savaşı’nı olayları uzaktan seyreden bir aydının değil, cephede savaşmış, yaralanmış, ihanete uğramış bir tanığın sesiyle anlatır. 1936’da faşizmle savaşmak üzere Barcelona’ya giden Orwell, kısa sürede kendini hem Franco birliklerine karşı verilen askerî mücadelenin içinde hem de solun içindeki hesaplaşmaların, parti kavgalarının ve tasfiyelerin ortasında bulur. Orwell’in devrimci umutlarıyla siyasi gerçeklik arasındaki kırılmayı gösteren Katalonya’ya Bin Selam, 20. yüzyılın devrimci hayallerini ve hayal kırıklıklarını anlamak için önemli bir metindir.
Neandros, Büyükada açıklarında bin küsur yıldır kimsenin rahatsız etmediği küçük, ıssız bir ada. Destursuz gidemezsiniz. Sahillerinde levhalar size devletin gözetimi altında olduğunuzu bildirir, buraya ayak basamazsın der. Komşu adamda uslu uslu oturduğum bir gün, ufukta gördüğüme sığamayıp hırsıma yenildim; Marmara Denizi’nin bu bakir adasını yazmaya koyuldum. Artık Neandros’un da bir destanı var. –Gündüz Vassaf
21. yüzyılın yeni faşizmine dair bir distopik siyasi polisiye... Avrupa Birliği artık yok. Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi Almanya’da da milliyetçiler ve yabancı düşmanları iktidarda. Göçmen kökenli Alman vatandaşlarının çoğu geçici kamplarda tutuluyor ve onları kabul edecek bir ülkeye gönderilmeyi bekliyorlar. Kamptan kurtulmaya çalışan küçük bir siyah grubuyla, geçmişte iz süren bir Yunan siyasi göçmeni buluşturan, -Berlin’deki Türkiyeli göçmenlerin de bir ucundan karıştıkları- heyecanlı bir kaçış hikâyesi...
(VC)












